Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Sivas-93 Suriye denemesiydi!

02 Temmuz 2015 Perşembe

2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas katliamının üzerinden tam 22 yıl geçti. Bir kuşaktan fazla...
Yeni kuşaklara 37 kişinin yanarak ve dumandan boğularak öldüğü günü nasıl anlatmalı, sorusunun yanıtı, başlıktaki gibi olabilir. Bugünün olaylarına gönderme yaparak Sivas’ı tarif etmek gerekirse, Madımak yangını Türkiye’yi Suriye’ye benzetme girişiminden başka bir şey değildir.
Aradan yıllar geçmiş olmasına karşın, o gün hâlâ tüm canlılığıyla gözümün önünde. Cumhuriyet’in İstanbul’da haber merkezi müdürüydüm. Yaz olduğu için sakin bir gündü. Öğleden sonra usul usul akşam programı yapmaya bile başlamıştık. Sivas muhabirimiz Hatice Biçer, tedirgin bir ses tonuyla, “Burada kötü bir hava var. Pir Sultan Şenlikleri için Sivas’a gelenlerle ilgili birkaç gündür yerel düzeyde yükseltilen gerilim tırmanıyor” dedi.
Olaylar adım adım büyüdü... Otel dışında yangının başladığı akşam saatlerinde Ankara’dan tanıdığım karikatür sanatçısı Asaf Koçak’la otel telefonundan kısa süreli de olsa konuşabildim. Kurtulacaklarına inanıyordu. Sakin bir ses tonu vardı. Ya da öyle görünmeye çalışıyordu...
Gece yarısı yangın otelin her tarafını kapladı. Gazeteden sabah saatlerinde ayrılırken en acı gazetelerden birini çıkarmıştık.

***

Sivas davası 1994’te başladı ve bitmedi. 13 Mart 2012’de davanın kaçak sanıkları için zamanaşımı kararı verildi. Davaların seyri devletin bu kıyım karşısındaki tutumsuzluğunu da ortaya koydu. Önce şehir şehir gezdirdiler. Davayı açarken olayın adını koymakta zorlandılar. Zaten arada kaçan kaçmıştı. Kalanların avukatlığını da o günün RP’li avukatları, devamında da 8’i AKP’den milletvekili seçilen kişiler yapmıştı.
Sivas katliamına hedef olanların büyük çoğunluğu Ankaralıydı. Aileleriyle 90’lı, 2000’li yıllar boyunca defalarca bir araya geldik. Hiçbirinden intikam içeren bir söz duymadım. Ortak kaygıları, amaçları şunlardı:
Bu olay unutulmamalı... Olayları çıkaranlar bulunmalı ve hukuk zemininde hesap vermeli... Bir daha böylesi kıyımların yaşanmaması için devlete ve topluma düşen sorumluluklar yerine getirilmeli.
İşte ailelerin bu tutumu Türkiye’de her şeye karşın sürmekte olan toplumsal barışın mayasıdır. Böyle bir kıyım bile bu mayayı bozamamıştır. Bunun değerini çok iyi bilmek ve bu duyguyu erozyona uğratmamak gerekiyor.

***

Madımak, Türkiye’yi Suriye’ye çevirme girişimidir derken ne demek istiyoruz?
İnternetteki sözlüklerden birinde Sivas 93 şöyle özetleniyor:
“Sivas’taki Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında 2 Temmuz 1993’te, Sünni İslamcılar tarafından yapılan, çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan ve düşünürün, 2 otel görevlisi ile 2 eylemcinin yanarak ve boğularak öldüğü olay...”
Salt bu anlatım bile karşı karşıya getirilmek istenen toplumsal dokuları özetlemeye yetiyor.
Daha önceki Çorum, Kahramanmaraş’ta da tüm Türkiye’ye sıçrayabilecek bir kibrit çakılmıştı.
Sivas’ı unutmamak her şeyden önce yurttaşlık bilincine sahip olmak demektir.
“Bilinç” erozyona uğrarsa “bi”si gider, geriye “linç” kalır...

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Eren Erdem’in dosyası kabarıyor! 19 Eylül 2018 Çar
Soma’dan 3. havalimanına: 19. yüzyıldayız... 18 Eylül 2018 Sal
Var mısınız? 16 Eylül 2018 Paz