İlhan Selçuk

Kabahat ya da Suç Kimde?..

20 Ağustos 2004 Cuma

PENCERE

İLHAN SELÇUK

Kabahat ya da Suç Kimde?..

İstanbul’un su altında kalmasının tadını medya çıkarttı; birbirinden güzel fotoğraflarla “felaket” sergilendi; yazılar da etkiliydi; hepimiz her şeyi biliyorduk; gizlisi saklısı yoktu ki bu işin...

*

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra nüfus patlaması..

Köyden kente göçün başlaması..

Tapulu ya da tapusuz arazide kondulaşma süreci..

Plansız yerleşimin salgınlaşması..

İktidara geçen siyasal partilerin seçim kazanmak için başıbozuk yerleşime göz yummaları..

Hukukun, yasaların çiğnenmesi..

Gecekondu mafyasının oluşması..

Oy uğruna her şeye göz yumulması..

İstanbul’da kanun dışı hemşeri mahalleleri, kondu bölgeleri, dinci yerleşim birimleri, yağma düzeni..

Yasadışı yerleşimlerde cami yaptırma dernekleri..

Kondulardan apartmanlara geçiş süreci..

Kat sayılarının arttırılması..

Bileği güçlü olanın üste çıkması..

Zenginlerin şehrin merkezini, yoksulların çevreyi yağmalayıp paylaşarak yeni bir yaşam modeli yaratmaları..

Kamu düzeni, şehircilik, imar, yasa masa gibi kavramların güçlü-güçsüz dalaşmasına dönüşmesi..

12 Mart ve 12 Eylül gibi olağanüstü dönemlerde yoksul kesimlerden solculuğun tasfiyesi..

Solculuğun yerini dinciliğin doldurması..

İstanbul’un en büyük kent olarak örnek oluşturup çığrından çıkması..

Ve yağmurun yağması..

Sellerin ortalığı basması..

Altyapısız, tapusuz, plansız, programsız bir keşmekeşte çığlık çığlığa imdat sesleri..

Ne var ki yapılacak hiçbir şeyin olmaması..

Allah’a emanet koca bir kent..

Sokak manzaraları..

İnsan görüntüleri...

*

Çok uzun sayılabilecek bir süreçte göz göre göre yaşanan yağmacılık düzeniyle vardığımız bugünkü evlere şenlik sonuçta kimsenin kimseden şekvaya hakkı yoktur...

Herkes olanbiteni sineye çekecek...

Bektaşi bir gün bakmış ki köylüler köy meydanında bir araya gelmişler, yola düzülüyorlar...

Sormuş:

- Nereye?..

- Yağmur duası için karşı tepeye..

Kalabalığa karışan Baba Erenler yolda tarlasının yanından geçerlerken elindeki sopayı toprağa daldırıp başını göğe kaldırmış; yukarıdakini uyarmış:

- Bizimki de burası!..

Yağmur duasından sonra birden gök boşanmış, ortalığı seller kaplamış, Bektaşi dönerken görmüş ki tarlasında ne var ne yok sular götürmüş, ne tohum ne filiz kalmış, felaket mi felaket...

Ellerini açıp yukarıya seslenmiş:

- Kabahat sende değil, sana burayı gösteren pezevenkte!..

(20 Ağustos 2004 tarihli yazısı)