Meriç Velidedeoğlu

Bir Koalisyon Hükümeti

17 Temmuz 2015 Cuma

Yazıda başımızdaki “Koalisyon Hükümeti”nden yani “Cumhurbaşkanı” ve “AKP”den oluşan “İkili Koalisyon Hükümeti”nden pek söz edilmeyecek; bayram günü pişmiş aşa soğuk su mu katılacak diye üzülmeyin (!)
Çünkü, bu koalisyon’un bayram yapacak bol zamanı var; öyleböyle değil “45 gün”, kullan kullan bitmez...
Üstelik her iki koalisyon ortağının da -şükürler olsun (!)- geçim sıkıntıları yok; üstelik her ikisinin de bol bol paraları var... Koalisyonun “Cumhurbaşkanı” üyesi -dünya âlem biliyor ki- varsıl mı varsıl... Öteki üyesi; “AKP”nin oluşturduğu “yürütme”nin durumu da böyle ki, komşularına her türlü yolla, kimisine “silah dolusu TIR”larla yardım ediyor; kimisine, komşu Yunanistan’a da “parasal” yolla bol keseden yardım öneriyor...
Lütfen üzülmeyin (!) onlar keyiflerini bozmazlar. Zaten yazıda değinilecek olan da “22 yıl” önceki “SHP-DYP Koalisyon Hükümeti”; bir ayrıcalığı var bu hükümetin; ilk kez bir kadın başbakan göreve getirilmişti. (14.6.1993)
Dönemin “Cumhurbaşkanı” -ışıklar içinde olsun- “Süleyman Demirel”, “DYP”nin lideri “Prof. Dr. Tansu Çiller”i , “50. TC Hükümeti”ni kurmakla görevlendirir.
“Çiller”, önceki hükümette de yer alan “SHP” ile kurulacak koalisyon hükümetinin “Bakanlar Kurulu” listesini “25 Haziran”da Cumhurbaşkanı’na sunar; görüşme sonunda basına yaptığı açıklamanın başında da şunu söyler: “Cumhurbaşkanımız hiç, hiçbir “yorum” getirmeden kabineyi onaylamıştır!”
Okuyunca, insan ne de olsa şaşırıyor... Çünkü “Erdoğan” - “Bakanlar Kurulu” listesini bekletmeyi bırakalım bir yana - “Davutoğlu”nun bu listeyi hazırlamak için muhalefetle yapacağı görüşmeye daha ilk adımını atmadan başladı yoruma, uyarıya, konuşmaya...
“Türkiye’nin önemli kararlar alabilecek ve bunları uygulayabilecek bir hükümete ihtiyacı var!” dedi; ardından “karışmam ha!” dercesine, “Koalisyon Hükümetinin bu anlayışla oluşması gerekiyor!” diyerek parmak salladı; “Birbiriyle ve diğer ‘makamlarla’ didişme halindeki partilerin koalisyonu, Türkiye’ye fayda değil zarar getirir!” diyerek de kulak çekti...
Denebilir ki; “Erdoğan” -Anayasa’ya karşın- böyle bir Cumhurbaşkanı olacağını baştan söyledi, biz de başımızı eğip kabul ettik; iyi de, hiç olmazsa bir soluk alınması, bir iletişim ortamı oluşması gerekmez mi? Bunu sormanın bir anlamı yok kuşkusuz; çünkü bütün bunlar yetmemiş ki, “tehdit” gibi söylemler de ortalığa salındı.
“Koalisyon” görüşmelerinde yer alan pazarlıklarda, 3. köprü ve 3. havalimanından söz edilecek olursa, tarafların durumu tehlikede gibi... Çünkü “Erdoğan” tepkisini açıkça dile getirdi; “... bunları konu eden bir ‘koalisyon görüşmesi’ herkesten önce karşısında ‘beni’ bulur!” dedi... Ne yapar dersiniz?
Ve yine “SHP-DYP” uzlaşısına dönüp, her iki partinin birlikte hazırladıkları “Koalisyon Protokolü”nde yer alan “58” konunun birkaçına değinecek olursak, bu anlaşmanın ilk maddelerinin, “Anayasa”nın değiştirilmesi önerilemez “ilk üç” maddesini içerdiği görülür.
Bunların hemen ardından “Basın” konusu ele alınıp, “basın özgürlüğünün önündeki ‘engelleri’ kaldırmaya kararlıyız!” vurgulaması yapılır.
“22 yıl” sonra günümüzün “Basın Sorunu” için bu vurgulamanın “hafif” kalacağını söylemeye gerek yok sanırım; dünkü engellerin de engelleri oluştu; bu kesim “yalaka basın” ve “basın” olmak üzere ikiye bölündüyse de, “yalaka” kesim “Erdoğan”a, “AKP”ye, yengeç gibi kenardan kenardan dil uzatmaya başlayınca durum arapsaçına döndü...
“Yargı”, “SHP-DYP” koalisyonunun ele aldığı, önem verdiği bir konuydu; buna: “Yargı bağımsızlığı, yargıç güvencesi ve tabii hâkim ilkeleri güçlendirilecektir” maddesiyle yer verilmişti.
Kuşkusuz 22 yılönce ne “toplum” ne de “yönetim”, “yargı”nın günümüzdeki boyutta, bu denli iç burkan, insanı utandıran durumlara düşeceğini kestiremedi...
“Güçler Ayrımı” rejimi yürürlükte olmasına karşın, dönemin “Başbakanı Erdoğan”ın, bir yargı rezaleti olan “Ergenekon Davası” için, “Ben bu davanın savcısıyım!” diye ortaya çıkmasının, “yargı”da yaşanacak “Kumpas Davaları” maskaralığının “ilk adımı”nı oluşturacağı kestirilebilir miydi?
Hele duruşmalarda bulunanların, izleyenlerin içlerini bulandıran “Gizli Tanık” olayını yaratan “emniyet- savcı-yargıç” üçlüsünün oluşabileceğini, “22 yıl” önce insan rüyasında görse inanmazdı...
“SHP-DYP” protokolünde -günümüzde başbakana, bakanlara, oğullara dek uzanan- yolsuzlukları önleyici düzenlemelerin alınması, “hesap sorulması” da yer almış; ne ki yaşamsal konular içinde değil, geri sıralarda...
Bu “bayramlıkları” burada kesiyor, bayramınızı kutluyorum. “1 Ağustos”ta, yine “Beşiktaş”ta olalım!
NOT: Değerli dostlar, temmuzun “24-31” tarihlerindeki iki “cuma” günü için izinli sayılmamı rica ediyorum; “8 Ağustos”ta “Bir Ses”te buluşmak, her cumartesi günü de Beşiktaş’ta olmak üzere...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları