Köşe Yazısı

A+ A-

Enver Paşa Tuzağı ve Okurlar

9 Ekim 2012 Salı

Osmanlıyı I. Dünya Savaşına sürükleyen olaylar zincirini, Peter Hopkirkün İstanbulun Doğusunda Bitmeyen Oyunisimli kitabı üzerinden irdeleyen Enver Paşa Tuzağıyazılarıma çok sayıda okur mektubu geldi...

Houston Texastan yazan Dr. Sağman Kayatekin; Yazınız (anlayan olursa) meseleyi en iyi şekilde özetlemiş. Elinize sağlıkdemiş

Kayatekin gibi teşekkürlerini ileten tüm okurlara ben de bu vesileyle bilmukabele diyorum!

Faruk Timuroğlu; İki yazı da günümüze ışık tutan bilgilerle doludedikten sonra Küçük bir eleştiridiye ekliyor: Alman İmparatoru Kaiserbirazay mehtabı gibi olmuyor mu?

Öyle. Doğru söze ne denir? İmparatorve Kaisermaalesef sıfat kullanımında, doz aşımına uğramış

Sudi Kartal; Aynı çerçevede : The Berlin Baghdad Express - Sean McMeekin, The Ottoman Empire and Germany 1898-1918. Penguin Books. Önerilir notunu gönderiyor. ..

Sudi Beyin e-postasına inanamadım. Buna telepati mi demeli?

Yoksa okur-yazarduyumgibi bir tanım mı icat etmeli?

Şu sırada başucu kitabım tam da bu: Sean McMeekinin Berlin Bağdat Ekspresi

Sayfaları arasından hiç burnumu çıkarmadan okuyorum. Bir tarih romanı olabilecek ölçüde akıcı dilde yazılmış. Tam sevgili Hıfzı Topuzluk bir konu

2010’da yayımlanan kitap Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum? Çevrilmediyse bu eseri ivedilikle Türkçeye kazandırmakta yarar var

Metin Güvener; Yazılarınızı okumaktan aldığım bilgiyi ve keyfi yazmayacağım, 45 yıllık CUMOKluğumu yazmam yeterli olur sanırımdemiş ve eklemiş:

Bugünkü yazınızı okuyunca aklıma Sultanahmet Meydanındaki Alman Çeşmesi geldi. Ve hemen Googlea girdim: İstanbulda Sultanahmet Meydanındaki çeşme, Alman İmparatoru II. Wilhem tarafından Almanyada yaptırılıp 1900de Sultan II. Abdülhamitin 25. cülus törenine yetiştirilmesi planlanmışken yapımı gecikince, 27 Ocak 1901de görkemli bir törenle İstanbulda monte edilmiştir. Türkiyeye üç kez gelen imparatorun 1898de İstanbula ikinci kez gelişine ithaf edilmiştir. İlk gelişinde (1889) Osmanlı Ordusuna Alman tüfeklerinin satışını sağlayan Wilhem, ikinci İstanbul ziyaretinde; İstanbul-Bağdat demiryolu yapımının Alman firmasına verilmesi vaadini almıştır’. Üçüncü gelişinde ne halt ettiğini bilmiyorum. Belki de sizin yazdığınız gibi Hacı Wilhemolmuştur…”

‘Büyük Oyun’, Enverci megalomani ve İslam

Enver İşbilen uzun, hayli düşündürücü bir mektup yazmış. Kısaltmadan yayımlıyorum:

Yazınız son derece isabetli... Sanki Enverci megalomani tekerrür ediyor...

Ama korkarım ki atı alan Üsküdarı geçmiş durumda...

Son 2 yüzyıllık dünya siyasi tarihi boyunca, İslamiyet hep kullanılageldi; birtakım büyük hesapların objesi oldu. Ama sadece sömürge arayışındaki İmparatorluk Almanyası tarafından mı?

Napolyonun Mısır seferinde;Hakiki Müslümanlar biziz’, ‘Napolyon aslen Müslümandır propagandası yapılmadı mı?

Yakın zamanda; Prens Charlesıngizli Müslümanlığıspekülasyonu yapılmadı mı?

ABD, küresel Soğuk Savaş siyasetindeAllahsız komünizme karşı Yeşil Kuşakın mucitliğini yapmadı mı? Sıfırdan yarattığı Bin Ladin tarzı bedevilere misyon yükleyip SSCBye karşı kullandı. Güya -kontrolden çıkınca- 2001deki sürrealist facialar oluverdi. ABDnin işi bitince, Pakistanda bir villada öldürmedi mi?

Batı âleminde; Rusyada/SSCB Türki-İslam unsurlarının onlara karşı kullanılması hesabı ve -hatta fizibilitesi- yapılmadı mı?

Soğuk Savaş sonrası gevşeme döneminde S.Huntington, esas çelişkinin Batı-İslam çelişkisi olacağını iddia etmedi mi?

Osmanlı devleti bile; ta, Yavuz Selim devrinde hilafetin alındığı masalı anlatılsa dahi; ancak son devrinde; diğer Müslüman nüfus barındıran sömürge imparatorluklarına karşı koz olarak tasavvur ettiği Panislamizmi (Alman desteğiyle) ortaya atmadı mı?

Dünyadaki bütün İslamcı hareketlerin kaynağını oluşturanMüslüman Kardeşlerhareketi İngilizlerin sömürgesi olduğu dönemde, Mısırda onların nezareti altında yeşertilmedi mi? Arap hilafetifikri, Londranın ortaya attığı bir proje değil miydi?

Sonuçta; eğer ortada; modern tarihte -1789dan beri- bir türlü bir çözüme kavuşturulamayan dünya paylaşımı-egemenliği mücadelesi (Ki bunun önemli kısmını daŞark Meselesioluşturuyor(du)) varsa; İslamiyetin kullanılması durumu beşeri coğrafyadan ve jeopolitikten kaynaklanmıyor mu? Müslüman inancının yayıldığı coğrafya,dünya adasıdenilen uçsuz bucaksız kıtanın en hayati bölgeleriyle örtüşüyor...

İslamiyetin özü itibarıyla; diğer inançlardan daha politize veya radikal olduğu iddia edilebilir mi?

Mesela; Budizm niye dünya siyasetinde önemli bir faktör değil de sadece ABD-Çin ilişkilerinin tali bir unsuru durumunda?

Yazınızda bahsettiğiniz Hopkirkün kitabı çok değerli ama oyunun sadecebir perdesinianlatıyor... Ayrıca aktör olarak sadece ulusal-devletleri peşinen kabul etmek de illüzyon yaratabilir. Çoğu zaman, mahiyeti meçhul yeraltı hareketleri devletleri kurup güdüyorlar...

Esenlikler dileklerimle, Evren İşbilen. Araştırmacı yazar; Uİ doktora öğrencisi.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt