Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Demokrasi Zaten Hep ‘Bekleme Odası’nda

31 Mart 2015 Salı

"Ben değişmedim o değişti” diye yazacaktım ki, parmaklarım beni yine “yüksek siyaset”e itti. Dananın kuyruğu orada zorlanıyor, koptu kopacak.. Bu nedenle eğlenceye bi ara verelim...
1) CHP’nin önseçimle aday belirleme kararı, tabanda yankı yarattı. Demokrasiye inanmış partiler, üyelerine, ona oy verenlere de parti içinde demokrasiyi tattırmazsa eksik kalır. Parti içinde demokrasi derken, bunun en asli unsuru en azından üyelerinizi partinin temel faaliyetlerine çekmenizdir.
Tamam Kurultay’a delegeler üyeleri temsilen seçilip gidiyorlar. Ama Kurultay kadar önemli olan milletvekilliği aday belirleme sürecidir. Burada tabanı işleteceksiniz. Ki üyeliğinin fonksiyonel olduğunu görsün. Kendisini partinin siyasi kimliğiyle özdeşleştirsin.
Önseçim, partiye egemen olan “yönetici elitin” durmadan kendilerini yeniden üretmelerini de engelleyici nitelik taşır. Ayrıca partiyi yeniler. Bazı temel taşların dışında, parti programına bağlı yeni insanların Meclis’e girmesini ve gençleşmeyi sağlar.
AKP, HDP, MHP hepsi adayları atıyor. Hepsi kendilerine tam biat edecek kişileri seçme peşinde.. Ama hepsi de demokratik!

RTE Davutoğlu’na bastırdı
Davutoğlu’nun, Gündemimizde Başkanlık Sistemi yok demesinin üzerinden az bir süre geçti. RTE bastırdı ve Başkanlık Sistemi’nin programa gireceği belli oldu. Davutoğlu çaresiz nasıl bir başkanlık sistemi olacağını oturup yazıyor.
Şu sözü ilginç: “Bir taraftan Başbakanlık yaparken, başka bir sistemin içindeymişim gibi davranamam.” Yani parlamenter sistemin parçasıyım, şimdi benden kimse bunu yok sayarak Başkanlık Sistemi doğrultusunda davranmamı beklemesin...
Bunu RTE’ye söylüyor, fakat Başkanlık Sistemi’nde, Başbakanlık ile Başkanlık arasında bir ortayol arayışı içinde olduğu görülüyor. RTE, şu şöyle bu böyle olsun diye diye, Davutoğlu’nu kendine biçtiği sisteme getirmeye çalışıyor. Bakalım ne doğacak.
RTE resmen hükümetin icracı yeteneğini dumura uğrattı. Hükümet üzerine bütün ağırlığıyla çöktü ve tüm ipleri eline aldı. Bu süreç Hakan Fidan’ı Davutoğlu’ndan geri almasıyla başladı. Sonra da Çözüm Süreci’ni durdurdu.
10 maddelik hükümet ile Kürtler arasındaki Dolmabahçe Deklarasyonu’ndan herhangi birinin gerçekleşme olasılığı yok gibi. Ne Hakikatler Komisyonu kurulur bu Meclis’te, kurulsa bile göstermelik olur.. Ne de bir İzleme Komisyonu. Meclis seçime gidiyor...
RTE, çözüm sürecini devralan Davutoğlu ve bakanlarına “acemi çaylak”, iş bilmez, tam seçim öncesi PKK’ye teslim oldular, muamelesi mi yaptı?!Öyle gibi. Süreç durdu.
PKK seçime kadar Türkiye’ye karşı silah bırakmayı şarta bağlayacak Kongre’yi toplar mı? Sanmıyorum. Toplasa bile göstermelik olur.

Aman PKK olay çıkartsa da...
PKK, bundan önceki açıklamalarını unutup, seçim sürecinde rahat durur mu? Evet. Çünkü HDP bir rüzgâr aldı ve barajı aştı gibi. Dolayısıyla Meclis’te RTE’ye karşı bir siyasi güç kazanacak. Kürt Silahlı Hareketi, rüzgârı kesecek önemli bir eylem yapmaz. Yoksa Demirtaş’ın seçim politikası da kararır ve baraja takılır.
RTE’nin süreci durdurması, AKP’den yüklü bir oyun HDP’ye kaçmakta olduğunu görmesinden sonra oldu. AKP oyunun yüzde 40 civarına düşmesi de, siyasal panik yarattı AKP’de. Hepsi şimdi Demirtaş’a yükleniyor. CHP’den bir akış olmasa dahi, HDP’nin barajı aşacağı kesin gibi. Yetmez ama evetçi korosunun şimdi de oylar HDP’ye propagandası, HDP-AKP anlaşmasının mükemmel zeminini hazırlayabilir mi?
Bu takımın siyasal hayatı yanılgılar, saptırmalar, özür dilemelerle geçti. Belki de şimdi tam yerlerini buldular. Maksat ülkeyi yıkıp geçmekse, hepsi buna tepeden tırnağa hazır.
Gelinen nokta şu: AKP’den oy kayması sonucu, iktidar, PKK’nin eylem yapmasını bile neredeyse arzu eder hale geldi. İşler tersine döndü. Düne kadar “aman seçim sürecinde çatışma olmasın” politikası uygulayan RTE ve hükümet, şimdi ise neredeyse aman olay olsa da HDP Meclis’e giremese, noktasında.
Bu açıdan PKK sessiz kalır; HDP AKP’den önemli ölçüde oy koparır, Meclis’e girer. Kaçınılmaz olarak yeni bir tablo ortaya çıkacaktır.
Unutmadan: Cumhurbaşkanı’nın hükümete tüm bu müdahaleleri, şüphesiz anayasal suçtur. Ama konuyu en azından bu açıdan araştıracak bir Cumhuriyet Savcısı da yoktur.