Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Ağaçlar Ayakta Ölür

8 Şubat 2009 Pazar

Deliler hep beni mi buluyor? Yoksa insana ait evrensel değerlerin ayaklar altına alındığı, kirliliğin, kavram karmaşasının insanlığı kasıp kavurduğu bu geçiş sürecinde, ensesinde boza pişirilen Türkiye gibi bir ülkenin, toplumsal sorumluluk duyan, değerlerini korumaya çalışan aydını olabilmenin başkaca bir yolu yok mu?

Özlem Yüzak, kolay kolay asılmayan yüzüyle odama girdiğinde, Türkel Minibaş’tan kötü bir haber getirdiği besbelliydi. Hastaneye kaldırılmıştı, çok fazla ağrıları vardı, kardeşi doktorların hiç de iç açıcı bilgiler vermediklerini aktarmıştı. Beklenen son, beklenenden biraz erken gelmişti. Türkel her şeyi biliyordu. Her zamanki gibi dik durmaya niyetliydi. O gün haftalık yazısı yayımlanmışken, hastalığının ağır süreçlerinde hiç aksatmadığı yazılarına devam etmek istiyordu. Bir sonraki haftanın yazısını nasıl yazabileceğinin kaygısına düşmüştü. Özlem Olmazsa sen söylersin, ben not alırımdemiş, kendilerince bir formül üretmişlerdi.

Bir gün sonra, bir deri bir kemik kalmış olsa da, yatağındaki onurlu, dimdik, şık duruşu. Sehpanın üzerinde kitapları.. ona ayak uydurmaya kararlı başları dik annesi, kardeşi, yengesi.. gelen şiddetli ağrılarla zaman zaman yüzü kasılsa da, günün gündemi üzerinden, birkaç cümlelik her zamanki net, iğneli esprilerini esirgemeden yaşamın olağan akışının sohbetini sürdürmekte diretiyordu.. Zaten çoğunlukla insanların dağıldıkları, hastalığını ilk öğrendiği, çok büyük ameliyat geçirdiği süreçte de aynı şeyleri yapmamış mıydı?

Her gün hiçbir şey olmamış gibi kalkıp giyineceğim, gücümün yettiği ölçüde günlük yaşamımı, sorumluluklarımı yerine getireceğim. Bunu yapmazsam direnemem, kaldıramam..demişti. Öyle yaptı... Hiçbir şey yiyemediğini, 50 kilonun altında ayakta durduğunu, günlerce hastanelerde mama kürüyle saatler geçirdiğini öylesine doğal aktarıyordu ki. Hastalığının başından bu yana mama torbası ile kitap okurken o kadar çok gördük ki.. Ürkütücü olmaktan çok, yaşamının doğal bir parçası, görüntüsü haline geldi.

Sevgili Türkel, önümüzdeki haftanın yazısını yazamamak gibi bir gerçekle yüz yüze gelmeden aramızdan uçup gitti. Okurları Niye yazısı çıkmadı?” sorusunu sormadan, toprağa karıştığını bilecekler. Işıklar içinde yatsın, iyi ki doğdu, yaşadı, hep üretti, topluma, insanlara bir şeyler vermeyi yaşamının direği yaptı diyecekler...

***

Çağdaş kadının, çevrenin, Cumhuriyet, laiklik bilincinin, sosyal paylaşıma ait değerlerin savaşımında merkezde, ödünsüz bir çizgide kalmak için hep direndi. Aslında Türkel Minibaşın kimliği, değerleri ile uysa da uymasa da, çok fazla değişik siyasal düşünceden sitelerde, hakkında yazılmış övgü yazılarını görünce gülümsedim. Öğretim üyesi, her yerde konferansçı, iyi konuşmacı, karşısındakileri tanıyor, her düşünceden insanları, hele de gençleri yakalamakta ne kadar önemli ve anlamlı olduğunu bir kez daha görmüş oldum. Akla kara kadar ayrı düşünceler zincirinden, yazılarından çok genç oldukları anlaşılan kişilerin aynı içtenlikle Türkel’in ölümünün acısını paylaşmaları umut verici.

Biliyorum; Türkel’in varlık, yaşam nedeni işte bu insanca iletişimdi.. Dün çok hasta olsa da, mektuplarına bakabilecek kadar ayakta olabilseydi, ona da birçok elektronik posta adresinden gelmiş AKP hükümetinin son 2B yağma yasasına ilişkin tepkileri okumadan geçemezdi. Belki de gelecek pazartesinin yazı konusu yapardı. Türkiye Ormancılar Derneğinin, TEMA’nın ormanlar yağmasına ilişkin çığlıklarına kulak tıkayamazdı. Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana, ormanlar 2B’ye!dizelerine acı acı gülümser, iki kez Anayasa Mahkemesinden dönmüş, bu kez Tapu Yasası içinde gizlenmiş katliam yasasının yine Anayasa Mahkemesinden dönse de, seçim süreci yağması, oy vurgununda kullanılmakta olduğunun altını çizerdi.

Kim bilir, belki de kömür torbaları ile yetinilmeyen, beyaz eşya, mobilya rüşveti ile seçmen avına çıkılmasıyla, sosyal devlet arasındaki çelişkileri keskin, esprili bir dille anlatmayı yeğlerdi. Yıllar sonra Türk-İş, DİSK ve KESK’in kriz bahanesiyle işçi çıkarmalara karşı ortak eylem kararına sevinmişti.. Gerçek bir barışsever olarak Davos’taki ucuz şova acı acı gülümsemişti..

Hastalığı nedeniyle yatakta uzanma hakkı bile yoktu. Zorunlu dik duruşta beli çok ağrıyordu. Yine de yüksünmeyen, onurlu ifade ile birlikte Ağaçlar ayakta ölürsözünün heykeli gibiydi.. Işıklar içinde yatsın...

[email protected]