Köşe Yazısı

A+ A-

Mağdur, aldatılıyor... Hep o kazanıyor(?)

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Siyasette medyatik yükselişi mağduriyet üzerinden oldu... Bu ülkede inançları, değerleri, davaları uğruna çok ağır bedeller ödeyenlerin yanında, şiirden en iyi koşullarda birkaç aylık hapsin lafı bile edilemeyecekken, siyaset pazarlamasında 13 yıllık iktidarlarında hâlâ geçerliliği, alıcısı var ki hâlâ kullanabiliyor... Yıllar değil, aylar, bazen günler içinde ak dediğinden vazgeçip kara demeye koyulduğunda, ağzı açık dinleyenleri için, içtenlikli bir ses tonu eşliğinde; “Uğradığı haksızlıklar, düşmanlıklardan, yediği kazıklardan yakınmak, hak, doğru bildiği yolda korkmadan yürümek... En büyük işler, projeler, başarılara damgasını vurmak.. Kutsal davalar(!) uğruna, kendini, canını ortaya koyarak riskleri göze almak” nutukları, hâlâ dinleyiciler eşliğinde atılabiliyor..
Bir daha, bir daha altının çizilmesi sanki hiçbir işe yaramıyor... Cumhurbaşkanlığı’na yürürlükteki anayasal düzen, hukuk devleti düzeni içinde tanınmış yetkilerin, ayaklar altına alındığı söylemler ve icraatlarla her gün yüz yüze kalıyoruz... Son günlerde devletin tüm kurumları ve güçleri, geleceği adına tek karar verici söylem diliyle sayılanlara ise, çok can yakan, geleceğimizi ipotek altına alan sonuçlarına karşın, itirazların çok da işlevsel bir anlamı olamıyor... Çünkü sonuç olarak çok yakıcı, bir kez daha ülkemizi, insanımızı vuran, IŞİD ve PKK terör eylemlerinin çok can yakan sarmalındayız... Ortada canlar, ülkenin geleceği, savaş hali hükümleri olduğunda, devletin ayakta durmasının koşulları ile bağlantılı devlet çarklarının harekete geçirilmesi dinamiklerinde, insan hakları, hukuk devleti düzeni, demokrasi adına akla karanın birbirinden ayrılabilmesi, algılanabilmesi zorlaşıyor...

***

Bu size çok soyut gelen paragrafı anlaşılır kılmaya dönük. ABD’nin yakın tarihinden yaşanan sonuçlarıyla açığa çıkmış örneği paylaşacağım... ABD’nin 12 Eylül’ü, İkiz kuleler travması, suçlu görülen radikal İslami terör örgütleri ile yerinde savaş adına... Bush iktidarları sürecinde Afganistan-Irak işgalleri gündeme sokulmuştu. Ecevit koalisyon iktidarı bu işgallerin stratejik ortağı olmayı reddettiği için de Fazilet içinden kurdurulmasına destek verilen AKP’nin hızlı iktidarları yürüyüşü Türkiye’nin gündemine girmişti. Uzatmadan önce Afganistan Irak, sonra da Suriye otoriter rejimlerine askeri müdahalede gerekçe yapılan, kimi nükleer silahlanma, halkına dönük vahşet, terör gerekçelerinin inandırıcılığı sonradan ters yüz olsa da üç ülkenin de halklarının daha insanca, demokratik, hukuk devleti düzenine geçişleri düş olarak kaldı. Irklar ve dinler, mezhepler üzerinden yaratılmış kaos, bataklık düzeni içinde, ABD çıkarları adına askeri işgal projesinin kaldırılması, askerin çekilmesi gündeme girdi... Denetim, uzaktan, havadan askeri bombardıman, karadan savaşacak yerel güçler bulunup sağlanacaktı... Ortadoğu’da zaten arapsaçı olan dengeler çok daha karmaşık hallere dönüştü...

***

İktidarları, çok çıkarcı, pratik dengeler içinde, dünyanın en güçlü ekonomileri, demokrasilerinde örneği olamayacak uzun soluklu bir iktidarda kalma, büyüme şansını, yine demokrasilerde örneği yaşanamayacak biçimde, hukuk devleti, insan hakları, demokrasi ilkelerini ayaklar altına alarak, devletin kurumlarını fiilen ele geçirme koşullarını birlikte yakalamışlardı... Batı’nın duyarsızlığı, içerde kirli ama güçlü bir paylaşım, çıkar ağı kurarak, devleti koşar adım ele geçirmede, sınır tanımayan yürüyüşlerinde nasıl oluyorsa hep haklı, hep mağdur, hep aldatılandılar... Çivisi çıkan iktidarları ortaklığında bir on yılı kapsayan Cemaat’le yolları ayrıldığında da bütün suçlar “paralel”e kalırken onlar yine mağdur, aldatılandılar. Bir biçimde 17 Aralık kirli suçlarının hesabının verilmesinden de sıyrılma başarıldıysa da Başkanlık sistemine geçiş projesi için istenen oy alınamadı. Şimdilerde hukuk devleti, demokrasinin olmazı, seçim sonuçlarına göre, parlamenter düzen içinde hükümet kurulmasının kaçış yolu yok iken IŞİD, PKK terör eylemleri can simidi olabilir mi?