Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Siyaset güzeldir...

12 Temmuz 2015 Pazar

İkinci Dünya Savaşı’nı en çarpıcı anlatan filmlerden biri olan Hayat Güzeldir’i izleyip etkilenmeyen sanırım yoktur.
En kötü koşullarda bile yaşama tutunacak dal arayan ve bulan bir direnç. İnsan zaten aradığını bulur. Yeter ki ne aradığını bilsin.
Bugünlerde Ankara elbette Hayat Güzeldir filmini aratacak bir savaş ortamında değil. Ancak umut arayışı en az oradaki kadar elzem.
Oysa gerçek şu ki, bir süredir bu sütunda vurguladığımız gibi bugün Türkiye 6 Haziran’dan daha iyi durumda.
Geçen gün yolda karşılaştığım bir tarih öğretmeni canının çok sıkkın olduğunu söyleyip saydırmaya başladı:
“Başımı yastığa koyamıyorum. Ne oldu bizim verdiğimiz oylara... Hâlâ bunlar başta olacaksa bizim çabamızın ne anlamı kaldı... Ola ki bir daha seçim diyecek olursanız ne yapacağımı bilmiyorum...”
Sözünü nezaketle kesip sordum:
“7 Haziran akşamı ne hissettiniz?”
“O gece sırtımdan büyük bir yük kalkmış, kamburum inmiş gibi olmuştu” dedi.
“Hah işte” dedim, “o senin başarındı unutma...”

***

Öğretmen karamsarlıkta kararlıydı. Meclis Başkanlığı’ndan başladı, AKP’nin tek başına iktidarı devam edecekmiş gibi arttırdığı atamalarla devam etti... Sözünü de şöyle bağladı:
Recep zamana oynuyor, oyalıyor. 300’ü geçeceğini hissettiği bir anda seçim deyip daha vahşi gelecekler...”
Böyle olasılık yoktur demek mümkün değil. Ancak Türkiye böyle bir olasılığa mahkûm da değil...
AKP iktidarına karşı olan kesimlerde bu bakış baskın...
Yarından tezi yok, bu karamsarlığı aşmak, üstümüze çökmeye niyetli kara bulutları kovmak gerekiyor.
Türkiye 13 yıldır AKP dayatmalarının kıskacında olduğu için bugünkü ortamı ister istemez yadırgıyor. Belirsizlik endişesine kapılıyor. Durumun daha da kötüye gideceğinden endişe ediyor. Bir an kendisine dönüp, acaba yanlış mı yaptım diye düşünüyor.
Oysa medyasıyla, devletiyle, partisiyle, her şeyiyle üstüne gelen Erdoğan’ı oyun dışı bıraktı.
Devamını da parlamentoya bıraktı...

***

Halk diliyle soralım:
Parlamento becerebilecek mi?
Ne olursa olsun, yeni bir hükümet kurulmasa bile parlamento topluma umut vermek zorunda.
Umut yoksa da üretecek... Genel tanımlama ile siyaset umut üretme sanatı değil mi?
Bu sütunun yazarı, içi boş Polyannacı bir iyimserliği sevmez ama, umut veren hiçbir ışığın olmadığı anda bile başarı yarın gelecekmiş heyecanıyla mücadele etmeyi sever.
Türkiye değil bir kişinin, küresel bir gücün bile istediği gibi at oynatamayacağı bir ülke.
Bağımsız yaşamayı genlerine katmış bu ülkenin seçmeni de iktidarı oylarıyla değiştirmenin de tadına varmıştır.
Bütün mesele o değişim ve değiştirme dilini yakalamaktır.
Bunun için mücadele etmek, halkın umudunu yükseltmek güzeldir...
Siyaset güzeldir...
Siyaseti yaparken Sabahattin Eyüboğlu’nun şu sözünü hiç unutmadan:
“Yalanların en alçağı halka ve çocuklara söylenendir. Çünkü her ikisi de çabuk inanır!”

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Şampiyonuz derken Şam piyonu olmak! 20 Eylül 2018 Per
Eren Erdem’in dosyası kabarıyor! 19 Eylül 2018 Çar
Soma’dan 3. havalimanına: 19. yüzyıldayız... 18 Eylül 2018 Sal