Meriç Velidedeoğlu

‘Vesayet Öldü!’ - ‘Yaşasın Vesayet!’

25 Ekim 2013 Cuma
r “vesayet”tir tutturmuş gidiyoruz;
kuşkusuz dilimize dolanan
“vesayet rejimi”dir. Görünürde
özgür demokratik “seçim”le gelen-
giden bir yönetim varken,
gerçek “iktidar”ın başka “güç
odakları”nda olması, diye ortaya
konuyor kısaca.
“Güç odakları” olarak da; ordu
(asker), bir aile, dini grup, bir etnik
grup, küçük bir toplumsal sınıf
vö’ler dile getiriliyor.
Bu tür rejim için, “Uzakdoğu”
ve “Afrika” ülkelerinden
örnekler sıralanabilirse de, “İslam
Ülkeleri”nin pek çoğunda
görüldüğünün altı çiziliyor. Eh,
bu durumda “Türkiye” de onlar
arasında oluyor.
Ayrıca “İslam” ülkelerindekinin
çoğunlukla “İslam Vesayeti”
olduğu da belirtiliyor. Bu
konuya geçmeden önce; “Batı”,
Avrupa ülkeleri için bir “dinsel
vesayet”ten neden söz edilmediğine
değinelim diyorum.
Çünkü bu ülkelerin, halkının
da bir “din”i var; onların büyük
çoğunluğu “Hıristiyan”; dolaysiyle
bunları da “İslam Ülkeleri”
anlamında “Hıristiyan Ülkeleri”
olarak adlandırmak, nitelendirmek gerekmez mi?
Gerçi “Katolik İtalya”, “Protestan
Almanya” diye söz edilirse
de, bu söylemler bu ülkelerin,
“Katolik” ya da “Protestan Şeriatı”
kısaca “Hıristiyan Şeriatı”
ile yönetildikleri anlamına gelmez;
yalnızca ülke halklarının “Hıristiyan”
dininin “mezhep”lerinden
birini sahiplendiklerini gösterir.
Konuya daha da açıklık getirmek
istersek, yine biraz geriye
dönüp bakmak gerekecek; baktığımızda
da, “AKP” iktidarının bile
-“AB” üzerinden- içindeymiş “görüntüsü”
vermek istediği “Batı
Uygarlığı”nın, “Rönesans”la
“kök” saldığını, bu “kökler”in
üstünde “Röformasyon”la
da sağlam “gövde”sinin yükseldiğini,
bunun üzerinde yeşeren
“Aydınlanma”yla da
“meyve”lerini verdiğini görürüz.
Dolaysiyle bu “dev gövde”yi üreten
“Röformasyon”a da şöyle
bir değinmek gerekir sanırım.
“Röformasyon”, “din”e köklüce
bir “el” atıştır; “iki” temel
taşından söz edilir: l “Kutsal
Kitap” dışındaki tüm “din”sel
“dogma”ları (hüküm) “yadsımak”
l “Kutsal Kitap”ı anlamak için,
kendi “dil”inde “okumak”. Böylece
“Kilise”nin ürettiği -içlerinde
“günlük yaşamı” da düzenleyen-
“yüzler”ce “dogma”nın geçerliliği noktalanıyordu.
“1789 Fransız Devrimi”nin
getirdiği “laiklik”le de -bu
kez- “Kutsal Kitap”ta yer alan
“dünyasal yaşamı”, “günlük
yaşamı” düzenleyen yüzlerce
yıllık “dogma”ların da geçerliği
bitiyordu; “yaşam” -bundan
böyle- “Laik yasalar”la düzenlenecekti.
Böylece “din” olgusu
“toplumsal” olmaktan uzaklaşıp
“bireysel” konuma geçti;
“vicdan”lara çekildi.
Sonuç olarak; “Röformasyon”
ve “laiklik”in Hıristiyanlığa aldırdıkları
“dönemeç”lerle, Batı’da,
Avrupa ülkelerinin yönetiminde
bir “dinsel vesayet”ten söz
edilemeyeceği açıkça ortadadır.
“Kitaplı” dinlerin üçüncüsü
olan “İslam”a gelince; bu “din”
kuşkusuz “Röformasyon”u
yani “Kitap” dışındaki (Sünnet)
“dogma”ların, ya da “Recm”
(taşlayarak öldürme) gibi olanların
kaldırılması ve “Müslüman” ulusların
“Kuran”ı “kendi” dillerince
okunması süreçlerini yaşamadı;
öyle ki Türkiye’de “Kuran Türkçeye
çevrilemez!” tartışmaları
yaşanırken, “16. yüzyıl”dan bu
yana yapılan “İngilizce” çevirilere
bir yenisi ekleniyordu! (1905)
Öte yanda; Kuran’da “günlük
yaşamı”, “1400” yıl öncesinin
koşullarına göre düzenleyen;
“kadın-erkek” eşitsizliğini
açıkça ortaya koyan ve günümüzün
“yasa” anlamına uygun
“80-100” hükmün (dogma) yer
aldığı kabul edilir(*).
“Yüzyıllar”ca “günlük” yaşamını
bu “hüküm”lerle sürdüren
Müslüman halk; “din” kaynaklı
olmayan “gelenek”lerini bile
“şeriat” şemsiyesi altına alarak dinleştirdiği bilinir.
Kuşkusuz bu “olgu”, “emperyalist”
güçleri memnun
ediyordu; çünkü “Osmanlı”nın
“Çağdaşlaşma” sürecinde
bile, “günlük yaşam”la ilgili
en küçük bir “yenilenme” -bu
olguyla daha da kuvvetlenmiş
olan- “şeriat” duvarına çarpıyordu;
bu “güç”lerce ve bunların
“işbirlikçi”si “iç” odaklarca halk,
“Din elden gidiyor!” haykırışlarıyla
sokaklara döktürülüp hep
engellendi yüzyıllar boyu.
“1923 Atatürk Devrimi”nde
de, “günlük” yaşamı “laiklik”
ekseninde düzenleyen “Devrim
Yasaları” sürecinde de aynı
“oyun” sergilendi “emperyalist”
güçlerce; dolaysiyle ordu
(asker) tetikteydi; “devrim”in ve
bu uygulamalarının arkasındaydı,
destekçisiydi; son “Devrim
Yasası”nın yürürlüğe girmesinden
(1934) sonra da “koruma” görevini üstlendi.
Öte yanda “21. yüzyıl”da da
olsa, “din”sel çıkışlı bir parti
iktidarının hedefi de “günlük
yaşamı”, “din”sel “yasa”larla
yönetmektir; “AKP” için de öyle
olduğundan “R.T. Erdoğan” vargücüyle
“Vesayet Rejimi”ne
sarılmış; “İslami Vesayet”i uygulayabilmek
için de, “TSK”yi
“Laik Cumhuriyet”i koruma
görevinden, elinin altındaki
“yargı”yla, darmadağın ederek uzaklaştırmıştır.
“Hedefi”nin doruk noktası;
“dinsel vesayet”ten, “dini
devlet” yapılanmasına uzanmak
olduğunu her geçen gün ortaya
koymaktadır; ne ki karşısında
“1923 Devrimi”ni korumaya
kararlı “olan” Türk halkını özellikle
de “genç”leri, “gençliği” bulacaktır...
“29 Ekim”de alanlarda buluşmak üzere!..
(*) Ord. Prof. S.Ş. Aksay, İslam
Hukuku (1953)


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları