Köşe Yazısı

A+ A-

Ilımlı İslam Modelinin İflası

6 Temmuz 2013 Cumartesi

İslam dünyası uzmanı Gilles Kepel bir ay önce “Türk Modeline Elveda!” başlığıyla kaleme aldığı yazıyla, “ılımlı İslam modelinin” sonunu ilan etmişti.
Gezi Direnişi’nin en canlı günlerinde Taksim’i; “Mısır’da Mursi otoriterleşmesine karşı” yaşanan başkaldırılarla karşılaştıran Kepel; Erdoğan öncülüğündeki modelin” kullanım tarihinin bittiğini söylemişti.
Sadece Kepel değil;
Bernard Henri Levy gibi tanınmış pek çok uluslararası gözlemci; “Erdoğan modeliyle tezgâhlanan güleryüzlü İslamcılığın bir serap gibi tebahür ettiğine” dikkat çekmişti...
İkinci Tahrir isyanıyla dört gün içinde alaşağı edilen Mursi’nin ardndan,
“model” hepten tarih oldu.
Batı medyasında -özetle- şimdi şöyle değerlendirmeler yapılıyor:
“İstanbul olaylarının üzerine gelen Kahire’deki gelişmeler, siyasi İslamın tüm çelişkileri ve sınırlarını ortaya koydu. Taksim ve Tahrir’den gelen işaretler, Washington için -sınırları Türkiye ve Mısır’ı aşan- derin kaygı unsuru. Ilımlı İslam desteklenebilir değilse ve laik diktatörlere geri dönmek de söz konusu değilse; bundan böyle ne yapılacaktır? (Ortadoğu’da) liberal ve demokratik güçlerin de henüz çok zayıf oldukları göz önüne alınınca, nasıl bir politika izlenecektir?” (5 Temmuz 2013 La Stampa)
Obama Amerikası’nı, Arap Baharı’nın geleceğinin ‘ılımlı İslam’da’ yattığı yönünde etkileyen aktörler, Katar şeyhi ile Erdoğan olmuştu. Köktenci partiler ve kesimlerin seçim sandığında zafer kazanma işlevselliğiyle, farklı bir yaklaşım ve dikkat içinde değerlendirilmesi için ışık tutan bu ‘öngörü’, Kahire’de geçerliliğini yitirdi.” (4 Temmuz 2013 La Stampa)
“Müslüman Kardeşler’e kendisini ‘kazanan siyasi İslam modeli’ olarak sunan Türk hükümeti, modelin gönüllü taklitçilerini kaybetti!” (5 Temmuz 2013, Il Foglio)

\n

‘Bizim o… çocuğumuz!’\t

\n

Liste uzatılabilir. Dış basında yer alan böyle çok örnek var. Ancak mesaj yeterince açık.
Öncelikle Türkiye’de meydanlarda,
“ılımlı İslam demokrasisi” diye dayatılan modelin otoriterliğine başkaldıran kitleler, ardından aynı modelin takipçisi olan Mursi’nin başına gelenler; baştan bir oksimoron (zıt kavramlar) olan “İslam demokrasisi” tanımını şükür ki tedavülden kaldırdı.
1930’lu yılların çok bilinen öyküsüdür…
Nikaragua’nın başında yolsuzluk ve acımasızlığı ile meşhur
Anastasio Somoza isimli diktatör vardır. II. Dünya Savaşı yıllarında “özgür dünyanın” hamiliğini yapan Roosevelt’e; “İyi de bu o... çocuğuna niye arka çıkıyorsunuz?” diye sorarlar. Roosevelt çekinmeden şu yanıtı verir:
“Somoza bir orospu çocuğu olsa da bizim o... çocuğumuzdur!”
Kutuplar arası yarışın geçerli olduğu
“Soğuk Savaş” döneminde uluslararası düzenin mantığı ahlak dışıydı: Diktatörlere, ahlaki kılıf aranmaksızın, bodoslamadan arka çıkılıyordu.
ABD eliyle beslenen ve Somoza ile başlayan
“o... çocukları”, İran şahından Pinochet’e uzanan çok geniş bir coğrafyada boy göstermişti.
Berlin Duvarı yıkılıp da
,“özgür demokrasiler” bahsi kazanınca; işin rengi değişti.
Otoriter rejimler ve liderlere,
“demokrasi şampiyonu” Batı tarafından, göz göre göre açıktan destek verilemez oldu. Sahiplenilen “değerler” ile savunulan “çıkarlar” arasında bir tercihe zorlanan Batı, çıkarlarını güden liderlere “değerlerine” uygun bulunan giysiler biçti.
Dünkü
“Financial Times”ın (FT) baş sayfasında bu konuda çok çarpıcı bir yazı vardı (Gideon Rachman, Egypt coup revives cold war moral choices). Batı’nın, Soğuk Savaş’ın bitimiyle karşı karşıya kaldığı bu açmazla beraber; üçüncü dünyadaki (çıkarcı) politikalarını savunanlar için bir dizi ahlaki kategori yarattığını söyleyen yazı, bu kategorileri şöyle örnekliyordu:
“Diktatörler karşısında özgürlük savaşçıları”
“Otokratlara karşı mücadele veren demokratlar”
“İyiler karşısında kötüler”…

\n

Paradigma değişikliği

\n

“İslam demokrasisi”/ “ılımlı İslam modeli” gibi kavramlar işte tümüyle içinde yaşadığımız bu yeni dünya düzenin çıkarlarına “ahlaki kılıf”geçirmek adına bulunmuş propaganda tanımlarından ibaret.
“İslam demokrasisi” ve “ılımlı İslam modelinin” vitrindeki baş simgelerinden biri olan Mursi’nin düşmesi; bu içi boş propagandayı, yerle bir etti. Öyle ki FT’ de sözünü ettiğim Gideon Rachman yazısı; “Batılı hükümetler bunu açıkça kamuoyu önünde dile getiremez ama” diyordu: “Mısır’ da illaki de demokrasi olsun diye dayatmak belki şart olmayabilir…Batı Soğuk Savaş döneminin (Roosevelt’ in Somoza betimlemesini anımsatan N.C.) ahlaki tercihlerine dönüş yapabilir” .
Mısır’da olanlar,
“İslam” ve “demokrasi” ilişkisinin masaya sil baştan yatırılmasına sebep olurken bir yandan da bu paradigma dışında düşünmeye başladığı anlaşılan Obama’ nın yeni pusulasının ne olacağı tartışılıyor.
Yazıyı İtalya’ nın en parlak jeo-strateji uzmanlarından
Lucio Caracciolo’ nun satırlarıyla bitireyim: “Suriye katliamı sürerken” diyor Caracciolo:
“Obama’ nın tek engellemek isteyeceği şey Mısır’ da bir iç savaşın boy vermesidir. Bunun dışındaki her çözüm, Obama’ nın kabülüdür.”
Diyeceğim o ki Mısır üzerinden Türkiye’de yapılan
“demokrasi/darbe” polemiği havanda tümüyle su dövmekten ibarettir.

\n

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt