Köşe Yazısı

A+ A-
Öztin Akgüç

Kendi Yenilgisini Hazırlama

29 Kasım 2008 Cumartesi

Kriz öngörülemedi veya öngörüldü de fırsatlara mı çevrildi; şimdi sıra, krizin maliyetinin kimlerin sırtına nasıl yükleneceği evresine geldi. Belki anımsanır, kriz söylemi duyulmaya başlandığında, bazıları gibi ben de “Krizin yükünü kim çeker?” sorusunun yanıtını aramaya başlamıştım. Nihai çözümlemede, ABD’nin krizin yükünü dünyaya yayacağı ve yükü de daha çok garibanın, yoksulun, orta ve düşük gelirlilerin üstüne yıkacağı sonucuna varmıştım. Olaylar bu öngörüler doğrultusunda gelişme gösteriyor.

Krizden çıkış paketleri hazırlanıyor, paketler öneriliyor. Hazırlanan, önerilen paketlere ilişkin olarak şu soruların yanıtını aramak gerekir: “Tutarlı mı, uygulanabilir mi, etkili olabilir mi, kimleri kolluyor, yükü kimlerin üstüne yıkıyor, kimlerin sırtından kimlere fırsat yaratıyor?”

Genelde devletin fon oluşturması, destek sağlanması, vergi indirimi yapması, IMF ile anlaşması, TCMB’de mevduat karşılıklarının indirilmesi ya da serbest bırakılması, TCMB kaynaklarının sanayicilere kullandırılması, işsizlik fonunun değerlendirilmesi mevduat güvencesinin yükseltilmesi gibi öneriler yapılıyor.

Devlet destek versin, fon oluştursun, kaynak aktarsın denildiğinde, bunun kaynağının sağlanacağının da belirtilmesi gerekir. Devlet versin; ama “Kimden alarak kime versin?” sorusunu da yanıtlamak gerekir. Sık sık yinelendiği gibi devletin gökten inen özel geliri yoktur. Devletin ana kaynağı vergi gelirleridir. Vergi mükellefleri de bellidir. Devlet borçlanarak, Merkez Bankası’ndan kredi alarak, yaygın deyişle para basarak, mal varlığını satarak da, gerçek ekonomik anlamda olmamakla beraber kaynak sağlayabilir. Paket önerildiğinde, bunun nasıl fonlanacağını da belirtmek gerekir. Devlet vergi indirimi ile destek versin önerisi, en azından kısa bir dönem için bütçe açığının büyütülmesi anlamını taşır. Büyüyen bütçe açığı nasıl fonlanacaktır? Kriz döneminde elverişli koşullarla borçlanma hemen hemen olanaksız olduğuna göre, bu öneri ancak para basarak gerçekleştirilebilir. Yüksek faizle borçlanıldığında da, bunun yükü yine yoksulun, garibanın üstüne yıkılmış olur.

Merkez Bankası kaynakları kullanılsın önerisine de temkinli, ihtiyatlı yaklaşmak gerekir. Merkez Bankası’nın brüt döviz varlığına bakarak, TCMB rezerv tutmasın, döviz varlığını, bankalar, Eximbank aracılığı ile ihracatçıya, sanayiciye kullandırsın önerisi, kısa sürede kulağa hoş gelse dahi, uzun sürede TCMB’yi yükümlülüğünü yerine getiremez duruma düşürür. TCMB’deki dövizin önemli bir bölümü, kredi mektuplu döviz tevdiat hesaplarının (Dresdner hesabı) ve bankaların rezerv, emniyet, ihtiyat parası olarak bankada tuttukları, zorunlu ve serbest karşılıklardan oluşur. TCMB, bu şekilde sağladığı dövizi kullandırırsa, bankaların likidite riski, TCMB’nin de temerrüde düşme riski artar. Yükümlülüğünü yerine getiremeyen bir banka, bir sanayici düşünülebilir ama batık, yükümlülüklerini, işlevlerini yerine getiremeyen bir Merkez Bankası gerçek bir felaket, yıkım olur.

Talep yetersizliğinin sorun olduğu bir dönemde işçi çıkarmak, bir yerde sorunu alevlendirmektir. Geliri azalan, hatta ortadan kalkanlar, işini yitirme korkusuna kapılanlar, tüketimlerini daha da kısarlar, çarpan etkisiyle bunun ekonomiye yayılması, başlangıçtaki boyutunun çok daha üstünde olur. Talep yetersizliğinden yakınılan bir dönemde işçi çıkarmak, işletmelerin kendi iç dengeleri açısından, kısa sürede yararlı gibi görünse de uzun sürede yangına körükle gitmek, işsizlik kısırdöngüsü yaratmak demektir.

IMF ile anlaşmanın etkileri de kısa sürede bir miktar dış borç sağlanması, bankaların sendikasyon kredilerinin yenilenmesi, özel kesim dış borçlarının çevrilmesi, döviz kurlarının ve faiz oranlarının aşırı yükselmemesi gibi olumlu görülse de, uzun vadede ekonomide iş yaratma olanaklarını sınırlamakta, Türkiye’nin hızlı, kendini besleyen bir büyüme sürecine girmesini engellemektedir. Geçmiş deneyimlerin ortaya koyduğu gibi, IMF önerileriyle hiçbir temel sorun çözülememektedir. Bu nedenle IMF ile anlaşmanın kısa süreli etkilerine, ayartılarına kapılmamak gerekir.

Bankacıların, bazı işadamlarının, egemen iç ve dış çevrelerin sundukları çözüm paketleri, daha çok kısa sürede kendilerini kurtarmaya yönelik, tutarsız, orta vadede bile kendi yenilgisini hazırlayan politika önerileri gibi görünüyor. Önemli olan, insanlara ağır maliyetler yüklemeden, sınırlı bir maliyetle, sağlam, sürdürülebilir çözüm yolları bulmaktır.

Tümü Öztin Akgüç - Son yazıları

Özel-toplumsal kâr çelişkisi 14 Ağustos 2019 Çar
İhracat çekişli büyüme yanılgısı 7 Ağustos 2019 Çar
Faiz indiriminin olası etkileri 31 Temmuz 2019 Çar