Suriye’de çatışmaya mı sürükleniyoruz?

30 Ekim 2015 Cuma

Seçimler yüzünden Suriye ile ilgili önemli uluslararası gelişmeleri göremiyoruz. Bu arada Başbakan Davutoğlu’nun Fırat’ın batısına geçmeye çalışan PYD güçlerinin TSK tarafından engellendiğini açıklaması manşetlik bir haberdi, ama gereken ilgiyi görmedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da önceki gün, Saray’a yakın kanalların ortak yayınında, “PYD Fırat’ı geçmek istedi. Askerimiz hemen anında hava harekâtıyla işi bitirdi. Bu bir uyarıdır” diye konuşmuş.
On gün kadar önce gerçekleştiği söylenen bu müdahalenin dış basında da fazla irdelenmemesi manidar ve beraberinde bazı soru işaretleri getiriyor. Konunun şifresi belki de bu açıklamaların seçim ortamında yapılmış olmasında yatıyor.
Bu sözlerin ne anlama geldiğini göreceğiz fakat kesin olan husus Türkiye’yi de yakından ilgilendiren Suriye ile ilgili gelişmelerin hızla ilerliyor olmasıdır.
Sonunda İran da üstelik ABD tarafından Viyana’da dışişleri bakanları düzeyinde yapılan Suriye konferansına davet edildi. Bu gelişme, Rusya liderliğindeki Esad yanlısı cephenin krize çözüm arayışlarında elini daha da güçlendirmesi anlamına geliyor.
Suriye’de inisiyatifin zaten bu cepheye geçtiğini söylemek yanlış olmaz. Nitekim ABD liderliğindeki cephenin Suriye’deki öncelikler konusunda adım adım Moskova’nın pozisyonuna yaklaşmakta olduğu açıkça görülüyor.
Türkiye’nin Suriye’nin geleceği, PYD ve IŞİD konularında gerçekten nerede durduğu veya duramadığı önümüzdeki dönemde zorunlu olarak netleşecektir. Meclis’in ve kamuoyunun da gelişmeler konusunda çok iyi bilgilendirilmesi gerekecek, zira hükümet Türkiye’yi yeni ve tehlikeli açmazlara sürüklüyor olabilir.
ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın Senato Dış İlişkileri Komitesi’nde yaptığı açıklamalar son günlerin önemli bir diğer çıkışı oldu. Bunlar, Washington’un IŞİD’e karşı sahada çarpışan “yerel müttefiklerine” destek amacıyla Suriye’ye asker gönderebileceğini gösteriyor.
Bunun gerçekleşmesi Türkiye’nin başı daha fazla ağrıtacaktır, zira ABD, “yerel müttefiklerinden” söz ederken başta PYD’yi kastediyor. Rusya’nın PYD’ye karşı olmadığını, hatta bu grup ile siyasi ve askeri temaslar kurduğunu anımsamakta da yarar var.
Erdoğan, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerden söz ederken şunu da söylemiş:
Batı destekli bir terör ile mücadele diyoruz. Kolektif hareket etmektedirler, hükümet olarak kararlı bir şekilde mücadele ediyoruz. Operasyonlar kararlı bir şekilde devam edecek.
Bu sözlerden, Ankara’nın terör örgütü olarak gördüğü PYD’ye “kolektif olarak destek veren Batı’yı” da gerekirse askeri olarak karşısına almaya hazır olduğu anlaşılıyor. Fakat bunun ikna edici bir çıkış olması mümkün değil. İncirlik’ten Ankara’nın izniyle kalkan ABD’ye ait insanlı ve insansız uçaklar, IŞİD ile mücadelesinde PYD’ye destek veriyorlar.
Bunu önceki gün CNN’de de açıkça gördük. PYD’nin askeri kanadı olan YPG’nin komutanlarından birinin elinde IŞİD mevzilerinin koordinatlarını anında bu uçaklara ileten bir aygıt vardı. Muhabir, “Bunu kim verdi?” sorusuna yanıt alamadı, ama kimin verdiğini anlamak için komutanın suratındaki tebessümü görmek yeterliydi.
Özetle Ankara, PYD konusunda gerçekten kararlı ise önce İncirlik’in kullanılmasını durdurmalı, yoksa kamuoyunun gözünde ikna edici olamaz. Ancak bunu mevcut konjonktürde yapabilecek durumda değil, zira yaparsa Suriye konusunda iyice yalnız kalacaktır.
Türkiye’nin ne yapacağını ve bunları yaparken başarılı olup olmayacağını ilgi, merak ve en önemlisi kaygı ile izleyeceğiz. Kaygı duymamak ise elde değil, zira hatalı politikalar yüzünden bu krize nasıl göz göre göre bulaştırıldığımız ortada.
Başta yapılan stratejik hatalar şimdi taktik adımlarla düzeltilmeye çalışılıyor ama bunun hiç de kolay olmadığı görülecektir.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları