Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Sivil İnisiyatif (?)

30 Ocak 2009 Cuma

Pazartesi günü çıkan “Kantarın Topuzu...” başlıklı yazıda siyasetçilerin, kavramların çarpıtılması ve içlerinin boşaltılması konusundaki başarılarından söz etmiştim.

Sayın Başbakan’ın, partisinin son grup toplantısındaki konuşması, konuyu bir kez daha gündeme getirmenin adeta farz olduğunu gösteriyor.

Çünkü “kavram kargaşasıgiderek “kavram karmaşasıolma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış durumda.

Sayın Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan sıfatıyla yaptığı konuşmada, beğenmediği haberleri veren gazetelere boykot çağrısında bulunma geleneğini sürdürdü.

Bu çağrı da, “Gündemi değiştirme girişiminin öğelerinden biri miydi” diye düşünmeden edemiyor insan.

Ve zorunlu olarak akla bir Bektaşi fıkrası geliyor.

Baba Erenler, gömleğini yıkamasını önerenlerin isteğine uyup gömleğini derede bir güzel yıkamış.

Ancak “gömlek yıkama” önerileri kesilmemiş. Bu önerilere de uyan Baba Erenler, bir kez daha önerilince patlamış: “Be hey imanım. Biz dünyaya gömlek yıkamaya mı geldik!”

Başbakan’ın, kimsenin pek ciddiye almadığı satış raporlarından anlaşılan boykot çağrıları karşısında insanın “Be hey imanım. Dünyaya Başbakan’ın haksız açıklamalarına yanıt yazmaya mı geldik” diyesi geliyor.

Bu kez konumuz boykot çağrısı değil. Başbakan’ın gerekçesi. Diyor ki: “Ben burada sivil inisiyatif kullanıyorum.”

“Bir başbakan sivil inisiyatif kullanabilir mi” sorusunun ayrıntılı yanıtını uzmanlara bırakıp Türkiye’de “sivil toplum örgütü” olarak kullanılan, ama aslında İngilizce sözcüklerin baş harfleriyle “NGO” diye anılan “Hükümet Dışı Örgütler” kavramına gelelim.

Bu kavram, “hükümetin karışmadığı, yönlendirmediği örgütler” anlamını taşıyor.

Oysa bizde asker-sivil ayrımına dayalı bir “sivil” kavramı var.

Bu kavramın içi de herkesin canının istediği gibi dolduruluyor. Gerçek “hükümet dışı örgütler” neredeyse iki elin parmakları kadar. Avrupa’nın çeşitli ülkelerine kıyasla yok denecek sayıda. Bu açığı kapatmanın yolu da, meslek odalarını, meslek örgütlerini, sendikaları, çeşitli cemaatleri, hatta tarikatları bile bu kapsamda sayarak arttırmaktan geçiyor.

Yanlış ama, ülkemizin gerçeklerinden biri de bu.

Sayın Başbakan bu yanlışı değiştirmek yerine, neredeyse hükmetin de “sivil toplum örgütü” kapsamında olduğunu anlatmaya çalışan bir biçeme öncelik tanıyor.

***

Milletvekillerinin dokunulmazlıkları, yerel yönetim seçimleri nedeniyle bir kez daha gündeme geldi.

Siyasal iktidar da eski gerekçesini yineleyerek “Devlet memurlarının dokunulmazlıklarının kaldırılmasından başlayalım” önerisini ortaya attı.

Memur dokunulmazlıklarının kaldırılmamasının gerekçesini de vurguladı. “Muhalefet kaldırma önerilerimizi desteklemiyor.”

Sanırsınız ki iktidar, her yasa değişikliğini muhalefet partileriyle ortaklaşa, anlaşarak yapıyor.

Oysa bırakın muhalefetin ret oyu kullandığı yasa değişikliklerini, anayasaya aykırılık görüşüyle iptal davası açtığı çok sayıda değişiklik var.

Bu kapsamdaki son örnek de “2-B arazisine satış yolunu açma ve orman talanını kolaylaştırma” amacıyla değiştirildiği iddialarının ortaya atıldığı “Tapulama Yasasıdeğişikliği.

İktidarın bu yasayı çıkarmak için muhalefeti yok sayarken, memur dokunulmazlıklarını kaldırmak için kendi oyçoğunluğunu yok saymasının çelişkisini anlamak olası mı?

İnanan biri varsa açıklasa da öğrensek.

[email protected]