Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Karanlık savaş süreci

28 Temmuz 2015 Salı

Suruç’ta meydana gelen alçakça saldırının ardından Türkiye’nin içinde ve Suriye sınırında yaşanan gelişmeler birbirine karıştı. İçerideki tablo terörle mücadeleye siyasal güç savaşının da katıldığını gösteriyor. Bu ay-rı bir yazı konusu. Bugün Türkiye - Suriye sınırında yaşananların uluslararası boyutuna değinelim...
Son birkaç gündür küresel politikalara yön veren ülkelerin liderleri art arda Türkiye’ye yönelik açıklamalar yapıyorlar.
Rusya, Türkiye’nin IŞİD’le mücadelesine değinirken daha önce terör örgütüne verilen desteği anımsatıyor...
Almanya, bölgedeki dengelerin açılım sürecini engellememesine vurgu yapıyor.
“Tam müttefik” Amerika, PKK için temennilerde bulunuyor, silah bırakmasını istiyor...
Salt bu tablo bile gerek Türkiye - Suriye sınırında, gerekse Suriye’nin kuzeyinde yaşananların karanlık bir savaşa dönüştüğünü gösteriyor. Üstelik de bütün küresel aktörlerin farklı yerinden tuttuğu bir karanlık süreç.

***

İncirlik Üssü’nün Amerika’nın kullanımına açıldığı haberlerinin ardından dün de Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’den arındırılmış bir bölge oluşturulması yönünde Türkiye ile ABD’nin anlaştığı haberleri geldi.
Son bir haftadaki gelişmelerle birlikte bu haberi yan yana koyunca ister istemez 1990’lı yılların başındaki Kuzey Irak haberlerini anımsadık!
ABD’nin 1992’deki 1. Körfez Savaşı’nın devamında 36. paralelin kuzeyini uçuşa yasak bölge ilan etmesi, burada ayrı bir oluşumun önünü açmıştı. Bu uçuşa yasak bölgede İncirlik Üssü’nde konuşlanan Çekiç Güç’ün otoritesi vardı. Türkiye’nin de tartışmalı bir şekilde karar mekanizmalarında yer aldığı Çekiç Güç, Kuzey Irak’ta ayrı bir devlet oluşumunun da altyapısını kolaylaştırmıştı.
Konuyu dağıtmadan bugüne gelirsek; şimdi de Suriye’nin kuzeyinde bir “Kuzey Suriye” olgusunun yerleşmesi söz konusu.
Nasıl 1990’larda PKK terörünün alt edilmesi tartışmasına Kuzey Irak’ta Türkiye’yi olumsuz etkileyecek bir devlet oluşumu karıştıysa şimdi de benzer bir sürecin eşiğindeyiz.
Yanılmayı yürekten diliyoruz, uzun süre başımızı ağrıtacak bir konumuz daha oldu!

***

Başta vurguladığımız gibi bugün Suriye sınırımızın uluslararası boyutunu sütuna yatırmakla devam edelim...
20. yüzyıl bir bakıma iki temel ayrımla değerlendirilebilir. İlk 50 yılı 1. ve 2. Dünya Savaşları’nın damgasını vurduğu sıcak savaş dönemiydi. İkinci yarısı ise uzun bir soğuk savaş sürecini içeriyor. Aralık 1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ardından soğuk savaşın bitimi resmen ilan edildi. Zaten 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması soğuk savaşın bitiminin habercisiydi. Sovyetler kansız çöktü ama soğuk savaş kansız bitmedi. Bugün bile sonuçlarını yaşıyoruz. Hatta 1. ve 2. Dünya Savaşları’nın yarım kalan hesaplarıyla yüz yüzeyiz.
1990’ların ortasında okuduğumuz bir NATO raporunu anımsıyoruz; soğuk savaşın bitimiyle beraber dünyada 25 kriz bölgesi oluştu. Bunlardan 16’sı Türkiye’nin etrafındaydı. Kafkaslar’la Balkanlar arasında gidip gelen acılı hesaplaşmalar Türkiye’yi doğrudan etkiliyordu.
Soğuk savaş döneminde Suriye, Moskova ile müttefikti, biz ise Batı’yla. Bu yüzden 900 kilometrelik sınırımızn 510 kilometresi mayınla döşenmişti.
Şimdi mayınlar sınırımızda değil, bölgenin mezhep, din, ırk hatlarında! Yıllar önce bu gelişmeleri irdelerken şöyle demiştik: Soğuk ve sıcak savaş dönemlerinin ardından karanlık savaş dönemini yaşıyoruz!
Bu gerçek Suriye ile devam ediyor.

20. yüzyıl boyunca etrafımızdaki tüm ülkelerin sınırları ve rejimleri en az bir kez değişti. Türkiye düşe kalka, kıra döke, sınırlarına dokundurtmadan bugüne geldi.
Batı’nın anlamakta zorlandığı, Anadolu’nun derinliklerindeki birlikte yaşama gücü, Suriye sorununu da aşmamızı sağlayacak.

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Akbabalar zamanı... 18 Kasım 2018 Paz
Kaşıkçı cinayetinin sonuçları! 15 Kasım 2018 Per
Ah o Yemen’dir! 14 Kasım 2018 Çar