Köşe Yazısı

A+ A-

'Kuralsızlık Kuralı' ve Toplumun Kendine Yabancılaşması

20 Aralık 2008 Cumartesi

Türkiye, kendine yabancılaşıyor.

- Bireyler farkında olmadan, kendilerine yabancılaşıyorlar”.

- Aynı şey kurumlarda da görülüyor. Acaba bu yabancılaşma değişimininözelliği ne? İyileşme yönünde bir değişim mi? Örneğin teknik konularda ya da insan haklarında bir düzelme mi getiriyor? Yoksa bir iyileşme getirmeden, sadece yabancılaştırıyor mu?

Toplumun kendine yabancılaşmasında Türkçenin yabancılaştırılarak bozulmasıbaşı çekiyor. Bazı örnekler:

- Çingenesözcüğü yerine Romanın sokulması Roman Çingenenin yerini aldığında eski romanlarımızı, şiirlerimizi, şarkılarımızı gelecek nesiller anlamayacaklar. Bedri Rahminin Çatal karam, Çingenem…” dizeleri bir anlam taşımayacak.

- Devresözcüğü yerine seksiyonun girmesi, Halit Kıvançın kitaplarının okunmasını, radyo kayıtlarının dinlenmesini anlamsız kılacak, gelecek nesiller için.

- Geçenlerde Hürriyete verilmiş bir otomobil ilanı (reklamı) gördüm; başlıkta yer alan beş sözcükten dördü yabancıydı. Birinin ne anlama geldiğini ben de bilmiyordum. Diğer bildiklerimin Türkçe karşılıkları vardı. Televizyonda tenis maçı izliyorum, yorum yapan gencin kullandığı sözcüklerin yüzde doksanı İngilizce. Oysa çoğunun Türkçe karşılığı var. Türkçe yerine, sanki İngilizce dinliyorum.

Yine Hürriyetteki haberde bir olay anlatılıyor. İçinde iki yerde harikaveya olağanüstüyerine fantastiksözcüğü kullanılmış. Haberci artık harikasözcüğünü unutmuş veya bilmiyor.

İşin uzmanları, benim bu söylediklerimin çok daha vurucu olan binlercesini sıralayabilirler. Ben esas meseleyegelmek istiyorum; toplumdaki, kendine yabancılaşmayıdoğuran öğeler neler? Bunların bireysel ve toplumsal boyutlarıyla ortaya konması gerekiyor. Ben yalnızca bir boyutuna değineceğim.

Toplumsal boyuttaki yabancılaşma

- Toplumda (ülkede, devlette) belirli bir ulusal politikanın bulunmaması en önemli etkendir. Ulusal (bütüncül) ne eğitim, ne kültür, ne iktisat ve ne de sosyal politikamız var. Fransanın ya da İsveçin açık veya yarı açık politikaları vardır.

Ben bunu, bireysel ve toplumsal özgürlüklerin dengelenmesiolarak algılıyorum. Otomobil alıp trafiğe çıkma özgürlüğü vardır ama, trafik kuralları içinde kalmak koşuluyla kullanılır. İktisadi, siyasi, sosyal ve kültürel konularda da iş böyledir.

- Türkiyede bütüncül (makro) politikalar terk edilirken işler tamamen, kendi haline ve serbest piyasaya terk edilmiştir.

Aynen Amerikanın mali piyasalarındaki başı boşlukta olduğu gibi, kuralsızlık kuralıgetirildi.

AKP’nin çelişkisi ve Eygi

AKP iktidarı döneminde toplumun kendine yabancılaşmasıhız kazandı. AKPnin üst yönetimine göre bu bir yabancılaşma değil, kendine geliştir”.

Ancak bu kendine dönüşşu gayri milli ve yabancı dayanaklar üzerine oturtuluyordu;

- Piyasalaştırma, özelleştirme ve yabancılaştırma uygulamalarıulusal kimliği ve sosyal devleti tasfiye ederken yabancıların denetimi altındaki iç ve dış piyasaları, Türkiyeye egemen duruma getiriyordu.

- Kurumsal olarak da AB ve ABDnin Türkiyeye her alanda, doğrudan müdahale edebilme kapılarını açıyordu.

- Milli (ulusal) kimlik yerine Arapçı bir yapılanma ortaya çıktı. AKP üst yönetiminin siyasal İslamı öne çıkaran ve bunu özüne dönüşolarak sunan politika ve uygulamaları toplumdaki kendine yabancılaşmayıtetiklemiştir.

Bu nedenle, İslamcı kesim arasında en baştan ayrışmalar ortaya çıktı. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gülün Necmettin Erbakandan kapmalarının gerisinde, bu çelişki yatmaktadır.

Son zamanlarda M. Şevket Eyginin İslami burjuvaziyi yerden yere vuran eleştirileri, bu yabancılaşmaya ve seçkinciliğe karşı çıkıştır. Daha açık söylemek gerekirse, emperyalizmle yapılan işbirliği, toplumun kendine yabancılaşmasını hızlandırdı.

Bir süre önce Canan Barlas ve benzerleri te- levizyon ekranlarında, türbanı kadının şıklığı ve modernliğiolarak tanımlıyorlardı. Bu tanımlamalar, Eyginin söylediği İslami Burjuvaziyiyerli yerine oturtmaktadır.

15 Aralıkta Cumhuriyetteki yazımda Türkiyedeki dinci oligarşi üzerinde durmuştum. Dinci oligarşiyle İslami burjuvazi Türkiyede tamamen aynı şeylerdir. Siyasal İslam, kurmak istediği dinci düzende, kendi oligarşisini de beraberinde getirmeye çalışıyor”.

Batı kapitalizmiyle bağları, dinci oligarşi üzerinden yürütülmek isteniyor. Bu durum Batıya uyuyor; ılımlı İslam modelinde dinci oligarşi, Batının taleplerini karşılayan bir zemin oluşturuyor.

www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali