Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Medyanın Kir Saçma Yöntemleri..

28 Ocak 2009 Çarşamba

Zat-ı muhteremin adı, Tanıl Bora. Ciddi gazetelerde kendisine saha açılıyor. Ülkemizin saygın kanallarından NTVde geçen hafta bir sabah vakti, Ruşen Çakır ve Mirgün Cabas kendisini çağırmışlar, beyefendinin Ergenekon gündemi etrafında filizlenen fikirleriyle halkımızı besliyorlar. Tanıl Bey münasip bir ortam bulmuş, coştukça coşuyor.. Duyduğumuz geleneksel gizli anti-Kemalist/liberal bilgiç sataşmalar içinde bir cümle, sigortamı tam attırdı: Eskiden milliyetçilerle ulusalcılar arasında ayrımlar varmış da, artık o farklar da yok olmuş, ulusalcılar artık ırkçılık ve Türkçü aşırı milliyetçilikle, kin ortamı yaratmaktan çekinmiyorlarmış

***

İnsan bu kadar desteksiz atarken biraz utanır. Kim ırkçılıkla kavga ortamı yaratmış? Vural Savaş ? Necla Arat ? Yekta Güngör Özden mi? Ümit Zileli mi? Ben mi? Kim? Ya da ulusalcı oyları toplayan ana partilerden hangisi bu gericiliklere tenezzül etmiş? İki tane aşırı sağcı derneğin çirkin sloganlarını, bu ülkede kendini adam yerine koyan hangi insan bu ortamda toptan ulusalcılara fatura edebilir?Açtım telefonu, NTVnin en yetkili isimlerinden ve iyi niyetine güvendiğim Sn. Cem Aydına bunları açıkladım. Şimdi Mirgün Cabasın beni veya başka bir ulusal yazarı bulup, bu sorumsuz cümleleri dengeleyecek söylemi cesaretle yayımlamasını bekliyorum Ama ben bu satırları kaleme alırken aynı programda Ruşen Çakır, yine Star gazetesi yöneticisi Mustafa Karaalioğlunu konuk ediyordu! Hem de aynı doğrultuda Ergenekon yorumlarıyla. Kendisi Borayı bile aşabilmek için, Sivas olaylarını Ergenekona bağlayan imaları (!!!) orta yere koyuverdi! Daha ne denebilir ki?

Tabii bu beyefendilere sormak lazım Acaba siz, ırkçılık derken, İsrailin Gazze katliamları nedeniyle bu ülkede ve dünyada Musevilere kin kusan ve bunu kâğıda ve sloganlara dökmekten çekinmeyen şeriatçıları mı kastediyorsunuz diye? Hemen kaçacak delik arayabilirler. Çünkü onlar, malum gazete ve televizyonlarda kutsal ittifak içinde oldukları ılımlı İslamcılarla flört ederek, onları demokratik”, ulusalcıları ırkçı-şiddet yanlısı anti-demokratikgöstermekle görevlidirler.

***

O insanlarda parmak ucu kadar haysiyet olsa, Rahip Santoro ve Dink cinayetlerinin, tam tersine, yıllardır bizlerin tam karşıtımızda yer alan ve şeriatçı-faşist kozadan beslendiklerini kabul ederler. Ama ne var ki bu makalede bir kere daha deşifre ettiğimiz malum 2. Cumhuriyetçi-İslamcı ittifakı onları köreltmiştir. Kimi alçaklar hâlâ bu cinayetleri ima düzeyinde bırakıyorlar ama.. kimi alçaklar da Hrant Dink cinayetini, malum faşist dinci yapılanmalardan söküp, tılsımlı kelimeler milliyetçilikve Ergenekonüstünden ulusalcılara ulaştırmaya gayret ediyorlar. Bir gazeteden diğerine, bir kanaldan öbürüne koşturarak bu ortamı canlı tutarlar ve Ergenekonöcüsü ile oluşturulan cadı avına uygun bir rüzgâr estirilir. Sapkın gazetenin teki, ETÖadı altında bir terör örgütünden PKK gibi söz ederken, Atatürkçüler, kimi aşırı sağcılar ve kimliği belirsiz kişilerle aynı sepette götürülürlerken”, tüm bu ince ayar taktiklerinin özel önemleri vardır. Bu sayede öğreniyoruz ki halkın yüzde “61.7”si Ergenekon diye bir örgütün varlığına inanmış! Medyamızın objektifliği, oportünizmi ve otosansürü, işte bu liberal beyin tutsaklıklarına paralel at koşturan, malum çıkar ilişkileri etrafındaki mayınlı bölgelerde yürüyüşe çıkmıştır Bu gerekçelerin merceği altında, programa kimlerin çağırılacağı, kimlere sütun verilip verilmeyeceği şekillenir. Avrasya TVye yapılan çirkin baskın, soğuk bir habercilikle geçiştirilir. Nasıl olsa bizlere kadar gelmeye cüret etmezlerdiyerek, Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın cümlesine geçerlilik kazandırılır. Hiçbir empatikurulmaya çalışılmadan, bu operasyon, sanki olası bir terör yuvasına yapılmış bir üslupla geçiştirilir. İşin kılıfı da tarafsız(yani ne kokar ne bulaşır!) haberciliktir. Tetikçi medyaiçinde, yüzü kızarmadan yeni tutuklanacak yazar jurnalciliğine soyunan zavallılar grubuna dahil olmayan medyacılar, bu pasif-utangaç-renksiz kimliklerle durumlarını idare etme yoluna gitmişlerdir. Bu arkadaşlar, sokağa hiç çıkıyorlar mı bilmiyorum, ama yankılanan sesler kulağımda çınlıyor: Susma, sustukça, sıra sana gelecek!

[email protected] Faks: 0212 227 34 65