Köşe Yazısı

A+ A-

Sürdürülebilir bir demokrasi yalanı üzerine...

3 Ağustos 2015 Pazartesi

7 Haziran seçimlerinin sonuçlarının belli olduğu andan bugüne uzanan zaman dilimini -yaklaşık iki ay!- sürdürülebilir bir demokrasi yalanı ile geçirdik. “Sürdürülebilir” gibi bu konuya ilk bakışta belki pek uymayacak bir sözcük kullandım.
Ama öyle.
Çünkü sözünü ettiğim, aslında bütün siyasi partilerin ve devletin neredeyse bütün kurumlarının paylaştıkları bir yalan. Sıradan yalanlardan ayrılan yanı ise, artık çok kanlı bir yalana dönüşmüş olması. Terörün her gün, her saat can aldığı bir ortamda, terörü görüşmek üzere toplanan bir Meclis’in “terörü görüşmeme” kararı alarak dağılması.
Tarafsızlık yemini etmiş bir Cumhurbaşkanı’nın “koalisyonun bir işe yarayacağını sanmadığını” söyleyerek katıksız bir taraf olması.
Yeni kabinenin kurulması için öngörülen anayasal sürenin sonuna yaklaşılmışken koalisyon görüşmeleri yapan tarafların hâlâ öngörüşmelerde takılıp kalmışlıkları, ama sanki böyle değilmiş gibi yapmaları.
TBMM’ye girdiği belli olduktan sonra artık bütün Türkiye’nin partisi olduğunu açıklayan bir partinin daha söylediklerinin mürekkebi kurumadan sırtını dünya tarihinin en kanlı terör örgütlerinden birine dayadığını söyleyebilmesi...

Yalan, başka nasıl olur?
Evet, yalan, başka nasıl olur?
Yukarıda yazılanlar, tüyler ürpertici bir demokrasi yalanının yansımaları değil ise başka neyin yansımaları olabilir?
Bu ülkede şimdiye kadar bu türden çok yalan söylendi.
On yıllar boyunca Cumhuriyet yalanı söylendi.
Yine on yıllar boyunca, laiklik yalanı da söylendi.
Ve şimdi, yani demokrasinin temellerine ait bütün önyalanlar söylendikten sonra, sıra nihayet demokrasinin kendisinin bir yalana dönüştürülmesine geldi.
Ama arada büyük bir fark var.
Önceki yalanları söyleyenler arasında, türlü bağnazlıkların etkisiyle, söyledikleri yalanların doğruluğuna inananlar da vardı.
Demokrasi yalanı ise çok daha vahim ya da korkunç.
Çünkü onu rahatlıkla ve her gün söyleyenler arasında söylediğinin yalan olduğunu bilmeyen tek kişi bile yok!