Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Misak-ı İktisadi!

1 Nisan 2015 Çarşamba

Misak-ı Milli Kurtuluş Savaşımızın bir bakıma anayasası idi. Mustafa Kemal Atatürk, daha 1. Dünya Savaşı’nın bitiminde kafasına gerçek bir harita koymuş, adım adım hedefine ulaşmıştı.
Ancak ülke kurmak sadece sınırları net çizmek ve bir yönetim oluşturmaktan ibaret değildi.
Bağımsızlığın bir koşulu ulusal bilinç ise başka bir koşulu da ekonomi idi.
Ekonomide karar mekanizmaları ülkenin başkentinde değilse, orada tam bağımsızlık yok demektir.
Bu gerçeği bilen Atatürk, daha Kurtuluş Savaşı’nın toplumsal yorgunluğu bitmeden, büyük bir kuruluş heyecanı yaratırken İzmir İktisat Kongresi’ni topladı. Cumhuriyetin ilanının da öncesinde, 17 Şubat 1923’te toplanan bu kongrede alınan kararlar “Misak-ı İktisadi” yani iktisadi yemin olarak anılıyor.
Çiftçi, esnaf, tüccar, sanayici, işçi her kesimden 1135 temsilcinin katıldığı kongrede, ekonominin özel girişimciye açık, kalkınma öncelikli, refahın her kesime yayılmasını sağlama hedefli olması temel ilke olarak benimsendi.
1929’da tüm dünyayı saran “büyük buhran” İzmir İktisat Kongresi’nin hedeflerinde yenilemelere neden ol-du. Devlet ağırlıklı kalkınma öne çıktı. Sümerbank’tan Eti’ye kurulan yeni fabrikalar sadece ekonomi amaçlı değildi. Aynı zamanda toplumsal gelişimin hızını arttırmayı da hedefliyordu. Bu fabrikaların hemen tümünde kültür ve toplumsal buluşma hedefli alanlar da vardı.
Bu satırların yazarı büyük perdede ilk filmi Nazilli Sümerbank fabrikasının sinemasında izledi.

***

Aradan geçen 90 yılı aşkın zaman diliminin ardından geçmişten bugüne bakınca, ekonominin temellerinin değişmediğini görüyoruz. Temelleri sağlam her ülke bunda ekonominin büyük payı olduğunu biliyor ve ona göre 21. yüzyıl politikaları üretiyor.
Bunun için de yeniden keşiflere gerek yok. İşin özü, üretim ekonomisi.
Bu özü kaybeden ülkelerin ekonomisi de erozyona uğruyor.
Bugün AKP iktidarının yaptıklarıyla İzmir İktisat Kongresi’nde vücut bulan Misak-ı İktisadi karşılaştırılınca şu ortaya çıkıyor.
AKP, Türkiye’nin sadece toplumsal, kültürel değil, ekonomi birimini de tüketen partidir.
1923 ruhu üretme ve yapma hedefliydi; AKP ise tüketme ve satma hedeflidir.
Tüm özelleştirmelerin yüzde 70’i AKP iktidarı döneminde yapıldı. Bunlara karşılık, herhangi bir sektörde öncülük etmemizi sağlayacak yatırım yapılmadı.

***

Başta ABD olmak üzere, zengin kuzey ülkelerinin tümü onca liberal politika havası atmalarına karşın, devletin yönlendiren, kontrol eden, yerine göre yatırım yapan rolünü göz ardı etmiyorlar.
Su, 19. yüzyılda da 100 derecede kaynıyordu, şimdi de...
Ekonominin temel gerçekleri de bu kadar kesindir.
Üretim ekonomisi suyun 100 derecede kaynaması kadar tartışmasız bir gerçektir.
AKP iktidarında “iktisat” sözcüğü de erozyona uğradı, elde sadece son hecesi kaldı.

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Binali Bey... Artık çekilin! 18 Nisan 2019 Per
Köy Enstitüleri: Bilginin üretim hali! 17 Nisan 2019 Çar
İmamoğlu: İğne deliği kadar boşluk yok! 16 Nisan 2019 Sal

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Mustafa Kemal Atatürk