Köşe Yazısı

A+ A-
Türkkaya Ataöv

Tarih ve Ruhbilim Uzmanlık İşidir!

27 Kasım 2008 Perşembe

ŞuMustafasözde belgeseline çok kısa değinmeyi görev sayarım. Tarih ve de ruhbilim, engin uzmanlık, ondan da öte, kişilere ve uluslara hakça davranış, dengeli bir yansızlık, geçmişin anlamlı yanlarını öne çıkarma ve iyi niyet ister. Örneğin, Afrika tarihi üstüne Oxford ve Cambridge yayınlarını yıllar önce okudum ve kendi kitabımda eleştirdim. Sömürgeci kurgularında bilim dışı eksiklikler, yanlışlar ve aşağılamaların hastalıklarıyla doluydu. İzlenimime göre, Mustafa filmi de öyle. Yapanların tarih ve ruhbilim yetersizliklerini sergiliyor, yakın tarihimiz (ayrıca, ülkemiz) üstüne döndürülen oyunları çağrıştırıyor.

Filmin eleştirisi bir yazıya sığmaz. Kısaca: Dünya tarihinin herhalde en ilgiye değer devlet adamı, kuramcısı ve uygulayıcısı Mustafa Kemal Atatürk için yazılanların alt alta dizilmiş kaynakçası bile ciltler tutuyor. Bunların ancak belli başlılarına New Yorkta bu yıl basılmış bir kitabımda göndermeler yaptım. Arjantinden Hindistana, Rusyadan Arap dünyasına, Almanyadan Çine sayısız kitap ve yazı kaynağı ile tümünün üstünde anlaştığı önemli doğrular var.

Bu filmi yapanlarda bunları çağrıştıran bir titizlik yok. Onun yerini çok önemli eksiklikler ve yanlışlar alıyor. Öylesine ki, eksiklikler bile filmi yapanların bir tür sansürü. Çarpık bir Çanakkale vurgusu, temelden yanlış Samsun görevi, Sıvas ve Erzurum toplantılarını sorumsuzca atlayış, savaş ve cumhuriyet yıllarında onun çok belirgin önderlik konumunu yadsıma çabası Tarihçilik yöntemi yönünden ek açıklamalar bile gereksiz. Bu metni emperyalist çevrelerle bağlantısı olmayan saygın bir yabancı yayınevine basım için önersinler; alacakları yanıt bellidir. Ya da bu filmi örneğin Yeni Delhide Nehru Üniversitesinde göstermeye kalksınlar, rektörle adları belki de Mustafa Kemal Paşaolan profesörler, gösterimi daha ilk dakikalarında durduracaklardır.

Filmi yapanlar ruhbilimci de değil. Değersiz birkaç yazı okumakla tarihçi olunamayacağı gibi, böyle birinin kişiliğini inceleyebilmek için halk dilinde çok fırın ekmek yemek, başka deyişle, ruhçözüm bilimine yıllarını adamış olmak gerekir. Birkaç öneri, biraz dedikodu, sansasyoneğilimi ve para yeterli değil. Gerçek olanı propagandadan ayırmalı.

V. Volkan ve N. Itzkowitzin ortak bir kitabından da etkilenmişler. Kıbrıs Türkü (şimdi ABD yurttaşı) ruhbilimci doktor Volkanın klinik deneyimlerini siyaset incelemelerinin hizmetine sunan başarılı yapıtları ve başlattığı bir bilimsel süreli yayını da var. Özellikle kimi kişilerin ve toplumların dosttan başka düşmana da (iç birliktelik ve ulusal kişiliğin parçası olarak) gereksinim duydukları ve Türk-Yunan ruhsal ilişkileri üstüne ilginç yayınlarını okudum.

Ancak, Itzkowitzle ortak Atatürk kitabını tarihçiler de, ruhbilimciler de başarılı bulmadılar. Basmakalıp bir örnekle başlıyor, olağanüstü birinin çocukluk yaşamından gelişigüzel seçtikleriyle genel yorumlara yöneliyorlar.

Bir olayın ruhbilim açısından değer kazanması için durmadan yinelenen, yaşamının her yönünü etkileyen bir dokunun varlığı gerek. Hele doğrulukları kanıtlanmamış, annenin elini ya da yanağını öpmek gibi toplumun öğrettiğiama cımbızla seçilmiş olayları bilinçaltı istek gibi sunup onlara özel bir sapıklıkanlamı kondurmak temelden yanlış. Söz konusu kitap için Kaliforniya Devlet Üniversitesinden bir eleştirmen bu yayının Mustafa Kemalin kişiliğine ve tarihsel önemine bir şey katmadığı anlamında bir yazı yayımladı.

Benzersiz Atatürk, Can Dündar ruh bakımevine başvurup rahatsızım, beni bana anlat!diye bir istekte bulunmadı. Türk ve dünya tarihine damgasını vurmuş olağanüstü biri olarak yeterince biliniyor. Meslekten doktor biri ruhçözümügibi bir yönteme en başta kapısını çalan hastaya ilişkin bilgisi olmadığı için başvurur. Hastanın (başardığı, yazdığı ve bıraktığı somut belge ve bilgi yoksa) çocukluğuna gitmeye çalışarak onu anlamaya çalışır. S. Freud tanımadığı hastalarının bebekliklerine ve çocukluklarına inerek yeni yöntemler kazandırmıştır. Ancak, sonraki meslektaşı Erik H. Erikson çocuklukla sınırlı kalmaz, kişiliğin gelişmesini (bebeklikten yaşlılığa) tam sekiz evreye böler.

Atatürk örneğinde ise, yaptıkları ve yazdıkları çok bellidir. Ulusal önderden de ötedir, bize benzeyen toplumlar için örnek atılımların, başarıların öncüsüdür. Gandhi, Nehru, Nasır, Kenyatta, Şeyh Abdullah, Amanullah Han, Che, Nazrul İslam, İkbal ve niceleri ona ilişkin olarak bu filmi yapanların sözünü etmedikleri bunca şeyi bilirler. Atatürk, Erikson sınıflamasının sekiz evresinde de ters bir kimlik yaşamamıştır. Freuda sağlıklı insanın tanımını sormuşlar. İki sözcükle sevmek ve çalışmakdemiş. Yani, insanları sevmek ve çalışırken yaratmak. Atatürk ruh sağlığı olan insanın simgesiydi. Onu hazmedemeyenler kendi yanlışlarını, eksikliklerini, belki de hastalıklarını incelemeye alsınlar.

Her akşam bir büyük şişe rakısaçmalığını garsonu yıllar önceki televizyon konuşmasında yalandiye kestirip atmıştı. Öteki saçmalıklara da burada yer yok. Asıl yapılması gereken, birçok başkaları gibi alçakgönüllü başlangıcı bulunan birinin nasıl olup da bunca kişisel erdemleri ve becerileri kendinde topladığını, tüm olumsuzluklara karşın bir dizi başarıya nasıl ulaştığını, bunlarla da durmayıp ardından başka toplumlara da örnek olacak atılımları nasıl tasarlayıp uyguladığını ve tüm bunları bu kısa süreye nasıl sıkıştırdığını incelemektir.

Özellikle genç kuşaklara ve çocuklara böyle bir yapıt göstermek tarihsel yönden doğru ve ruhsal açıdan da özendirici olur.

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Tümü Türkkaya Ataöv - Son yazıları

2013’ten Sonrası 23 Aralık 2013 Pzt
Küba’ya Ambargo İnsanlık Dışı 20 Kasım 2013 Çar
Suriye Kürtleri 9 Ekim 2013 Çar