Meriç Velidedeoğlu

‘Balyoz’daki ‘İlk Adım!’

11 Ekim 2013 Cuma

Bir yıldır her cumartesi
günü yapılan “Sessiz Çığlık
Eylemi”
nde geçen hafta başka
bir “sessiz çığlık” kol geziyordu;
“Çarşamba günü Yargıtay’dan
ne çıkacak?”
sorusu...
Tutuklu Dz. Kr. Alb. Cenk’in
annesi “Şükran” Ana, her an
sevecenlikle (şefkat) dolu sıcak
bakışlarını ilk kez kaplayan bir
tedirginlikle bakarak: “Öyle bir
durumdayım ki adeta çarşambanın
gelmesini istemiyorum!..”

dediğinde, “Balyoz Davası”nın
Silivri’deki duruşmalarını anımsadım.
Önümde, insanın içini ezen,
tüm varlığını geren bir duruşma
beliriverdi bütün canlılığıyla;
Başkan Yargıç Ömer Diken,
o gün salonda bulunan “134”
komutanın tutuklanmasını istedi.
(11.2.2011)
Bir “an”lık bir “şok” geçirdi
komutanlar; evet yalnızca bir
“an”... Dimdik duruşlarını koruyup
yıkılmadıklarını haykırdılar
“Harbiye Marşı” ile... Sesleri
salona sığmadı...
Biz “izleyiciler” ise hâlâ
“şok”taydık.
Ne var ki, Başkan Ö.
Diken’
in anında verdiği buyrukla,
içlerinde “orgeneral”
ve “oramiral”den başlayarak
TSK”nin çoğunlukla üst rütbeli
subaylarının, dahası aralarında
Deniz Kuvvetleri”nin, “Hava
Kuvvetleri
”nin eski komutanlarının
da bulunduğu “134” komutan,
dört bir yandan “etten
bir duvar” örercesine jandarma
erleri tarafından sarılarak
“esir” edilmişler, esir alınmışlardı;
üye”si oldukları “Türk
Silahlı Kuvvetleri
” tarafından...
Bu durum Türkiye’de “askeri
vesayet
”e “son” verilişin “ilk
adım”ı olarak görülüp alkışlanmıştı
günlerce... Bu “alkış”a karşı,
herhangi bir kesimden gelen
eş yoğunluktaki bir “tepki”den
pek söz edemiyoruz.
Böylece gerek bu “tutuklama”
gerekse cesaret verici bu
“olumlama”, bu mahkemenin
(10. Ağır Ceza) son kararını
“rahat”ça ve “siyasi” iktidarın
beklentisi doğrultusunda
vermesine (21.9.2012) “dayanak
olduğu gibi, önceki
günü (9.10.2013) “Yargıtay”a
da “aynı” koşulların; aynı dayanağı,
aynı ortamı sağladığı
görülüyor, açıklanan kararlara
bakıldığında.
Dolaysiyle “Balyoz Davası”
ile bağlantılı olarak bugün yaşananları,
sonuçları daha ayrıntılı
değerlendirmek için, sanırım
“dün”e bakmayı sürdürmeliyiz.
“Balyoz”un yerel mahkemedeki
2 yıl önceki “tutuklama”
kararının nedeni, bu ünlü komutanların
“kaçma” ya da “delilleri
karartma”
olasılığıymış...
Başka utanılacak bir durum
da, gerek uzak denizlerde,
gerekse uzak ülkelerde
“görev”deyken haberi alan ve
görevi bitirip dönmeye başlayan
kimi komutanları “kaçak”
olarak görüp “yakalama” emri
çıkarılmasıydı.
Oysa kendilerine duyuru ulaşan
komutanlar görevlerinden
koparak birer birer geliyorlardı;
bunlardan biriydi Diyarbakır 2.
Hv. Kuv. Bşk. Tuğg. Kubilay
Baloğlu.

Komutasındaki “filo”ların -iyice
katilleşen- “PKK”ye karşı
operasyonlarını düzenleyip yola
çıkmıştı; hemen hemen, saati saatine
nerede olduğu “TV”lerden
izlenirken duruşma salonuna
da haberler anında geliyordu.
“Jet”leri “Kandil”deki,
“Zap”taki “PKK” inlerini vururken
“Komutan”ları da “tutuklanıp”
bir bakıma “av”ını
gözleyenler gibi bekleyen yargıç
ve savcıların önüne sürülecekti...
Öylece bekliyorduk... Bizler
içeride duruşma salonunda,
toplum (milyonlar) dışarda
“TV”lerinin başında... Peki bir
“tepki...” Ne tepkisi? Kıpırdamıyorduk
bile...
Öte yanda, tutuklu “163” komutanın
“tutuksuz” yargılanma
“başvuru”sunu görüşen bir üst
mahkemenin (11. Ağır Ceza)
“iki” üye yargıcının bunu kabul
etmeme kararına, bu mahkemenin
Başkanı Yargıç Şeref
Akçay’ın katılmayışını; tutukluluğun
sürdürülmesine “karşı” oluş
“neden”lerini açıklayarak, bu
konuda bir “savaşım” verdiğini
bilmem ki anımsar mıyız? Ya da
bu tutumu yüzünden “Yargıç
Akçay”ı
n oradan oraya sürüldüğünü...
Gerek ilgili meslek kuruluşları
“STÖ”, gerek toplum, onun
yanında yer alıp “ses” getiren
bir destek verseydi; “Akçay”ın
“Muhalefet Şerhi”nde ortaya
koyduğu evrensel Adil Yargılama
Hakkı’nı yok sayan kararları,
bugün “Yargıtay” çiğnemeye
-büyük bir olasılıkla- kalkışmazdı
diye insan düşünmek istiyor.
Tutuklu Alb. M. Dönmez’in
savunması sırasında, “Artık
yargıya inanmıyorum!” diye
haykırdığında ne denli haklı olduğu,
duruşmalarda “uyuyan”
bir savcıyla da ortaya dökülmüştü;
başkan, “iddianameyi” de
hazırlayan bu “savcı”“zor”
uyandırmıştı...
B ö y l e b i r y a r g ı l a m a -
nın “hukuk”la değil ancak
“guguk”la yürüyeceğini, dayançla
sürekli olarak pek ortaya
koyamadık; çoğu kez “korku”
kazandı...
“Dava”nın “savunman”larının
pek çok konuda haklı “karşı” çıkışları
bile yer yer “birlik”telikten
uzaktı...
Bu görüşlerin “haklı” yanları
olup olmadığını; “Balyoz”a karşı
yılmadan, kesintisiz sürdürülen
tek “eylem” olan “Sessiz
Çığlık”
ta buluşmak üzere yarın
saat “13.00”te “Beşiktaş”ta olalım.Gelirmisiniz?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları