Köşe Yazısı

A+ A-

Sabiha Locası Yüksek Yargının Feryadı

22 Şubat 2013 Cuma

Güvenilen dağlara kar yağması bu herhalde!
Danıştay ve Yargıtay başkanları peşi peşine isyan etti:
“Olmaz olsun böyle adalet!”
İkisi de
Bülent Arınç’ın çok yakın arkadaşı...
Ardı ardına göreve geldiklerinde..
Arınç, neredeyse sevinç gözyaşları dökmüştü:
“Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor!”
Bir yıl ancak geçti.
Şimdi ikisi birden, Allah verdi demiyor verip veriştiriyor:
“Bu adalet değil!”
Niye?
İktidarın kurduğu/kurguladığı yeni adalet düzeni eskisini bile aratır oldu.
Başkanlar vicdanlarının sesine kulak verince arkadaşlığı unuttu.
Bastılar feryadı!
Meğer onlar, mahkeme kapılarında sürünen-süründürülen vatandaşlardan dertliymiş.
Adalet mülkün yani devletin temeli!
Mülkün temelinde çatlak oluştu.
Yıllar önce bir Anayasa Mahkemesi başkanı itiraf etmişti:
“Yargıçlar vicdan ile cüzdan arasına sıkışmış durumda!”
Bu sıkışıklığı, halkımız klasik bir yoldan ve cibilliyeti müsait yargıç ve savcılar üzerinden çözmeye çalıştı:
“Avukat tutma - hâkim tut!”
Milletvekilliği de gazetecilik gibi merak etkinliği:

\n

“Acaba son on yılda rüşvetten yargılanan kaç hâkim ve savcı var?”
Tayyip Bey ve arkadaşları...
Hep tökezleyen yargıdan yakındı.
Adında
“adalet” olan partiyi bu nedenle kurduklarını söyleyip durdular.
“Kul hakkı” ve “Hz. Ömer adaleti” gibi etkileyici söylemlerle iktidara geldiler.
Ama kendi terazilerine göre bir adalet düzeni kurmaya yöneldiler.
Mülkün temelindeki çatlak ise daha da derinleşti.
Kendi dönemlerinde göreve gelen en tepedeki iki yüksek yargıcın ortak feryadı bu yüzden.
Hatır gönül, lagarlık, yaranmacılık,
“salla gitsin ileri bir tarihe” anlayışı, “bilirkişiye havale et” ve rüşvet..
Vatandaşın, adalete olan inancı yok oluyor.
“Avukat tutma, hâkim tut!” düzeni değiştirilemedi..
Aksine bu kez iktidarın kendisi
“hâkim ve savcı tutmaya” yöneldi.
Bir de Avrupa ve Asya’nın en büyük adalet saraylarını inşa etmeye...
Adalet yok oldukça adalet sarayları daha da büyüdü.
Adalet
“şefaat ve merhamet” gerektiriyor.
Oysa para inşaatta!
Geleceği güvenceye almanın garantisi ise
“yandaş yargı”da!
Yargıyı, özellikle de Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu denetim altına alacak düzene geçildi.
Ama tam başarılamadı.
Şimdi sıra yüksek yargıya tek çatı projesi..
Ne de olsa devir TOKİ devri!
Adaletin çatlağı temelde...
Ve Yargıtay ve Danıştay başkanlarının yakındığı
“polis, savcı, bilirkişi ve hâkim” düzeninde!
Adaletin işleyişi, kifayetsiz bir
“SA-Bİ-HA Locası”na (savcı, bilirkişi, hâkim) sistemine teslim edilmiş durumda.
Danıştay Başkanı
Karakullukçu’nun sisteme çullanması boşuna değil.
Yargıç ve savcıların çoğunluğu artık adli, mesleki ve vicdani sorumluluk almak istemiyor.
Davaları
“bilirkişi”ye havale edip duruyor.
Bilirk
işinin ise sırtında yumurta küfesi yok.
Adalet terazisi ise hiç yok.
Ücretlerini alıp yazıyorlar raporlarını kenara çekiliyorlar.
20 yıldır bilirkişi raporlarına göre...
Ya
“beraat”ına ya da “müebbet”ine hükmedilip durulan sosyolog Pınar Selek’ten..

\n

Gizli tanık, uydurma delil, seçmece bilirkişi raporu ile yargılanıyor gibi yapılan Balbay’ın, Haberal’ın, Tuncay Özkan ile öteki milletvekilleri, gazeteciler, komutanların “Böyle adalet olmaz!” isyanlarına kulak asan olmadı.
Sonunda çok ürkek ve gevşek de olsa Başbakan da
“tutuklu adaletten” yakınıyor gibi yapmaya başladı...
Ama bu kamusal feryada yüksek başkanların katılması hiç hayra alamet değil.
Daha doğrusu, hayra çok alamet.
Adalet ve Kalkınma iktidarının sonunu
“kalkınmasızlık” kadar, “adaletsizlik” hızlandıracak.
Terör en çok da adaletsizlikten azmıştı.
Şimdi İmralı’dan destek ve şefaat beklemeye yönelmek biraz da adaletsizliği onarmak için...

\n

İmralı’da İlk Taviz!...

\n

Her şerde, bir hayır var.

\n

Acaba tersi de doğru olabilir mi?
İmralı sürecini şer olarak görenler varsa...
Bu şerden hayır çıkacağını umanlar da çok şükür çok.
Bendeniz ikincilerdenim.
Hatta şerrin hayırları çıkmaya başladı bile.
Hayrın en hayırlısı ise...
Başbakan’ın kendi sözünü kendisinin yalanlamasıdır!
1-
“BDP’liler seçilmiş milletvekili; herkes onlara saygı duymalı!” diyor.
2- Ama kendisi pek saygı duymadı!
3- Duysaydı günlerden beri hepsi de seçilmiş milletvekili olan bazı BDP’li milletvekillerine ambargo koymazdı!
4-
“Kürt sorunu yok. Kürt vatandaşın sorunu var!” diyordu...
5- Ama Kürt vatandaşın sorununu BDP’li bazı Kürt milletvekillerinin konuşmasına izin vermedi!
6-
“Bizler milliyetçiliği ayaklar altına aldık!” dedi.
7- Kastettiği belli ki
Atatürk milliyetçiliği”!
8- Ayak altına aldığı
“Kürt milliyetçiliği” olsa Öcalan ile masaya oturmazdı!
9- Pardon... Önceki gün
“İmralı’da kimseyle masaya oturmadık!” diye açıkladığına göre...
10- Demek ki İmralı’da görüşmeler masada değil, bağdaş kurarak güneydoğu usulü minder veya sedirde yapılıyor!
11- Bu da modern ve laik cumhuriyetimizin ilk ve son tavizidir inşallah!

\n\n

Tümü Ahmet Tan - Son yazıları

Gözün karnı var mı? 16 Haziran 2019 Paz
Onda on Reyiz... 9 Haziran 2019 Paz
Tek Adam deyip geçme 2 Haziran 2019 Paz