Doğan Satmış

AKP usulü ‘Havuzlanmak’

28 Ekim 2015 Çarşamba

1 Nisan 2007, bir pazar günüydü. TMSF, usulsüz olduğu sonradan anlaşılan bir gerekçeyle, aralarında Sabah, Yeni Asır, Takvim, Foto Maç gazeteleri ile atv ve Kanal 1 televizyonunun da bulunduğu Merkez Medya Grubu’na el koydu.
Bir gün önce, Sabah’ın muhabirlerinin haber kaynağı olan TMSF Başkanı ve yanındaki bürokrat takımı, bir gün sonra patron oldu, patron katında, genel yayın yönetmenini sigaya çeker hale geldi.
O zaman anlamadık...
Bunun gerçekten bir yargı kararı olduğunu, adaletin yerini bulacağını filan sandık.
Zaman içinde gördük ki, dönemin TMSF Başkanı ve bürokratları, gazetenin içinde temizliğe başladılar.
Önce yazarlar, sonra yöneticiler değişti. Muhabirler de gitti.
Ve sonra bir gün baktık ki, 2 televizyon, 4 gazete bir anda, devlet bankalarından gelen kredilerle yandaş bir şirkete verilmiş.
Ve Erdoğan’ın damadı da, ağabeyiyle birlikte CEO olarak atanmış.
Sonra olanları biliyorsunuz. Yayın organları “Havuzun sesi” oldu.
Ancak satın alan ilk şirket, banka borçlarını ödeyemedi.
Bunun üzerine 3. havalimanı inşaatı ihalesini alan şirketler bir havuz oluşturdu. Havuzdaki parayla Sabah Grubu, “Havuzculara” satıldı.
Ve Erdoğan’ın damadı, ağabeyi hâlâ o şirketleri yönetiyorlar. Orada bir “Know how” oluştu. TMSF kökenliler, medya işinde uzmanlaştı.
Aradan 8 yıl geçtikten sonra fark ediyoruz ki, o gün yapılanların tümü bu amaca yönelikmiş:
“Siyasi iktidara medya oluşturmak.”
Kısaca “Havuzlamak.”
Peki, bu uygulama bitti mi?
Koza İpek Grubu’nun medya organlarına el konulmasıyla, aynı yöntemin sürdürüleceğini görüyoruz.
Artık, “Havuzlama” operasyonlarında yetişenler, “Havuzlanacak” yeni medya organlarına atanıyorlar. Sabah Grubu’nda yetişen eski Reklam Grup Başkanı Ümit Önal da Koza İpek’e “Kayyum” olarak atandı.
Çok yakında, Koza İpek’in TV ve gazetelerinin de yazarları, yöneticileri değişecek.
Yayınlar iktidar endeksli olmaya başlayacak.
Türkiye’de basın hiç bu hale düşmemişti.
12 Eylül dönemini biliyoruz. Selimiye’den bir astsubay arayıp haberlere sansür koyardı.
Ya da dönemin Sıkıyönetim Komutanı Necdet Üruğ, gazete patronlarını çağırıp fırçalardı.
Ama kimsenin gazetesine el koymayı askerler bile düşünmedi.
28 Şubat’ta, askerlerin zoruyla yazarlar işten attırıldı ancak direnen olunca, bunu bile yapamadıkları oldu.
4 yıldızlı generallerin zoru, Dinç Bilgin’e işledi, Sabah’tan gazeteciler atıldı ama Aydın Doğan’a işlemedi. Hürriyet’ten kimse atılmadı...
Ama şimdiki siyasi iktidarın gözü kara.
Dün Erdoğan’ın eski metin yazarı çıkmış, “Sıra Cumhuriyet, Hürriyet, Sözcü ve Zaman gazetelerinde” diyor açık açık.
Nasılsa bir savcının kararıyla, koca şirketlere el koyup aileden kayyum atamak mümkün.
“Havuzlamak” devam edecek.
İleri demokrasi getire getire Türkiye’yi buraya getirdi.
Türkiye’yi bu noktaya, 13 yıllık siyasi iktidara destek verenler el birliğiyle getirdi.
İyi niyet taşlarına basarak, Erdoğan’a destek verip, nedamet getiren de, getirmeyen de herkes başını önüne koyup düşünsün.
Peki, hiç mi çare yok?
Var, pazar günü, sandığa gidin...  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Volkan nasıl patladı? 21 Haziran 2016

Günün Köşe Yazıları