Olaylar Ve Görüşler

Mizahın imtihanı

03 Kasım 2015 Salı

Günümüz sinemasına genel anlamda egemen olmaya başlayan ‘komedi’ anlayışının, sinemamızı iyi bir yere götürdüğünü söylemek kolay değil. Komedi filmlerindeki artış ile ters orantılı olarak kalitenin de düştüğü dikkat çekiyor.

2000’li yıllarla birlikte sinemamızın üretim koşullarında olumlu yönde bir değişme ortaya çıkmış olup bu süreçte komedi filmlerindeki artış da dikkati çekmekte.
Ne yazık ki komedi filmlerinde bu artışla ters orantılı olarak kalitenin de düştüğü dikkati çekiyor. Düzeysiz espriler, abartılı ve vasat oyunculuk, sıradan kaba güldürme eylemi gibi...
“Hokkabaz”, “Pek Yakında”, “Eyvah Eyvah”, “Neşeli Hayat”, “Beynelmilel”, “Organize İşler”, “Vizontele” gibi filmler bu değerlendirmenin dışında bırakılabilecek örnekler. Ancak bu filmlere eklemeler yapmak bile söz konusu olsa, tablonun geçmişten günümüze olumsuz şekilde değişiklik gösterdiği ortada.
Bu sürecin ortaya çıkmasında, şüphesiz ülkemizin eğitim düzeyi ve kalitesinin arttırılamamasının payı büyük. Komedi sineması örneği olarak daha kaliteli işlerin, kaba güldürme dışında da filmlerin yapılması söz konusu olabilir. Ama geçmişten bugüne Türk sinemasının her zaman üstüne yapışmış olarak kalan “halkımızın tercihi” tanımlaması bu durumun aşılmasını engelliyor.

‘Lümpen sinema’
Bu tarzdaki sinema anlayışını sadece “lümpen sineması” diye tanımlamak da bugünün sosyolojik koşullarında kolay olmasa gerek.
Günümüzde toplumsal tabakalar arasındaki kültürel ayrışma yerini kültürel benzeşmeye ve yozlaşmaya bırakmış durumda. Bugün bir üniversite profesörü ile düşük eğitimli bir kişi de aynı filmdeki kaba esprilere gülebiliyor. Bu tespitlerle bir ötekileştirme yapmak ya da seçkinci bir bakış açısı tuzağına düşmek istemem. Amacım eğitim seviyesi yüksek bireylerle geniş halk kitleleri arasına set çekmek de değil.
Ama özellikle yakın geçmişte aydınların bu bağlamda suçluymuş gibi hedef tahtasına konulması ve aşağılanması, seçkin zevk ve beğenilerin horlanarak, vasati ortalamanın yüceltilmesiyle de günümüzde üretilen kaba güldürü filmleri arasında bağlantı kurmak olası.

Kaliteli komedi
Vahşi kapitalizm kurallarının hüküm sürdüğü, demokrasinin sandıkla eşdeğer görüldüğü ortamın koşullarında bir değişiklik yaratamadan kalitenin arttırılmasını beklemek gerçekçi olmaz. Ayrıca genel anlamda yüzlerin asık ve mizahın neredeyse düşman bellendiği bir ortamda, kaliteli bir komedi anlayışını geliştirmek zor görünüyor.
Bununla birlikte geleceğin teminatı olan gençlerin önyargılardan daha uzak olmaları, uzlaşma ve değişime açık bir görüntü vermeleri ve mizah duygularının gelişmişliğinin özellikle “Gezi” olayları sürecinde gözlendiğini de not etmeden geçmemek gerek.

Mizah ve tolerans
Mizah, zekâ ve birikim desteğine ihtiyaç duyar. Günümüzde ise ne yazık ki sadece ülkemizde değil, dünyada da mizah, tolerans ve gülümsemeyle karşılanmıyor. Mizahı geliştirecek toleransı yaratmakta başarı elde edildikçe, daha kaliteli komedi filmlerinin de ortaya çıkmasını beklemek gerçekçi olacaktır. Aksi takdirde günümüz sinemasına genel anlamda egemen olmaya başlayan “komedi” anlayışının, sinemamızı iyi bir yere götürdüğünü söylemek kolay değil. Kaldı ki bu durum salt gişe yapan filmlerin üretilmesini olanaklı kılmaya başlar ve kültürün sanat yoluyla demokratik ifade kanallarının daralmasına neden olur.

Dinlenme aracı mı?
Bu duruma örnek bir yansımayı hızla kapanan ve neredeyse yok olan Emek Sineması gibi “mabetler”den de gözleyebiliriz.
AVM sineması realitesi, bu süreci ortaya çıkarmış, sinema ise alışverişten yorgun düşen kitlelerin giderek dinlenme aracı haline gelmeye başlamıştır. Tüketim kültürünün müşterilerini de kaba güldürünün müşterisi yapmak daha kolay bir seçenek olmuştur. Günümüzde bir filmin kaç kopyayla vizyona gireceği, ne zaman vizyona gireceği ya da vizyona girip giremeyeceği neredeyse AVM sinema işletmecileri tarafından belirlenir hale geldi.
Şüphesiz bir anakronizmi savunmak olası değil. Zamanın değişimine ayak diremek de. Bununla birlikte ülkemizin çok boyutlu kültürel, dinsel, etnopolitik sorunları, terör olayları, çevremizdeki yangının oluşturduğu göçmen dramları düşünüldüğünde sinemanın büyük dehası Chaplin’in “Altına Hücum” (1925), “Büyük Diktatör” (1936), “Asri Zamanlar” (1940) gibi unutulmaz filmlerindeki toplumsal olaylara yönelik keskin mizah anlayışı ve güldürü boyutunun gücü, umarım sinemacılarımız için zihin açıcı örnekler olarak katkı sağlayabilir.

PROF. DR. BÜLENT VARDAR Okan Üniversitesi GSF Dekanı

 

-

 

İktidarın basın özgürlüğü!

 

7 Haziran 2015 seçimleri arifesinden bu yana, muhalif gazeteler ile özellikle gazeteci Cüneyt Özdemir ve Ahmet Hakan iktidarın hedefi halinde. İktidarın kızgınlığının nedeni ise herkesin malumu.

Bu yazının konusu yargının da iktidara paralel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, Avrupa Mahkemesi kararlarını ve iç hukuk düzenlemelerini öteleyerek gazetecilere açtıkları, mobbing derecesindeki soruşturmalar. Ve bu soruşturmaların yargı bağımsızlığını bertaraf edici etkisi.
Radikal gazetesinde özetlendiği şekliyle, gazeteci Cüneyt Özdemir, iki yıl önce röportaj yaptığı bir kadının, bu röportajdan 4.5 ay sonra PKK’ye katılması sebebiyle “terör propagandası” yapmakla suçlanıyor. Ahmet Hakan hakkında ise, Diyarbakır Baro Başkanı Elçi’nin, CNN Türk Televizyonu’nda yayımlanan Tarafsız Bölge programında “PKK terör örgütü değildir....” dediği programı sunduğu için soruşturma açıldığı bildiriliyor.

Referans karar
AİHM’ni bu konuda verdiği, hukuk dünyasında en sık referans alınan kararı, 1994 tarihli Jersild/ Danimarka’ya karşı davası kararıdır. Karara dayanak teşkil eden olaylar şöyle gelişmiştir; bir televizyon gazetecisi olan Jens Olaf Jersild, çalıştığı bir Danimarka televizyonunda yayımlanan programında, ırkçı görüşlere sahip “Yeşil ceketliler” olarak bilinen bir grup gençle röportaj yapmıştır. Yeşil ceketliler röportajda, siyahlar ve yabancı işçiler için küfürlü ve aşağılayıcı sözler söylemişlerdir. Gençlerin televizyonda yayınlanan ve nefret içeren bazı sözlerini aktarayım:
*“(Amerika’da) Kuzey Eyaletler zencileri özgür insan yapmak istemişler, ama onlar insan değiller, hayvanlar... İnsanların köle sahibi olmalarına izin verilmeli.”
*“Zenci insan değildir, hayvandır, bu durum Türkler, Yugoslavlar ve kendilerine ne denirse densin diğer bütün yabancı işçiler için de geçerlidir.”
Bu röportaj nedeniyle Jersild’e 1000 Kron, haber müdürüne de 2000 Kron para cezası ve alternatif olarak 5 gün hapis cezası verilmiştir. Karar kesinleştiğinde Jersild, AİHM’ye başvurmuştur. AİHM kararında şu görüşlere yer verilmiştir: “Röportajlara dayanan haberler, ister düzenlenmiş isterse düzenlenmemiş olsun, basının ‘halkın gözcüsü’’ rolünü oynayabileceği en önemli araçlardan birini oluşturur. Bir gazetecinin başka bir kimsenin röportaj sırasındaki beyanlarının yayılmasına yardım etme suçundan cezalandırılması, basının halkı ilgilendiren konularda tartışmaya katkıda bulunmasını ciddi surette engelleyecektir; cezalandırma işin çok güçlü sebepler bulunmadıkça, cezalandırma tasavvur dahi edilememelidir. Mahkeme, cezanın çok küçük olduğuna dair hükümetin argümanını kabul etmemektedir; burada önemli olan şey, gazetecinin mahkûm edilmiş olmasıdır.’’ Bu kararın tarihi 1994.

İfade hakkı
Ülkemizde gazetecilerin hâlâ bu nedenle soruşturuluyor olmalarının iki nedeni olabilir; ya savcılar Türkiye’nin de yargılama yetkisini kabul ettiği uluslararası mahkeme kararlarını takip etmiyorlar ya da savcılar, yürütmenin etkisinde veya baskısı altında kalıp, muhalif yayın yapan gazeteciler hakkında kolay soruşturma açıyorlar. Her iki durumda da soruşturmaya uğrayanlar açısından sadece ifade hakkı değil, adil yargılanma hakkı da ihlal edilmektedir. Çünkü AİHS’ni 6. maddesi uyarınca herkes, alanında uzman, bilgili, tarafsız ve bağımsız savcılar tarafından soruşturulmalıdır.
Yargıçlar Sendikası olarak, yargının, yürütme etkisinde hareket ederek iktidarın hoşlanmadığı haberler yapan basın mensuplarını baskılamasını, basın özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını ve bunlar kadar önemlisi de yargının bağımsızlığını ihlal ettiği inancındayız. Her türlü insan hakkı ihlaline karşı olduğumuz ve ihlallere karşı hakları savunduğumuz gibi, gazetecilerin haber yapma, ifade özgürlüklerinin yargı aracı kılınarak baskılanması karşısında, basın ailesinin yanındayız.  

Nuh Hüseyin Köse Yargıçlar Sendikası İstanbul Temsilcisi