Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Yeni Ortadoğu, yeni Türkiye!

27 Ekim 2015 Salı

Bilge kişiler, “siyaset çare bulma sanatıdır” demişler. Hemen “ne için çare” sorusu öne çıkıyor.
Kimileri demokrasi için, kimileri iktidarda kalmak için,kimileri de güçlü kalayım da ne olursa olsun hedefi peşindeler.

O zaman siyaset “sanatı” kimileri için, “her yol, her araç geçerlidir” haline dönüşüverir.
Kimileri yapıda (statükoda), din ve inanç gibi, sermaye, muhafazakârlık gibi sahip oldukları olanakları kullanmaya başlıyor.
Türkiye benzeri, iç dinamiklerle bölgesel ve küresel dinamiklerin iç içe geçtiği ülkelerde durum daha da vahim hale gelir.
İç dinamiklerin antidemokratik negatifleri ile kimi bölgesel ve küresel odaklar çıkar birliği sağlayabiliyorlar. Bizde, 2003 ve 2004’te kimi etkili başdanışmanların, 200 yıldır ilk defa, Batı’nın talepleri ile “bizim” taleplerimiz örtüşmeye başladı dediği gibi.

Ortadoğu batağındaki ülke
1990 sorası Ortadoğu’da fiili işgallerle başlatılan “Yeni Ortadoğu” projesi içinde kuşkusuz, “Yeni Türkiye’nin” de oluşturulması gerekiyordu.
Özellikle 2003’te başlatılan II. dalga işgaller ve bölünmelerin, Türkiye’ye yansıması öngörülüyordu.
Bugün geldiğimiz noktaya bakın;
ABD ve AB, PKK, PYD ve YPG’ye açıktan veya örtülü destek veriyorlar.
Rusya, PKK’nin uzantısı olan örgütlerle flört ediyor, Moskova’da temsil edilebileceklerini söylüyor.
Gökten zembille indirilen IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyon, Kürdistan’ın Irak ve Suriye ayaklarını başarılı bir biçimde oluşturuyor. Türkiye’yi karıştırarak da ortam hazırlıyor.
Rusya ise ABD, İngiltere ve İsrail’in Ortadoğu egemenliklerinde, “ben de buradayım” diye askeri ve siyasi ağırlığını fiilen genişletme ihtiyacını duyuyor.
Kürdistan’ı kuruyorsanız, sadece size bırakmam, ben de bir kenarından tutacağım demeye getiriyor.
Sanki, “Suriye ne kadar Esad’la”, pazarlıkları yapılıyormuş gibi, “Ortadoğu aralarında yeniden paylaşılıyor”. Yeni Ortadoğu’yu (ve Türkiye’yi) birlikte şekillendiriyorlar.
Eski kapitalizm-komünizm (sosyalizm) çatışmaları geride kaldı. 1990 sonrasının yeni küresel düzeni, egemenliğini derinleştiriyor. Yunanistan’ın (ve Çipras’ın) sistem tarafından düşürüldüğü durum ortada.

‘Strateji’siz ve sığ politikalar
Ankara’nın 2003’ten beri izlediği politikalarla, “bir taraftan Ortadoğu bataklığının bir parçası olurken öte yandan bütün komşularla ve küresel güçlerle karşı karşıya gelmesi nasıl oldu?” “Stratejik derinlik” lafları ile “stratejisiz sığlık” uygulamaları yaşandı.
Din (ve mezhep) referanslı uygulamaların bizi getirdiği kaos durumu ortaya çıktı. TBMM’de dış politikamızı demokratik bir biçimde tartışamadık, konuşamadık. “Biz yaptık, oldu” yöntemi uygulandı. Ulusal çıkarlarımızı sağlayamadık. Sığ ve stratejisiz, iki üç kişinin tutumuna göre belirlenen uygulamalar içinde kilitlendik kaldık.
De Gaulle, taa 1960’larda ne demiş: “Uluslararası ilişkilerde inançlar ve ideolojiler değil, ulusal çıkarlar esastır.”
Ondan çok önce kurtuluş ve Cumhuriyet’in kuruluşunda bunu ilk düşünen ve uygulayan Atatürk değil miydi? Onu silmeye çalışanlar, ülkeyi bugünkü çıkmaza soktular.
1 Kasım seçimi aslında yalnız içeriyi değil, dış ilişkileri de etkileyecektir.