Köşe Yazısı

A+ A-

Adı Yok..

21 Aralık 2008 Pazar

Dün sabah tersten kalkmadım.. Tam tersi, çoğu günden daha uzun süreli okumaya, haber izlemeye, gelen postalara bakmaya, haberlere ilişkin arayan sivil toplum örgütleriyle, siyasetçilerle görüşmeye zamanım oldu.. Sizin anlayacağınız, saatler geçtikçe iyice tersim döndü.. Ne doğru, ne yanlış, nereden tutmalı, nereden bakmalı?..

Yıllardır tanıdığım, bilimsel kimliğine, araştırma sonuçlarında yanılsamalara izin vermeyeceğine kefil olacağım Prof. Binnaz Toprakın yol göstericiliğinde yapılmış, mahalle baskısını ortaya koyan araştırma, besbelli, çarpıcı sonuçları ile çok uzun tartışılacak. AKP iktidarında ılımlı İslamın aldığı yolu, laiklere yönelik mahalle baskısının boyutlarını çok çıplak sergiliyor.

Hani bizler laikliğe aykırı mahalle baskısının boyutlarını anlatmak üzere örnekler verirken, dudak bükülüp, Özel birkaç örneği genellemeyin, abartmayın..diye suçlanıyorduk ya.. En sonunda bir araştırma, bizim yakınmalarımızın özel örnekler olmadığını, eşleri türbansız olanların kamuda iş bulma şanslarının kalmadığını, Anadolunun hoşgörüsünün tarihe karıştığını ortaya koyuyor..

Aslında yaşayarak edindiğimiz deneyimler, izlenimlerle araştırmanın sonuçları arasında sürpriz, şaşırtıcı en küçük bir yan, boyut yok. Yaşadıklarımız, bildiklerimiz bir araştırma sonucu ile de kanıtlanmış oluyor. Bana göre şaşırtıcı boyut, yine Binnaz Hoca’nın sorumluluğunda hazırlanmış, iki yıl önceki TESEV araştırması ile taban tabana zıt bir görüntünün ortaya çıkmış olması. Belki anımsayanlarınız olacaktır. Söz konusu o araştırmanın sonuçlarını da çok tartışmıştık..

Benim gibi siyasal İslamın çoğunluk iktidar icraatları içindeki pervasızlığından, baskılarından, iç ve dış dinamiklerle başta eğitim, yaşamın her alanında yönlendiriciliğinden, laiklik karşıtlığından korkanlar, 2006 yılında çıkan sonuçları, yaşamın akışı ile çelişkili, pek de inandırıcı bulamamışlardı. Doğrusu Binnaz Hoca’nın kimliğine duyduğum güvenle, katıldığımız araştırma sonuçları üzerindeki açık oturumda kendisinden açıklama istemiştim. O da laiklere baskı yok yokyanıtını veren yüzde 83’lük büyük çoğunluk, türbanlı sayısında artış olmadığını ortaya koyan araştırma sonuçları karşısında, Siyasal İslamın baskı gücü kazanmış olmasından çok, türbanlıların, kendilerini inançlı kabul edenlerin AKP iktidarı ile daha çok görünür olmaları, kamu alanlarında yer almaları..” gibi bir açıklama getirilebileceğini söylemişti.

***

AKP’nin iktidara gelişinin ardından sadece türbanın değil, siyasal İslamın, ılımlısı da olsa farklı şeriat yorumlarının öngördüğü yaşam biçimlerinin giderek yaşamın her alanında kök salmakta olduğu, kamu alanlarından gelen baskı ve dayatmalarla birlikte toplum, laiklik için tehdit oluşturduğu yolundaki gözlemlerim, kaygılarım bu araştırma sonucu ile değişmemişti. Şimdi iki yıl gibi kısa bir zaman dilimi içinde, tam da benim kaygılarımı doğrulayan bir araştırma sonucuna nasıl ulaşıldığı, iki araştırma sonucu arasındaki büyük farkı açıklamak, elbet sosyal bilimcilerin işi. Beni aşar.

Medya çağında, kamuoyu yönlendirme, imajlar dünyasında, medyatik pazarlama ile bireyin algılaması arasındaki ilişkinin de payı olabilir mi? Yani Irak’a girerken emperyalizmin iliştirilmiş gazeteciliği sayesinde,demokrasi götürecekleripazarlanmış silahlı emperyal güçlerin, eninde sonunda insan hakları gaspçısı, evrensel savaş suçlusu, yalancı olduklarının ortaya çıkması sonrası gibi bir algılama sorunu, çarpıtması olabilir mi? Hani şimdilerde çok popüler, Bush’a ayakkabılarını fırlatan gazeteci, kim bilir belki de o tarihlerde ABD işgali ile ülkesine demokrasi geleceğini ummuştu.

Türkiye’de demokrasinin d’sinden pay almamış, ABD’nin Irak işgaline onay vermek üzere damdan düşercesine yaratılmış bir parti ve iktidar, yıllarla Türkiye’yi AB’ye sokabilecek, demokratik anayasal, yasal düzeni, insan haklarını, sosyal devleti getirebilecek bir parti olarak içten ve dıştan güçlerle şiddetle pazarlanmadı mı? Kapitalizm, emperyalizm dünyanın en zengin ülkeleri, köşelerinde beklenmedik büyük krizini yaşarken, bir sürü yalan dolan, vurgun, kirli çamaşırlar ortaya çıkmışken ..ağızlardan düşürülmeyen insan hakları, demokrasi, kadın hakları, özgürlüklerin yaşamımızın hiçbir alanında adının olmaması sürpriz olabilir mi?

Yerel seçimlere gidiyoruz. Sözde doğru seçmen bilgilerine ulaşılmak üzere yeni bir yasal düzenleme ile yeni sayım yapıldı. Milyonlarla sayılan sahte seçmen gerçeği ile yüz yüzeyiz. Sandığın güvenirliği seçim yapılmadan ortada yok. Yerel meclislerimizde 33.643 erkek üyeye karşın, 834 üye ile kadının adı yok. Partilerin belirlenmiş aday listeleri yeni seçimle durumun daha da vahim olabileceğini ortaya koyuyor. Partilerin tüzük, yönetim, aday belirleme yöntemlerinde demokrasinin adı giderek erozyona uğruyor, başkan diktatörlüğü yerel seçim uygulamalarında katlanıyor.. Sahi Ankara’yı yıllarla kral, diktatör gibi yönetmiş Gökçek kimliği, yolsuzluğun boyutları bir televizyon tartışması ile mi sergilenecekti?..

[email protected]