Olaylar Ve Görüşler

Demokrasi halkın gündeminde mi?

20 Kasım 2015 Cuma

Toplum halinde birlikte yaşamamızı engelleyecek, kutuplaşmamızı kaçınılmaz kılacak birtakım özelliklere sahip olduğumuz gittikçe aşikârlaşıyor. Bu özellikler içinde en dikkat çekici ve en yakıcı olanı demokrasiye ilişkin toplumdaki genel kanıdır.

Türkiye’nin en önemli sorunlar sıralamasında, toplumun gözünde, hiçbir zaman üst basamaklarda yer almayan demokrasi sorunu, yakın zamanda olmasa da mutlaka bir gün hepimizin canını yakacak. Burada sözünü ettiğim demokrasi sorunu şuna işaret ediyor: Türkiye’de demokrasi hızlı biçimde ve etraflıca çürütülüyor. Demokrasinin temellerine dair toplumda asgari bir uzlaşının olmaması, toplum halinde birlikte yaşama istencimizin olup olmadığı sorusunu da dayatıyor. Bu nedenle, demokrasi sorunu esaslı olarak birlikte yaşamaya dair sorunu ifade ediyor. Örneğin, 1 Kasım seçimlerinin hemen ertesinde Ipsos’un yapmış olduğu bir çalışmada “Sizce yeni kurulacak hükümetin ilk gündem maddesi ne olmalıdır” sorusuna yanıt verenlerin sadece yüzde 5’i demokrasi ve insan hakları demiş. Yani insanların büyük bir bölümü ülkenin demokrasi açısından çözülecek bir sorunu olduğuna hükmetmemekte ya da en azından demokrasi sorununu öncelikli bir sorun olarak görmemektedir.

Demokrasi sorunu
Halbuki gerçek ortadadır. Çoğunluk Türkiye’de demokrasiye ilişkin sorun olmadığı kanısında olsa da Türkiye’de demokrasinin işleyişinde ciddi aksaklıkların bulunduğu aşikârdır. Hukukun güvenirliliğini yitirmesi, medya üzerindeki baskılar, düşünce ve toplantı özgürlüğünün sınırlanması, yürütmenin ve yasamanın denetlenmesinin neredeyse olanaksızlığı... Ancak, biçimsel düzeyde işleyen bir demokrasimiz var. Düzenli ve serbest seçimler yapılmakta, sandık, iktidarı belirlemenin tek meşru dayanağı ve bir anayasamız ve hukuk sistemimiz var. Demokrasi şeklen işliyor ama demokrasinin niteliği sorunsal. Örneğin, kurumların siyasal iktidardan özerk işleyişi hiç mümkün görünmüyor ya da özgürlük her an sınırlandırılabiliyor. Ülkenin demokrasiyi dışlayan ve otoriterleşen yapısı eğer toplumun bütünsel anlamda ilgisini çekmiyorsa, birlikte yaşama istencinde sorunların ciddi olduğuna işaret etmektedir.
İnsanların birlikte yaşamasının temeli kuşku yok ki üzerinde hemfikir oldukları değerler dizisidir. Doğruyu yanlıştan ve iyiyi kötüden ayıran değerler dizisi de bugün demokratik değerlere işaret etmektedir. Demek ki bu değerler konusunda bir uzlaşıdan çok uzağız. Liyakatten ziyade sadakate yönelmenin kötü bir şey olduğu ve birlikte yaşamak için sorun ürettiği değeri, örneğin, demokratik bir değerdir. Ancak, kitlesel olarak liyakate değer atfetmenin bir tür “enayilik” olduğuna ilişkin kanı oluşmuşsa, bu bizim demokrasiye değer vermediğimiz anlamına gelir.

Demokrasi oyunu mu?
Demokrasiye değer atfetmeyenlerin “demokrasi oyununu” oynadığı bir ülkede ise bütün değerler anlam açısından çarpıtılmaya açık hale gelir. Sandıkta oy vermenin demokratik sürece katılım olduğu muhakkaktır ama oy verenlerin büyük bir çoğunluğu demokratik değerlerin çok da önemli olmadığına hükmediyorsa, bu sandık sadece bir demokrasi oyunu olarak kalır. Peki, durumu nasıl anlayacağız? Yani demokrasi niçin üzerinde hemfikir olunan birlikte yaşama değeri değildir? Otoriterleşmeden kazançlı çıkanlar demek ki sanıldığından çok daha kalabalıktır. Bir hükümet rejimi olarak sınırlandırılmış anlayışında bile demokrasi, insanların taleplerini siyasal otoriteye iletebildikleri, sorunlarının çözümü için siyasal arenaya katılabildikleri bir mekanizmadır.

Sorunları daimi kılma
Ancak, bizde son zamanlarda hükümet ortak sorunlarımızı çözme mekanizması olmaktan ziyade mevcut sorunları daimi kılmanın aracı haline gelmektedir. Örneğin, çocuklarını iyi bir okula gönderme hayalinden çoktan vazgeçmiş ebeveynler, çocuklarının ders kitaplarının devlet tarafından sağlanılmasını kutsamaktadırlar. Ya da yoksulluk içinde yaşayanların yoksulluğu siyaset kanalıyla çözülmesi gereken bir sosyal sorun olarak anlamaktan ziyade en azından açlık sınırının üstünde yaşamaktan duydukları memnuniyet, sosyal sorunların süreklilik kazanmasının onandığına işaret etmektedir.
Yani çözülmesi gereken ortak sosyal sorunlarımız olduğuna dair bir uzlaşının olmaması, demokrasiye yönelik umudun azaldığına işaret etmektedir. Bu da son derece tehlikeli “patolojik” bir durum demektir. Bu umutsuzluk genel olarak Türk toplumunun demokrasiye yönelik umudunun azaldığını ifade ediyor, ama bir de siyasal iktidarın değişmesinin artık olanaklı olmadığı yönündeki muhalif kanatların umutsuzluğu var.
Her iki açıdan da esas sonuç birlikte yaşamaya yönelik istencin ortadan kalkma riskidir. Toplum halinde birlikte yaşamak, ortak iyi ve doğruya ilişkin değerler konusunda büyük ölçekli bir uzlaşıyı gerektirir ve bu siyasallaşmayı, demokrasiye katılımı, “erdemli yurttaşlar” olmayı zorunlu kılmaktadır.  

Prof. Dr. İBRAHİM KAYA
Dokuz Eylül Üniversitesi,
Sosyoloji Bölümü



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları