Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Cinnet atışı...

29 Ekim 2015 Perşembe

Bizim gazetenin “Darbe gibi” başlığı hafif kaldı... Koza İpek Grubu’na, medya yayınlarına yönelik operasyonlar sözde yargı kararı ile kayyum atanması işleminin, hukukun gereğinin yerine getirilmesi... Holdingin kapısı kırılarak tebligat yapılmasıyla başlayan operasyonlardan, canlı yayınların görüntülü sahnelerindeki şiddet dozu, görsellikte ünlü şiddet filmlerinin sahnelerini aştı... Hukukçuların, siyasi parti sözcülerinin, meslek örgütlerimiz, temsilcilerimizin, hukuk ihlalleri, basın özgürlüğünün katledilmesine ilişkin sözcüklerinin isyandan öte bir anlamı, işlevi kalmadı...
“Biber gazı gözlere böyle sıkılmaz...” gazetecilerin isyan çığlıkları... Canlı yayını durdurmaya yönelik ancak şiddetli terör direnişinde hücre evine baskında söz konusu olabilecek şiddet sahnelerinin sonunda kesilen canlı yayın donmuş bir saksı görüntüsü ile simge oluyor. Barolar Birliği Başkanı, görev sorumluluğunun gerekleri içinde, hukuk ihlalleri zincirinin ürküten boyutları, hak-hukuk ihlallerini anlatmaya çalışırken hukuk içinde söylenebileceklerin anlamının kalmaması olgusu karşısında, “hukuk devletinin katliamı, yargının yargı olmaktan çıkması, siyasi müdahalenin diktatörlüklerde az görülür boyutlara vardırılması” sözcükleri dökülüyor...
Demokrasiye, hukuk devleti düzenine duyarsızlıkta en sağda sayılabilecek bir marjinal partinin lideri bile söz konusu operasyon, sözde yargı kararı müdahalesini eleştirirken; “Neden tarafsız olması zorunlu kayyumları atayan kararın altına imza atan yargıçlar, bulamayacakları ellerine tutuşturulmuş isimleri bizim partiden değil de AKP’den seçebiliyorlar” diye ironi yapabiliyor... AKP’nin kamera karşısında kalan bakanları bile bu basın özgürlüğü, hukuk devleti düzeni, hak-adalet, suç-ceza ilişkileri kalıplarına oturtulması söz konusu olamayacak eylem karşısında söyleyecek söz bulamayarak, sonradan suyu çıkan iktidar icraatları içindeki hukuksuz yargılamaların yıllar sonra dönen, ama asla hukuksuzlukların giderilmesi, yaraların sarılması anlamına gelemeyen sonuçları ile geveleme savunma yapmaya çalışıyorlar...

***

Bugün Cumhuriyet Bayramı, pazar günü seçim için sandığa gidiyoruz... Saray’dan ülkemize bakarken görünenler ne kadar bizimkilerle çelişirse çelişsin bu öfkenin gözü kararmış atışlarını akıl ve mantık süzgecinden geçirerek okumak, anlamlandırmak zor... Siyaseten, şiddet dozunun tırmandırılmasında fren tutmayan atışları, artık geri dönüşü olmayan, denetlenemeyen gidiş, öfke, panik olarak bile okumak zor... Şiddet filmlerinin uç örneklerinde; hani kendini sıkıştırılmış, panik, çaresizlik içindeki suçluların parmaklarının silahlarının tetiğine takılı halleri, rastgele atışları, çevrede yarattıkları en kanlı sahnelerle iç içe kendileri için en zavallı, en korkmuş, çaresiz halleri vardır ya...
Sanki o sahnelerin yaratacağı kör öfke ve şiddet dozunu aşan, siyasal, toplumsal, şiddet içeren ama sonuçları ile atışı yapanların çıkarları ile de çelişen, çoklu eller, taraflar adına yapılan atışlarla yüz yüzeyiz... Seçmende ise bu abartılı sahnelerden keyif bile alamayan, nerede ise etkilenme dozu diplerde seyirci halleri... İktidarlarından çok korkmuşlar, oylarını en akılcı kullanma çabasında çok kararlı. İktidarları cephesi renk vermemeye çalışarak alabildiğine ufuksuz, kararsız... AKP seçim kampanyasında, İktidarlarının saadet zinciri halkaları içindeki ilişki bağları içinde, Karagümrük’te bir kahve önünde toplanmış seçmenleri, aralarındaki sohbetlerden sonuç çıkarmaya bakarak izliyorum... Sandıktaki oylarının rengini saklamanın ötesinde bir izlenim alamıyorum... “CHP ile MHP koalisyon yapsalardı ya...” diye mırıldanana inanamıyorum...