Köşe Yazısı

A+ A-

Milli irade fetişizmi

5 Kasım 2015 Perşembe

Artık yalnız Türkiye’ye ayar vermekle kalmıyor. Dünyaya meydan okuyor: “Milli iradeye neden saygı duymuyorlar?” diyor: “Milli irade Erdoğan’ı yüzde 52 ile Cumhurbaşkanı seçtiği halde, saygı duymadılar. Demokrasi anlayışınız bu mu? Niçin yüzde 52’ye saygı duymuyorsunuz? Şu anda da yüzde 50 ile Türkiye’de bir parti iktidar oldu... Tüm dünyanın saygı duyması gerekir. Hâlâ bunu görmedim.” Önümüzdeki dönemin ana sloganı bu olacak: “Milli iradeye saygı duyun!”
Erdoğan bu salvoyu daha seçim arifesinde tedavüle soktu.
Sandığa saatler kala altını çizerek, “Milli iradeye herkes saygı gösterecek” dedi: “Çıkan neticeye bu milletin iradesidir diyeceğiz. Milletin iradesine hep birlikte saygı duyalım.”
7 Haziran’da süratle rafa kaldırdığı “milli irade fetişizmini”, böylece AKP “zaferinin garantisini aldıktan sonra” sil baştan devreye soktu.
Anket şirketlerinin bilemediği sonuçları anlıyoruz ki şimdi AKP seçime günler kala saptamış. Bozdağ “319 vekil alacaklarını” Davutoğlu’na günler öncesinde müjdelemiş.
“Reis”in milli iradeyi yeniden baştacı etmesinin tam bu zamanlamayla çakıştığını görüyoruz.

‘Güçlü lider’ arayışı
7 Haziran’da rafa kaldırılan “milli irade fetişizmi”, böylece seçim öncesinden itibaren dolaşıma sokuldu.
Eleştiri yapan herkese bundan böyle: “Hop! Sen kimsin? Haddini bil” denecek: “Kes sesini, otur, milli iradeye saygı göster!”
Sadece iç muhalafete değil; dış dünyaya da her parazitte “Yüzde 50 konuştu. Saygı duyun!” atarı yapılacak.
Erdoğan’ın artık küresel boyutta nam salan bu “milli iradeye saygı demokrasisine” yarım sayfa ayıran Financial Times; “Türk usulü demokrasi bu!” diyor ve bu “Türk usulü demokrasi”yi kısaca “Türklerin; Türk siyasetinin güçlü adamına bir alternatif olmadığı sonucuna karar vermiş olmasıyla” açıklıyor.
Dört ayda dönüp dolaşıp gelinen “kürkçü dükkânı”, bana Yılmaz Esmer’in “değerler araştırması”nı hatırlattı.
2011’de yayımlanan araştırma; Türkiye’de çoğunluğun “parlamento ve seçimlerle kendisini uğraşmak zorunda bırakmayan bir güçlü lider istediğini” söylüyordu.
“Güçlü lider” arayışındaki insanlarımız ayrıca Esmer’in bulguları doğrultusunda; siyasi katılımcılıktan da hiç haz etmemekteydi.
Yılmaz Esmer, barışçı gösterilere katılmak, dilekçe imzalamak gibi en sıradan ve basit katılımcılık pratiklerine dahi halkımızın sıcak bakmadığını tespit etmiş; “katılımcılıkta çekingenliğin” AKP yıllarında arttığına dikkat çekmişti.
Çoğunluk özetle bir “eşit yurttaşlık” mücadelesinde değildi.
“Arap baharı” ikliminde Gezi anlaşılan istisna olmuş ve 1 Kasım’da “fabrika ayarlarına” dönülmüş, biraz şartlar zorlanınca hızla “alternatifsiz güçlü liderde” karar kılınmış...
Manzara bu.

Saygı ‘oyla’ olsaydı
Erdoğan da, tüm taşları bu “güçlü lider kararını” ittirecek yönde kullanarak oynatmış...
Biz güçlü lideri seçeceğiz, milli irade yalnız sandıkta tecelli edecek ve kenara çekileceğiz. Ve bunun adı “demokrasi” olacak.
Manzara bu da...
Dünya buna saygı besler mi?
Dünyanın “saygı kıstası” sırf liderlerin sandıkta aldığı oy yüzdeleriyle belirlenseydi; en yüksek saygıyı gezegenimizde “sandıktan en göz kamaştırıcı yüzdelerle çıkan” en baskıcı liderler alırdı.
Esad 2007 cumhurbaşkanlığı referandumunda -misal!- yüzde 97.6 almıştı.
Mübarek, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 88.6’yı görmüştü.
Saddam Hüseyin devrilmeden bir yıl önceki referandumda hiç kaçak yapmadan sandıkta “yüzde 100” rekoru kırmıştı.
Bu liderlerin hepsi, başdöndürücü güçlerinin meşruiyet kaynağı olarak “sandığı” işaret ettiler...
Ama düşünce özgürlüğünün, güçler ayrılığının, hukuk devletinin esamesinin okunmadığı bu ülkelerde her tür baskıyla sağlanan bu görkemli sandık rakamlarının hiçbiri, söz edilen liderlere dünyanın saygısını sağlamadı.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt