Köşe Yazısı

A+ A-

Rekin Teksoy Adında Bir Karınca...

8 Haziran 2012 Cuma
\n

\n

Bu yakınlarda dünyamızdan ayrılan Rekin Teksoy ile karıncalar arasındaki bağlantıyı ilk kez birkaç yıl önce,Rönesansı getiren adam: Rekin Teksoy başlıklı yazım üzerinde düşünürken kurmuştum. Ama karınca nitelendirmesini o yazıda kullanmamıştım. İlk bugün kullanıyorum.

\n

Şöyle demiştim o yazının bir yerinde:Rekin Teksoy, Danteyi, Boccaccioyu ve onların ektiği Rönesans tohumlarını Türk insanının ayağına getirmiş olan düşünürün ve sanatçının adıdır. Rekin Teksoy için bu nitelikleri kasten vurgulayarak kullanıyorum ve böyle birine yalnızca çevirmen deyip geçmekten bilinçli olarak kaçınıyorum, zira böyle eserleri dilimize taşıyanların edimleri, çoğu kez sadece teknik yanıyla değerlendirilen bir çeviri yapmakla sınırlı değildir; onlar, Türkçede dilsel düzlemdeki yeni sanat eserlerinin yaratıcılarıdırlar…” Daha sonra, yazıyı şöyle bağlamıştım:Rekin Teksoyun her iki çevirisi de, Türkçede yaratılmış birer sanat eseridir. Ya da şöyle diyelim: Rekin Teksoyun bu çevirileri, dilimizde bağımsız sanat eseri niteliğini taşıyan, kendilerine özgü birer yeniden-üretim örneğidir. Tekrar ediyorum: Rekin Teksoy, Rönesansın düşünce mirasının en değerli eserlerinden ikisini, yüzlerce sayfanın üstesinden gelerek bizim kültür iklimimize taşımış olan düşünürün ve sanatçının adıdır. O mirasın temelleri üzerine bizim neler inşa edebileceğimiz veya edemeyeceğimiz ise, elbet bize kalmış bir sorumluluktur!

\n

Şimdi, Rekin Teksoyun ölümünün ardından, yine karıncalar üzerine düşünüyorum. Ama benim kafamdakiler, bildiklerimizden farklı karıncalar. Çünkü onlar, işleri güçleri kültür taşımak olan karıncalar. Yani, kültür karıncaları. Fakat bilinen veya normal karıncalarla çok ortak yönleri var. Bir defa, onlar da hep sessiz sedasız çalışırlar. Cüsselerinin birkaç katı büyüklükte parçaları bir yerden başka bir yere taşırken bile gıkları çıkmaz. Yaptığım işin büyüklüğünü gören var mı, diye dönüp bakınmak akıllarının kenarından bile geçmez. İşlerini tamamladıklarında, o işleri görenler yapılanları ancak bir filin gücüne yakıştırabilirler. Bir Decameron ile bir İlahi Komedyanın aynı hayata sığdırılabilmiş olduğuna rüyalarında görseler inanmazlar hele bizimkisi gibi, birkaç avuç boş lafla bütün bir hayatı doldurmayı ve buna da hayat demeyi başaranların çoğunlukta olduğu bir ortamda!

\n

Ama Rekin Teksoy, hiçbir zaman bir fil olmadı. Belki de bir fil kadar göze çarpmak, onun için zaten bir karabasandan farksızdı. O, hep bir karınca olarak kaldı. Genelde ancak fillerin başarabileceği işleri gücünü sürekli katlayarak peşpeşe tamamlayan bir kültür karıncası O da tıpkı sayıları çok az, türleri de artık tükenmeye yüz tutmuş öteki kültür karıncalarımız gibi, her bir çeviriyle Türkçede bir başka dil anıtı dikmesine rağmen, yaptıklarına hep karınca kararıncaölçüsünü uyguladı. Yukarıda alıntıladığım yazı üzerine bana gönderdiği ve inceliklerle dolu mesajında bile yaptıklarını büyütmeme kaygısı egemendi, yalnızca bir teşekkür mesajı olmasını istemişti: “…Çok karamsar bir dönemimde elime geçen mesajınız bana yeni bir güç verdi Çok teşekkür ederim…”

\n

Peki ya sizin, Sevgili Rekin Teksoy, sizin bize verdikleriniz, yani tek başınıza, karıncaların titizliği ile iklimimize taşıdığınız o uçsuz bucaksız Rönesans? Biz size nasıl teşekkür edebileceğiz? Biz o dev mirasın üstüne neleri inşa edebileceğiz?

\n\n