Köşe Yazısı

A+ A-

'Ben Demedim mi?'

20 Aralık 2008 Cumartesi

Demeye Bayılırım

Önce güncel bir fıkra ile başlayalım:

Cin fikirli, bir lümpen liberal, yolda gezinirken, yerde bir eski yağ lambası bulmuş, eğilmiş, antika parçayı eline almış, üzerindeki tozları temizlemek için ovuşturmaya başlamış, derken içinden yabancı bir cin çıkmış ve bizimkine sormuş:

- Dile benden ne dilersen?

- Özür dilerim, demiş bizim lümpen liberal.

Bu kadar!

***

Gelelim esas konumuza:

Sevgili Okurlarım,

Köşe yazarlarında en çok rastladığım tümcelerden biri şöyle başlar:

Ben size söylemedim mi, demeyi hiç sevmem, ama...

Ve sonra, bu amanın ardından, yazı sahibi olacakları önceden haber verdiğini anlatmaya başlar, yani amiyane tabiriyle kardeşim sana dememiş miydimi anlatmaya koyulur.

Benim de başıma, söylemesi ayıptır ama çokça gelir bu olay. Zaman zaman gazeteleri okur ya da televizyona bakarken keyifle kahkaha patlatır ve kendi kendime mırıldanırım:

- Ben dememiş miydim?...

Doğrusu pek severim böylesine haklı çıkmayı, ama ne yazık ki, bunu yazılarda pek yapamam. Yapamamamın nedeni, herkesinböbürleniyordiyecek olmasından çekinmem değildir de, böyle söyleyince sanki karşımdakinin aptallığını yüzüne vuruyormuşum gibi bir duyguya kapılmamdır. Bu da bana biraz ayıp gibi gelir. Başka bir deyişle severim sevmesine bu duygumu açıklamayı, ama karşımdakine ayıp olur diye çekinirim, yani kısacası hissimi takrire manidir hicabım”.

***

Son zamanlarda gerek AB cenahından, gerekse bizim AB uzmanları cephesinden büyük düş kırıklığını dile getiren mesajlar iletiliyor kamuoyuna, hepsi de Tayyip Erdoğan önderliğindeki AKPnin ABye üyelik yolundaki politikasında tavsama olduğundan, AKPnin AB politikasını savsakladığından söz ediyorlar.

Şaşkınlıkları ve düş kırıklıkları karşısında, gerçekten kahkahalar arasında boğulurken,

- Yahu ben size bütün bunları söylememiş miydim? demekten kendimi alamıyorum.

Gerçekten de, Tayyip Erdoğanın, görünürde, Türkiyeye müzakere sürecinin kapısını açan, ama aslında, aynı anda AB kapısını kapayan 17 Aralık 2004 metnini Brükselde imzaladığından beri hep aynı noktayı ısrarla altını çizerek, kamuoyunun ve uzman geçinen şaşkınların gözüne sokmaya çalıştık:

- Tayyip Beyin ABye üyelik diye bir kaygısı yok, olsaydı, Türkiyeye kapıyı kapatan o metni imzalamaz, üyelik yolunu kapayan o koşullar yerine, diğer üyelere uygulanan prosedürü talep ederdi.

Peki, Tayyip Beyin amacı neydi?

Tayyip Beyin amacı, üyelikle sonuçlanması şart olmayan bir müzakere süreci almak, bu vesileyle Türkiyeyi ABye sokacak lider izlenimi yaratırken, bir yandan da, laik demokratik (yarı demokratik diye de okuyabilirsiniz) rejimi dinci ve demokrasinin yüzde yüz karşıtı bir İslam Cumhuriyetine dönüştürme yolunda dengeleri değiştirirken, ABnin de bu konuda desteğini sağlamaktı.

***

Yoksa, Türkiyeye dinci rejimi yerleştirmek isteyen Tayyip Bey, amacının AB üyeliğiyle bağdaşmayıp, çeliştiğini bilmiyor muydu? Elbette ki, biliyordu.

Yoksa cin ABnin yöneticileri, Tayyip Beyin asla vazgeçmeyeceği dinci yönetimini aralarına almayacaklarını bilmiyorlar mıydı? Elbette ki biliyorlardı.

Zaten onların da amacı, Türkiyeyi kendi içlerine almadan, ama müzakere sürecinden yararlanarak, istediklerini Ankaraya kabul ettirmek, (mesela Kıbrıs) bir yandan da, üyelik dışında tutarken Türkiyeyi özel bir statü ile AB çıkarlarına hizmet edecek bir biçimde, birliğe bağlı ve bağımlı hale getirmekti. Alan razı satan razı bir oyun oynanıyor ve kimi uzmanlar da, kemali safiyetle buna inanıyorlardı.

Dört yıldır anlatmaya çalıştığımız gerçek, şimdi kimi AB yöneticileri ile kimi uzmanlarımızın açıklamaları ile bir kez daha kanıtlandı, şimdi saflar şaşkın.

Ben ise keyiften uçuyor ve çok özür dilerim, ama kahkahayla gülerek, soruyorum:

- Yahu bunları ben size daha önce bin kere söylememiş miydim?

asirmen@cumhuriyet.com.tr

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Linç 17 Mayıs 2019 Cum
Her şey güzel mi olacak, güç mü? 14 Mayıs 2019 Sal
Bak neler oldu! 10 Mayıs 2019 Cum