Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Özgecan’ın çocuksu sesi

18 Şubat 2015 Çarşamba

Bu sütunlarda bugün tanıtacağım 43. İstanbul Festivali programını haftaya erteledim. Ben de Özgecan’dan söz edeceğim, onun müzik tutkusuna değinip günlerdir basında anlatılan kişiliğine bir yön daha ekleyeceğim

[Haber görseli]

"Özgecan’ın kardeşi Beste’ye sahip çıkmalıyız. Beste’nin operacı olarak Mersin’i ve ülkemizi başarıyla temsil edeceğine inanıyorum. Özgecan’ın acısı onu kamçılayacaktır.”

Özgecan Aslan’ın hunharca öldürülmesinden sonra günlerdir bütün Türkiye ayakta. Herkesin içi kan ağlarken, Türkiye bu asal sorunuyla nasıl başa çıkacağını bilemezken, bu sütunlarda bugün tanıtacağım 43. İstanbul Festivali programını haftaya erteledim. Ben de Özgecan’dan söz edeceğim, onun müzik tutkusuna değinip günlerdir basında anlatılan kişiliğine bir yön daha ekleyeceğim.
Mersin’ndeki aydın bir dostumdan, Vahap Kokulu’dan bir mektup aldım. Vahap Bey Mersin’de klasik müziği geniş kitlelere yaymak adına korolar kuran, basbariton sesiyle korolarda söyleyen; AKOB Dergisi’nin (Akdeniz Opera ve Bale Kulübü Kültür-Sanat) yazıişleri müdürü, Mersin ve Mersinliler üzerine denemeler, öyküler yazan bir aydınımız.
Vahap Bey ve değerli müzik öğretmeni Engin Aktuğ 2008’de hiçbir derneğe bağlı olmayan; söyleyecekleri şarkılar dahil bütün kararların demokratikçe koro üyeleri tarafından verildiği bir çoksesli koro kurmuşlardı. Kentteki pek çok müzik olayına öncülük eden değerli bestecimiz rahmetli Nevit Kodallı da bu demokratik kuruluşu desteklemişti. Mersin’in ortasında, Marina Vista binasının zemin katında, ısı olmayan bir depo alanında ilk çalışmalarına başlamışlardı.
Vahap Bey anlatıyor: “Bir gün bir baba yanında iki kız çocuğu ile geldi. Biz, baba ve kızlarım, koronuzda yer almak istiyoruz, dedi. Kızlarından birisi 13, diğeri 17 yaşındaydı. Baba ve büyük kızının ses renkleri uygun bulundu, koronun üyeleri oldular. Küçük kızın sesi ise ‘çocuk’tu, henüz gençler ve büyüklerin yer aldığı koroda söyleyemezdi. Ama uzun bir süre aramıza dinleyici olarak katıldı. Sanıyorum seslendirdiğimiz şarkıların tamamını öğrenmişti. Bu iki kız kardeş sürekli beraber gelip gidiyorlardı, her ikisi de çok sevimli ve güzel kızlardı. Bir süre sonra baba iş şartları nedeniyle mazeret bildirdi ve koromuzdan ayrıldı.
Bu arada büyük kız, opera sanatçısı olmayı aklına koydu. Babası buldu buluşturdu, ona özel dersler aldırdı. Böylece Adana Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarını kazandı.
Onlar bizim Kiremithane Mahallesi’nde mütevazı bir evde yaşıyan komşumuzdu.
O babaya ve kızlarına rastladığımda hep müzik üzerine konuşurduk. AKOB’ dergimizin fanatikleri olmuşlardı. Sonra o küçük kızın da burslu olarak bir üniversitenin psikoloji bölümünü kazandığını öğrendim.
Konservatuvarda şan okuyan kızın adı ‘Beste’. Kızların babasının adı ‘Mehmet’
Küçük kızın adı ise ‘Özgecan’!
Özgecan Aslan bu hafta vahşice öldürüldü..
Mersin’in yaşam kalitesine verdiğimiz emeklere karşın vahşice bir katliam.
Şimdi Beste’ye sahip çıkmalıyız. Beste’nin operacı olarak Mersin’i ve ülkemizi başarıyla temsil edeceğine inanıyorum. Özgecan’ın acısı onu kamçılayacaktır.”
Bilmem bu mektuba ekleyecek başka söz var mı!

Tümü Evin İlyasoğlu - Son yazıları

Düşler, Gezegenler Ve Bifo 20 Mart 2019 Çar
İstanbul’un en eski orkestrası 13 Mart 2019 Çar
‘Çıkrıkçılar Yokuşu’ 6 Mart 2019 Çar