Köşe Yazısı

A+ A-

Yüz yıl sonra… Bir gün sabah olursa

20 Ağustos 2015 Perşembe

“Evet, sabah olacaktır, sabah olur geceler kıyamete dek sürmez, en sonunda bu gök,
Bu mavi gök size acır; usanma sakın.
Hayata neş’e güneştir, usanç içinde kişi
Çürür bizim gibi… Siz, ey yarın uzaylıların
Küçük güneşleri, artık birer birer uyanın!
Tükenmez özlemi vardır ufukların ışığa,
Işık, ışık… Bugünün işte ruhu, özlemi bu;
Silin bulutları, silkin o korku gölgesini,
Koşun ışıklar içinden o kutlu kurtuluşa.
Ümidimiz bu; ölürsek de biz, yaşar mutlak
Vatan sizinle şu zindan karanlığından uzak!”
Ölümünün 100. yılında, Tevfik Fikret’in sıradışı bir canlılıkla anılmasına yol açan simge şiirlerinden biri kuşkusuz bu: “Sabah Olursa!”
Tevfik Fikret, Nâzım Hikmet gibi, her dem yaşantımızda var olan; canlılığını koruyan şairlerinden biri değil.
İnsanlar, Nâzım’ın dizeleri gibi Fikret’in dizelerini dost sohbetlerinde ezberden söylemiyorlar.
Dili çünkü bugüne uzak. Şiirin arkeolojisine girmek gerekiyor.
Üstteki satırlar da günümüz Türkçesine Ahmet Muhip Dıranas tarafından durulaştırılıp aktarılmış….
Buna karşın “Sabah Olursa”, yüz yıl öncesi denli güncel.
Öyle ki Hıfzı Topuz bundan üç yıl önce, birebir aynı başlığı taşıyan bir kitap (“Elbet Sabah Olacaktır”) bile yazdı.
Orhan Karaveli aynı dönem “Tevfik Fikret ve Halûk Gerçeği” isimli değerli bir başka kaynak eser yayımladı.
Diğer deyişle “Tevfik Fikret’i yeniden keşfediş” söz konusu.
Bunun nedeni “korkuya meydan okuyan” şairin büyük “özlemle aranan bir ışığa” çağrı yapması.
“Sis yılları sıkıntılarının” bugünle aynı olması…

‘Sopalı seçim’ zaferi
Jurnaller, baskılar, dostlarla açılan mesafeler, iktidara yanaşan tanıdıklarla sıfırlanan diyaloglar, tanık olunan ihanetler, ufukta beliren “sopalı seçimler” bile öyle aşina bir atmosfer ki…
“En samimi arkadaşlarımın arasında, sokağa çıplak çıkmış bir adam hissiyle titriyorum; herkesin vicdanı kapalı, örtülü, yalnız ben çıplak!” diye anlatıyor yakınen hissettiğimiz o atmosferi şairin kendisi Süleyman Nazif’e yazdığı bir mektupta ve şöyle devam ediyor:
“İşte namuslu kalem, namuslu matbuat, namuslu edep. O da öldü, o da çiğnendi. Gazetesine bir jurnal basmayanlar artık gazeteci sayılmıyor. Sonra içimizde o edepsizlikleri şirretliklerinden dolayı tebrike koşacak, ‘Bir gaza ettin ki hoşnut eyledin peygamberi!’ alkışlarıyla onların bu danışıklı dövüşlerini, namussuzluğun bu zaferini alkışlayacak namuslular da var!
Herkes diyor ki: Zaman haklıdır, akıllıdır, sen budalasın!
Allah aşkına siz öyle yapmayın, siz bari deyiniz ki: Sen budalasın; fakat zaman haklı, akıllı değildir.”

‘Umut’un adı
Hıfzı Topuz, yüz yıl öncesinin “akıl tutulması zamanlarını” “Elbet Sabah Olacaktır”ın “Sonsöz”ünde şöyle özetliyor:
“Özgürlük vaadiyle gelen İttihatçılar, kısa zamanda özgürlüklere düşman olmuşlardı. Ülkeyi savaşa sürüklüyorlardı. Meclis susturulmuştu. Basının sesi kısılmıştı. Yüksekokullar, hocalar, öğrenciler sindirilmişti. Hâkimler ve savcılar iktidarın emrindeydi. Ordu onların elindeydi. Köylü oldum olası suskundu. Esnaf hiç ağzını açamıyordu. Muhalefet darmadağındı. Ufukları yine yoğun bir sis kaplamıştı. Bugünlerde Fikret, aklın ve bilimin egemenliğine, aydınlanmaya ve aydınlık günlerin geleceğine inanıyordu.”
Bir ülkenin genleri bu kadar mı değişmez?
Sanki damardan bugün anlatılıyor!
Zaman hiç geçmemiş gibi…
“Özgürlük çıtası” ve “mücadelesi” yüz yıl öncesinde neredeyse hemen hâlâ oradayız…
Fikret buna karşın karanlığa boğulamayan bir “irade” ve “umut”un hâlâ öteki adı oluyor.
Bu sebeple yüz yıl sonra onu bu denli içten anıyoruz. Işığı bol olsun!

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt