Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Kömüre Hücum

1 Nisan 2015 Çarşamba

Türkiye’nin enerji kullanımındaki ithalat bağımlılığının, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve dış açık açısından en önemli sorunlardan birisi olarak değerlendirilmekte olduğunu biliyoruz. Nitekim, 1990’lı yıllarda yüzde 75 oranında olan yerli kaynaklara dayalı elektrik üretiminin payı, 2002’de yüzde 50’ye gerilemiş, 2014 sonu itibarıyla da yüzde 37 olarak gerçekleşmiştir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın verileri yurtiçinde arz edilen enerjinin neredeyse yüzde 75’inin net ithalatla karşılandığını göstermektedir.
Bu tehdit karşısında hükümetin enerji konusundaki planlarının iki hedef üzerine inşa edilmekte olduğunu görüyoruz: Artan elektrik enerjisi talebini karşılamak ve dışa bağımlılığı azaltmak. Bu hedefler doğrultusunda önümüzdeki on yıl boyunca elektrik üretiminin en önemli unsuru olarak kömür sektörü ön plana çıkarılmaktadır. Nitekim Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da 2012 yılını “kömür yılı” olarak ilan etmişti. “Kömüre hücum” planının bir yandan ucuz enerji kaynağı olarak enerji güvenliğimizi artıracağı varsayılırken diğer yandan bölgesel kalkınmayı özendireceği ve dış açığımızı azaltacağı beklenmektedir.
“Kömüre hücum” planı üzerine yakın geçmişte iki önemli rapor hazırlandı: Bunlardan birincisi Bloomberg New Energy Finance ve WWF-Türkiye (BNEF-WWF) tarafından hazırlanan “Türkiye’nin Değişen Elektrik Piyasaları” başlıklı raporu (*) ; diğeri ise International Institute for Sustainable DevelopmentGlobal Subsidies Initiative (IISD-GSI) tarafından hazırlanan (**) “Türkiye’de Kömür ve Yenilenebilir Enerji Teşvikleri” konulu raporu. Her iki rapor da birbirini tamamlayan bulgular sunarak, Türkiye ekonomisinin enerji darboğazını aşma konusunda önemli uyarılar içerirken, bir yandan da alternatif enerji kaynaklarının önemini vurguluyor.

***

BNEF-WWF bulgularına göre Türkiye’de elektrik enerjisi talebi 2023’te 373 terawattsaat (TWh), 2030’da ise 462 TWh’a ulaşacaktır. Hükümetin “kömüre hücum” planı taşkömürü ve linyite dayalı termik santral kapasitesini önemli ölçüde artıracaktır. Bu iki kaynağın elektrik üretimindeki toplam payı 2013-2030 yılları arasında yüzde 26’dan yüzde 35’e yükselecektir. BNEFWWF yazarları, söz konusu resmi projeksiyona alternatif olarak geliştirdikleri Yenilenebilir Enerji Senaryosu altında, önümüzdeki on yıl içerisinde elektrik talebinde beklenen artışın önemli bir bölümünü yeni kömür santralları yerine, başta rüzgâr ve güneş olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanabileceğini öngörmektedir.

***

Kömür ağırlıklı enerji üretimi çoğunlukla kömür işletmeciliğinin “iktisadi maliyetlerinin daha ucuz olduğu” varsayımına dayandırılmaktadır. Oysa İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’nden Sevil Acar Hoca ve arkadaşlarının IISD-GSI çalışması Türkiye’de kömüre sağlanan teşviklerin önemli boyutlarda olduğunu; bir ön değerlendirmeyle bu teşviklerin tahmini düzeyinin kilovat saat (kWh) başına 0.01-0.02 USD Doları aralığında olduğunu ortaya koymaktadır. IISD-GSI raporundaki hesaplamalara göre 2013 yılında kömür endüstrisine verilen toplam ölçülebilir teşvik miktarı yaklaşık 730 milyon dolara ulaşmaktadır. Bu rakam, taşkömürü sektörüne yapılan doğrudan aktarımları, kömür rezervlerinin araştırılması için verilen teşvikleri, kömürlü elektrik santrallarının iyileştirilmesini ve yoksul ailelere yapılan kömür yardımını kapsamaktadır. Diğer yandan bu teşviklerin, yeni teşvik ve garantiler de eklenerek devam etmesi, ülkeyi kömüre bağımlı bir teknik, kurumsal ve hukuki yapıya mahkûm etmekte ve yenilenebilir enerjilerin gelişmesinin önünü tıkamaktadır.
Kömürün yaygın sağlık ve çevre kirliliği yaratan bir sektör olduğu da unutulmaması gereken bir olgudur. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin 2012 yılına ait toplam karbondioksit ve sera gazları salımları 439 milyon tona ulaşmıştır. Bunun 308 milyon tonu enerji üretimi kaynaklı olup elektrik enerjisi üretimi bu toplamın yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır.
Nitekim, IISD-GSI raporu, kilovat saat başına sağlık maliyetleri, karbondioksit ve sera gazlarının maliyetleri ve teşvikler dahil olmak üzere nihai maliyetler hesaba katıldığında kömüre dayalı elektrik üretiminin bugün bile rüzgâr ve fotovoltaik güneş enerjisinden daha pahalı olduğunu belgelemektedir.
Bütün bu gerçeklere karşın Türkiye’nin süregelen enerji politikası sürekli olarak abartılı talep öngörüleriyle ileride büyük bir enerji açığı ile karşı karşıya olduğu şantajına dayandırılmakta, yerli ve uluslararası enerji tekellerine denetimsiz proje lisansları sunmaya hizmet etmektedir. Oysa gelişmişlik, enerji tüketimini hızla artırmakla değil; enerjiyi verimli kullanmakla, tüketimi azaltmakla ve yenilenebilir kaynakların enerji tüketimi içindeki payını artırmaya yönelik politikalarla ölçülmelidir.
Her iki raporun da yazarlarına Türkiye’nin bu çok önemli sorununa bilimin ışığında sundukları bulgular ve geliştirdikleri almaşık (ve aykırı) öneriler için teşekkür borçluyuz.

***

Değerli okurlarım; bu elinizdeki, 2005’ten bu yana sürdürdüğüm Ekonomi Politik köşesinin 500. yazısı oldu. Değerli destekleriniz ve sıcak ilginiz için sizlere teşekkürlerimi sunarım.

(*) “Türkiye’nin Yenilenebilir Gücü: Türkiye İçin Elektrik Enerjisi Arz Senaryoları” http:// www.wwf.org.tr/?3640
(**) Sevil Acar, Lucy Kitson ve Richard Bridle (Mart 2015) “Türkiye’de Kömür ve Yenilenebilir Enerji Teşvikleri” http://www. iisd.org/gsi/sites/default/files/ffsandrens_ turkey_coal_ tk.pdf