Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Nalbandyan ile Deveciyan

5 Şubat 2009 Perşembe

Biri komşu ülkenin bakanı, öteki büyük bir Avrupa ülkesinin önde gelen siyaset adamlarından.

Güncel siyaset içinde ikisinin adıyla da sık sık karşılaşıyoruz.

Biri Nalbant, öteki Deveci.

İsimlerinin Türkçe olmasına şaşmalı mı, yoksa aynı toprakların insanlarıyız, bundan doğal ne olabilir mi demeli? Gerçi nalbant, Arapça nal ile Farsça bend sözcüklerinin birleşmesinden ortaya çıkmış ama Türkçede yerleşmiş.

Bu iki mesleğin bir ortak yanı da geleneksel tarım toplumunun uğraşları olması. Köklü bir geçmişe işaret ediyor.

***

Nalbandyanın geçmişini bilmiyorum ama Deveciyanınki çok ilginç: Dedesi Karekin Deveciyan (d. 1868) 1914-1918 arası İstanbul Balık Halinin müdürlüğünü yapmış. 1915’te yayımlanmış, alanının ilk kitabı olma özelliği taşıyan Türkiyede Balık ve Balıkçılıkadlı bir yapıtı var.

Babası Roland Deveciyan (d.1901) İstanbulda doğmuş, Galatasaray Lisesini bitirmiş. Bir burs kazanıp Fransaya giderken pasaportuna ne akla hizmetse,Türkiyeye geri dönemezdamgası vurulmuş. Fransada düdüklü tencereyi bulan ünlü bir mühendis olmuş. Fransız vatandaşlığına geçme önerilerini, Ben Türk vatandaşıyımdiyerek kabul etmemiş ve vatansız olarak ölmüş.

1946 doğumlu Patrick Deveciyan, işte bu babanın oğlu.

***

Aynı toprağın insanları arasında kimi zaman kardeş kavgasından öte anlaşmazlıklar çıkabiliyor. Emperyalist güç savaşları, halkları birbirine düşman eden en büyük etken. Yüzyıllarca bir arada yaşamış insanlar, bir bakıyorsunuz birbirini boğazlıyor. Akılla, mantıkla, sağduyuyla açıklanabilir bir şey mi?

Günlük siyasetle uğraşan dar görüşlüler, küçük hesaplarla anlık kazanımlar peşinde koşarken, emperyalizmin uzun erimli planları tıkır tıkır işliyor. Halkları birbirine düşürüp kavga ettirerek kendi egemenliğini sürdürmektir bu anlayış. Yüz yıldır, Ortadoğu böyle yönetiliyor.

***

Sevan İnce adlı yurttaşımızın 6 Ekim 2006 günlü yazısından kimi bölümleri, bu politikalara içerden bir tepkiyi göstermesi bakımından buraya alıyorum:

Gerçeği, benden ve benim gibilerden başkası bilemez. Bizler, hadiseleri birinci ağızdan dinlemiş kişileriz. Bizler Türk Ermenileriyiz. Bizler tek tip hikâye dinlememişizdir.

Mesela, dedem, Erzincan’daki çiftliklerinden abisinin alınıp götürülüşünü ve onu kurtarmak için başçavuşa bir eşek yükü altın fidye verdiğini anlatırdı. Ne abi dönmüş, ne altınlar.

Anneannem, köydeki Ermeni delikanlıların nasıl silahlandırılıp çeteci yapıldıklarını anlatırdı. Üniformalarını yabancı lisan konuşanlar getirmiş.

Büyükbabam, Kayseri’de tüm sülalesini kurtarmak için çırpınan Osmanlı yüzbaşısı Sinan’ı ağlayarak anlatırdı. Sayesinde o sülaleden kimsenin kılına zarar gelmemiş.

Bizler, katliam hikâyeleri dinlediğimiz gibi, bir Ermeni arkadaşı tehcire giderken askerin önüne yatan Türklerin; veya, yurtlarına geri döndüklerinde onlara tekrar kucak açan Türk komşuların hikâyeleri ile de büyüdük.

Kısası şudur: Tebaanın bir kısmı emperyalist güçlerin gazına gelip ayrılıkçılık yapmıştır. Buna kızan Osmanlı hükümeti bölgede tehcir kararı almıştır. Günün şartlarına göre tehcir (göç) zor koşullar altında gerçekleşmiştir. Sürgünler, çoluk çocuk muhtelif şekillerde kırılmış ve kıyıma uğramıştır. Bu kırılma, hastalık ve açlık sebebiyledir. Hastalık dışındaki ölümler, sürgünlerin yanlarında götürdükleri altın paraları gasp etmeyi amaçlayan bölgenin eşkıyaları tarafından yapılmıştır. O bölgede bu olayların cereyan ettiği esnada, ülkenin batı bölgelerinde yaşayan Ermenilerin aynı şekilde bir zulme uğramadığı göz önüne alınırsa, buna bir soykırım denemez.

Kaldı ki, söz konusu 1.5 milyon Ermeni sayısı, ölü sayısını değil kayıp sayısını ifade eder. Biz Türk Ermenileri, iyi biliriz ki: Anadolu, bu olaylar esnasında veya sonrasında, Müslüman olmuş Ermenilerle doludur. Bu kişiler, daha sonra serbest olmasına rağmen kendi dinlerine dönmemişler ve geçmişlerini gizledikleri için kayıp hanesine yazılmışlardır.

[email protected]

Tümü Turgay Fişekçi - Son yazıları

111 Yaşındaki Arkadaşımız 9 Ocak 2013 Çar
Kamil Masaracı’dan ‘Kültürlü Hadiseler’ 2 Ocak 2013 Çar
Yüz Yıl Önce Balkanlar 26 Aralık 2012 Çar