Köşe Yazısı

A+ A-

75. Yıl Kutlu Olsun

18 Nisan 2015 Cumartesi

Köy Enstitülerinin 75. yılı çok coşkulu geçiyor. Yalnızca Ankara’da birkaç etkinlik birden var.
Örneğin, “Tükenmeyen Kaynak Anadolu” adlı etkinlik, bugün Ankara Barosu Eğitim ve Kültür Merkezi’nde sürecek. Yarın da Hasanoğlan’da “Hasanoğlan onurumuzdur” şenliği yapılacak.
Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı da, yarın akşam yapılacak bir törenle Dr. Niyazi Altunya’ya “Eğitim Emek Ödülü’’ verecek. Ödülün gerekçeleri arasında “Köy Enstitülerinde uygulanan eğitimin, doğru ve bilimsel olarak günümüze gelebilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için yaşam boyunca büyük özveri göstermek” de var.
Köy Enstitülerinde eğitmenlik, öğretmenlik yapan Nazif Evren, “Kekik Kokulu Yıllar” başlığı ile yeniden yayımlanan anılarında, enstitülerde yetişenlerin hepsinin, ulusa borçlu oldukları görevlerini üstün bir anlayışla tamamladıklarını söyler ve der ki:
“Fireleri pek az oldu ve ucuza yetiştiler. Kendilerine harcananları, yüksek katıyla ulusa ödediler.”
Köy Enstitülerinin neden kapatıldığı belli: Her önüne gelen, ulusa bedel ödetsin diye...

Sütçü Beygiri Sallaması
Bu köşede, HDP milletvekili adayı Bülent Uluer’in Ulusal Kurtuluş Savaşımıza nasıl baktığına ilişkin birkaç örnek vermiştik. Sosyal medyada, Bülent Uluer’in bu sözleri söylemediğini, bizim “salladığımızı” savunanlar çıkmış.
Salladığımızı sallayanlara, Uluer’in savunduğu görüşlerle ilgili bir kanıt sunmakta yarar var. Örneğin, Uluer, MK dergisinin 15 Nisan 1996 tarihli birinci sayısında soruları yanıtlarken şöyle diyor:
“Büyük kurtulamayış savaşı enteresan bir savaş. Kurtuluş diye başlayan ama kurtulamamış olarak biten bir savaş. İngilizlerin kışkırttığı Yunanlıların işgaline karşı bir savaş ve başarı var, ama mesela 2. İnönü Savaşı diye bir savaş yok. Üç kişi ölmüş, zaten birisi sütçü beygirinden düşmüş. Böyle bir savaşın uyduruk olduğunu, artık bu resmi tarihten vazgeçmek gerektiğini anlatmalıyız. Bu, Türklerin kurtulamayış savaşıdır.
Hilafetin kaldırılması, fesin gitmesi -kılık kıyafet devrimi diyorlar- moda şeylerin değiştirilmesi gibi olumlu şeyler olmuştur. Zaten bitmiş bir imparatorlukta, gitmek üzere olanı göndermişlerdir. Padişahlık gitmiş, daha tehlikeli bir şey kurulmuştur. Mustafa Kemal bir diktatördü, asla bir demokrat değildi.”
Uluer’in “üç kişi ölmüş, biri sütçü beygirinden düşmüş” dediği 2. İnönü Savaşı’nda, Türk tarafı 44 subay, 637 er, Yunan tarafı 53 subay, 699 er olmak üzere 1403’ü ölü, toplam 7 bin 794 kayıp verildiğini anımsatmakta yarar var.
Eğer Bülent Uluer milletvekili seçilirse, “ulusal kurtulamayış savaşı” diye tanımladığı bağımsızlık mücadelesinde şehit olanların, yaralananların, o savaşa katılanların sayesinde kurulan Cumhuriyetin parlamentosunda görev alacak.

Sessizlikle Kabul
Bizimkiler alttan aldıkça yeni dünya düzeninin egemenleri olayı giderek boyutlandırıyorlar.
Son çıkışlardan biri, 6 ay önce Recep Sultan Sarayı’nda ağırlanan Papa’dan geldi. Ardından Avrupa Parlamentosu’ndan. Papa’ya ve AP’ye göre bizler, soykırımcı barbarların torunlarıyız!
Papa’nın Arjantin’de başpiskoposluk yaptığı dönemde yazdığı kitapta da benzer ifadeler kullandığını anımsatan emekli diplomat-yazar Daver Darende’ye göre, asıl sorumluluk, 2015’in Türkiye açısından zorlu bir yıl olacağının bilinmesine karşı gerekli ön hazırlığı yapmayanlarda.
Aynı kanıyı emekli Büyükelçi Onur Öymen de paylaşıyor:
Papa’nın Ermenilerin soykırım iddiasını destekleyen hukuka aykırı sözleri ve tek yanlı ifadeleri milletimizin gururuna, askerlerimizin başına çuval geçirilmesi olayında olduğu gibi, ağır bir darbe vurmuştur. Bu konuda devlet adına yapılan açıklamalar yetersiz kalmıştır. Bu gibi milli şeref ve haysiyetimizi ilgilendiren konularda sessiz kalan sorumlu siyaset adamları suçlamaları kabul etmiş sayılırlar.”
İktidardan muhalefete, siyasetçiler yeterince ses çıkarmıyorlar, çünkü yüzlerinde birer maske, bizler adına topluca haykırmaya hazırlar:
“Hepimiz soykırımcıyız!”

Cumhuriyet Ulusu
Hayrettin Ökçesiz’in Cumhuriyet Bilim-Teknik ekinde yurttaşları doğruya yönelten yazısına tüm bilincimizle katılıyoruz:
Etnisitelerin, dinsel cemaatlerin özerk, yani başına buyruk kural koyma heveslerinin dışlamak; her birey için onurlu, özgür yaşamı güvence altına alan bir Cumhuriyet ulusu kurmak ve her yurttaşı buna katılmaya çağırmak gerekiyor. Bunun için de, anayasanın ikinci maddesi çerçevesinde yetkin bir demokratik hukuk devleti yeterli.
İşte bu kadar. Aklın yolu bir.
Ama bunu birilerine anlatamazsın. Özellikle de, ayrışmacı her bildirinin altına imza atanlara, ulusal bütünlüğü savunanları ırkçılık, soykırımcılıkla suçlayıp bir kimliği öne çıkarmanın demokratlık olduğunu anlatmakla görevlendirilmişlere...

Tümü Işık Kansu - Son yazıları

Kısa ABD-Türkiye ilişkileri tarihi 14 Ekim 2017 Cmt
Sona doğru 7 Ekim 2017 Cmt
ABD niye ciddiye alsın ki... 30 Eylül 2017 Cmt