Köşe Yazısı

A+ A-

Kıbrıs’ta Devlet Politikası Yerine Derin Devlet Uygulaması

29 Kasım 2008 Cumartesi

Türkiye’de işin bir boyutunda devlet politikaları vardır. Devlet politikalarının nasıl yürütüleceği anayasada ve yasalarda yazılmıştır. Öte yandan özellikle dış politikada TBMM’nin aldığı kararlar bulunmaktadır. Ve tabii, uluslararası ve ikili anlaşmalarla belirlenmiş politikalar bulunur.

Hükümet ve bürokrasi, devlet politikasının belirlediği sınırlar içinde uygulamalarını yürütürler. Demokratik ve çağdaş ülkelerde işler böyle olur. Hükümet ve bürokrasi, devlet politikasının dışına çıkmaz, çıkarsa suç işlemiş sayılır.

Bu çağdaş ve demokratik kuralın, Kıbrıs ve AB ile ilişkiler konusunda tamamen rafa kaldırıldığını ve antidemokratik bir uygulamaya gidildiğini görüyoruz. Bir yanda ortaya konmuş devlet politikaları raflarda duruyor; öte yanda buna ters uygulamalar sürdürülüyor.

- TBMM’nin AKP’den önce, hatta AKP iktidara geldikten sonra belirlediği Kıbrıs politikası vardır; iki ayrı egemen siyasal yapının bulunması ve Türkiye’nin imzaladığı I960 antlaşmaları ile elinde bulundurduğu “garantörlük” hakkının korunması esastır.

Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’la birlikte, ada üzerinde garantör ülkedir, söz sahibidir. Bu hakka (ve yetkiye), adadaki tapulu İngiliz üsleri de dahildir. Rumlar (Kıbrıs Cumhuriyeti) Türkiye’nin içinde bulunmadığı bir kuruluşa katılamazlar.

- AKP iktidara geldikten sonra, TBMM’de kendisinin de onay verdiği “devlet politikası”na uymayan bir biçimde uygulamaya geçmiştir.

Washington ve Brüksel’in çok istediği M. A. Talat ve partisine destek vererek “işleri kendisine havale etmiştir”. Önce Talat hükümetinin, sonra da CTP hükümetinin ve Cumhurbaşkanı Talat’ın,TBMM’nin kararları dışındaki uygulamalarına destek vermiştir.

Devlet politikası, TC-KKTC ortak kararları niteliğindedir.

- Ortada TBMM’nin belirlediği Kıbrıs politikası dururken; “Meclis bunu değiştirme yönünde yeni bir karar almamışken” acaba Ankara hükümeti ve Talat bunun dışına nasıl ve neden çıkmışlardır? Annan Planı’na “evet”, TBMM kararlarını ve uluslararası anlaşmaları ortadan mı kaldırmıştır? Bunun böyle olmadığını hükümet de biliyor.

- Aslında AKP için çok kolay bir yol vardı; Meclis’te büyük bir çoğunluğa sahipti; Meclis’i toplar, TBMM’nin yeni Kıbrıs politikası “öyle değil böyledir” diyerek yeni bir karar çıkartabilirdi. Neden yapmadı? İşin püf noktası zaten burada.

Rafta bir “devlet politikası” duracak; “KKTC aslandır, kaplandır” diye halkı oyalayacaksınız, nutuklar atacaksınız, kamuoyu ne olup bittiğini anlamayacak; buna karşılık yürüttüğünüz uygulamalarla, “Devlet politikasının” tamamen dışına çıkacaksınız.

Kısacası Washington, Brüksel, Yunanistan ve Rumlara verdiğiniz ödünler anlaşılmayacak. Masanın altında Kıbrıs giderken, masanın üzerinde bir devlet politikası göstermelik olarak duracak, kafalar karıştırılacak.

Hangisine inanalım?

Meclis Başkanı Toptan KKTC’ye gidiyor, “İki egemenliğin esas alındığı, Türkiye’nin garantörlüğünün aynen sürdüğü bir düzen Ankara’nın politikasıdır” diyor. Tayyip Erdoğan kutlamalar için gittiğinde Toptan’dan geri kalmıyor, benzer şeyleri söylüyor. Ancak KKTC yönetiminin ve AKP hükümetinin fiilen yürüttükleri Kıbrıs politikası bunun 180 derece tersi.

- Görüşmeler tek devlet, tek egemenlik ve tek vatandaşlık zeminine oturtulmuş; bu konuda CTP ve Talat, Rumlarla anlaşmaya varmıştır; Brüksel, Washington ve AKP’nin desteğini arkalarına almışlar.

- Türkiye’nin garantörlüğü yerine AB’nin garantörlüğü fiilen ve hukuken oluşmaya başlamış. AB, sivil toplum örgütlerine para yağdırıyor, yeni bir fon başlatmış. Aynen Annan Planı’nda olduğu gibi, insanlar parayla satın alınıyorlar.

- Uzun vadede Türklerin Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti içinde “azınlık haklarına sahip bir topluluk” konumuna getirileceği şimdiden belli olmuş.

Talat-Hristofyas görüşmeleri ile “özel ve gizli komisyon çalışmaları” bu zeminde ilerliyor.

Tek sorun, Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkarılmasının kamuoyuna nasıl yedirileceği meselesi…

Türkiye’de bir devlet politikası var, ancak uygulanmıyor. Bunun yerine bir “derin devlet uygulaması” yürütülüyor. Sahnenin önünde devlet politikası sergileniyor, kuliste ise derin devlet güçlerinin yürüttükleri apayrı bir yol izleniyor.

Demokrasimizdeki ikili yapı ve çifte standart zorunlu olarak devlet politikası ile uygulamaları ayrıştırıyor. Oligarşi yürütmeye egemen olduğu için, fiili politikalar onun tarafından belirleniyor.

73 milyona ise uygulanmayan devlet politikaları sergileniyor. Kıbrıs’ta bunun örneğini en açık bir biçimde görüyoruz. Aslında Kıbrıs’taki bu ikilemin Türkiye’nin her alanında yürütülmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Batı’nın yeni Türkiye politikasına “evet diyenler”, derin devlet olarak işlerini görüyorlar.

www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali