Köşe Yazısı

A+ A-
Leyla Tavşanoğlu

Demokratik haklar esastır

7 Temmuz 2013 Pazar
\n

Ombudsman Ömeroğlu çalışmalarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni temel aldıklarını söylüyor

\n

Gösteriler bireylere ifade ve düşünce özgürlüklerini açıklama hakkının mecraları. Bunlar ancak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 ve 11. maddelerinde şiddete başvurulması, kamu düzeninin bozulması gibi hallerde sınırlandırılabilir.
Uluslararası sözleşmeler biber gazı kullanımını çok katı kurallara bağlamışlar. Emniyet mensuplarının biber gazını uluslararası kriterlere uygun olarak kullanıp kullanmadıklarını inceliyoruz. Biber gazının ancak mecbur kalındığı takdirde 45 derecelik açıyla kullanılması gerektiği belirtiliyor.

\n

LEYLA TAVŞANOĞLU

\n

Kamu Başdenetçisi (Ombudsman) Mehmet Nihat Ömeroğlu, kurumunun AB İnsan Hakları Sözleşmesi kriterlerine harfiyen uyumlu çalışacağını açıklıyor. Gezi Parkı olayları üzerinde titizlikle çalıştıklarını, ifade, düşünce özgürlüğü ve gösteri yürüyüşü yapma hakkı konusunda saygılı olmak gerektiğinin altını çiziyor. Ankara’da Aşağı Ayrancı’daki Kamu Denetçiliği Kurumu’ndaki makamında konuştuğum Ömeroğlu’yla söyleşimiz şöyle gelişiyor:
- Kamu Denetçiliği Kurumu (ombudsman) nasıl bir görev yapıyor?
N.Ö.- Kurumumuz yargı evresi öncesi bireylerin devletle olan ilişkilerinde kaybolan ya da kaybolduğunu iddia ettiği haklarını kısa ve en seri bir şekilde uzlaşıyla halletmekle yükümlüdür. Görevimiz hem bireyin devletle barışmasını sağlamak hem de mahkemelerimizin üzerindeki yükü hafifletmektir. Eski bir yargıç olarak söylüyorum. Mahkemelerimizin üzerinde çok fazla yük vardır. Yargıçlığım döneminde ben de bundan yakınırdım.
Doksan yıllık merkezileşmiş, kemikleşmiş, hantallaşmış, şeffaf olamayan hukuken olmasa bile fiilen gizli olan, hesap verebilmeyi hatırına getirmeyen ya da çok az getiren bürokratik yapının alışkanlıklarını kırmanın zorluklarını sizin takdirinize bırakıyorum. Kurumumuzdan çok büyük beklentiler var. Ben de vatandaş olarak beklerim. Ama o kemikleşmiş alışkanlıkları kırmamız için zamana ihtiyacımız var.
Dönem dönem mahkeme kararlarının bile uygulanmasında sıkıntı çekildiği bir idari yapıdan ya da bürokrasiden ombudsmanlığa, yani kamu denetçiliğine geliyorsunuz ve sizin kararlarınız yaptırımı olmayan tavsiye niteliğinde. O zaman gücümüz nerede? Sadece doğru iş yapmaktan ve TBMM’ye vereceğimiz raporlardan gücümüzü alacağız. TBMM’nin ve yönetimin makul, hukuka ve kanuna, hakkaniyete uygun kararlarımızın arkasında durması gerekir, diye düşünüyorum. İdareci yanlış yaptığında ve yanlışında ısrar ettiği zaman hangi kamu görevlisi olursa olsun bunun gereğini yaparsak bence yönetimler de bundan çok önemli ölçüde yararlanacaktır. Bürokratik engeller kalkar, bireyin devletten şikâyetleri azalır.
- Kamu Denetçiliği Kurumu daha çok yeni. Tam olarak ne zaman göreve başladınız?
N.Ö.- Ombudsmanlık Kanunu 29.6.2012’de yürürlüğe girdi. Benim TBMM tarafından seçilmem aynı yıl 27 Kasım’da oldu. Diğer beş kamu denetçisinin seçimi 5 Kasım’da yapıldı. Esas olarak da 12 Aralık 2012’de göreve başladık.
- O tarihten bu yana bildiğim kadarıyla kurumunuza üç binin üzerinde başvuru yapıldı. Bu başvurular ağırlıklı olarak hangi konularda oldu?
N.Ö.- Ben başdenetçiyim. Ayrıca beş kamu denetçisi daha var. Türkiye’deki idari sisteme göre konuları beş alana böldük. Bu alanların alt versiyonları da var. Bu alt versiyonlar insan hakları, temel özgürlükler, adalet, güvenlik, savunma, enerji, sanayi, sağlık, gıda, tarım, kamu personel rejimi, mülkiyet hakkı gibi...
Bu üç bin müracaatın içinden size kimi satırbaşlarını vereyim. Örneğin, Sosyal Güvenlik Kurumu’yla (SGK), bankacılıkla, son zamanlarda insan hakları, temel özgürlüklerle ilgili şikâyetler oldukça fazla.

\n

Bir STK kadar bağımsızız

\n

Hükümetin en ufak bir müdahalesi söz konusu değil.

\n

Biz TBMM Başkanı’na bağlı olmamıza rağmen TBMM’ye karşı da bağımsızız.

\n

- Yani Gezi Parkı, 1 Mayıs olaylarıyla ilgili şikâyetler mi?
N.Ö.- Evet. Polisin orantısız güç kullandığı, şiddet uyguladığı, biber gazını kontrolsüz kullandığı iddiaları ağırlıkta. Gezi Parkı’yla ilgili ciddi çalışmalarım oldu. Hatta bize şikâyet gelince ivedi olarak bir kamu denetçisini, üç tane de uzmanımı alıp İstanbul’daki ofiste beş gün süreyle çalıştım. Beş gün içinde başta sivil toplum kuruluşları (STK) olmak üzere bize bireysel başvuruda bulunan ilgililerle temasa geçtik. Hatta bu işi o kadar önemsedim ki Twitter’dan ve blog’da yazan iki gençle bir araya geldim. Bu gençler 16 gün Gezi Parkı’ndaki çadırlarda yaşamışlar. Daha polis operasyonu olmamıştı biz konuştuğumuz zaman. Beni, o cumartesi günü Gezi Parkı’na davet ettiler. Ben de kimliğimi açıklamadan, o gün saat 10.00’da parkta olmaya söz verdim. Ama o cuma akşamı polis operasyonu yapıldı.
Biliyorsunuz, biz kanunla kurulan bir devlet kuruluşu olmamıza rağmen kamu derken bu sizi yanıltmasın. Biz devlet adına değil halk, bireyler adına hizmet yapıyoruz. Dolayısıyla biz Kamu Denetçiliği Kurumu olarak STK’lere daha yakınız; kendimizi bir STK kadar tarafsız ve bağımsız hissediyoruz. O doğrultuda da görev yapmaya gayret ediyoruz.
- İyi de hükümet sizi rahat bırakıyor mu?
N.Ö.- Hükümetin en ufak bir müdahalesi söz konusu değil. Biz TBMM Başkanı’na bağlı olmamıza rağmen TBMM’ye karşı da bağımsızız. Hatta TBMM’nin eylem ve işlemlerini de denetlemekle yükümlüyüz. Olur ki bir disiplin suçu, yanlış bir muamele, mobbing olur. Bütün bunlara da olay yargıya intikal etmeden önce biz bakarız.
Biz, Kamu Denetçiliği Kurumu olarak İstanbul’a gittiğimde ilk yaptığım, öncelikle STK’lerle bir araya gelmek oldu. Bunlar başta Taksim Dayanışması, Mimarlar Odası, İstanbul Tabip Odası, Şehir Planlayıcıları Odası, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği İstanbul şube yetkilileri, Mazlum-Der şube yetkilileri, Esnaf-Sanatkârlar Konfederasyonu Başkanı, Beyoğlu Güzelleştirme Derneği, ayrıca da bireysel şikâyette bulunan sekiz-dokuz kişi. Gezi Parkı olaylarını nasıl çözeriz, arayışına girdik. 20 maddelik bir eylem planı hazırladık. Ben bunları Taksim Dayanışması’ndaki arkadaşlarıma sundum. Kendilerine, ertesi gün İstanbul Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkanı’yla görüşeceğimi söyledim. Ama onlar olayların kızgınlığı ve mağduriyetiyle, hükümetin herhangi bir açıklama yapmaması durumunda uzlaşmayacaklarını ifade ettiler. Bu sözler karşısında bir şey diyemedim.
Bütün bunlar üzerine medya organları, valilik, RTÜK’ten bilgi ve belge istedim. Ben bütün olayları adım adım izleyemedim. Evet, polisin orantısız güç kullandığı iddiaları var. Bazı olayları ben de gördüm. Daha sonra polisin biber gazı sıktığı kırmızı elbiseli genç kızın fotoğrafını da inceledim.
-Peki, polisin uluorta kadın, çocuk demeden herkesin üstüne, kafasına, gözüne, çok tehlikeli kimyasal bir madde olan biber gazı sıktığı malum. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?
N.Ö.- Uluslararası sözleşmeler biber gazını kimyasal silah kabul etmiyor. Ama biber gazının kullanımını çok katı kurallara bağlamışlar. Şimdi, emniyet mensuplarının biber gazını uluslararası kriterlere uygun olarak kullanıp kullanmadığını titizlikle inceliyoruz. Genelgelere göre, biber gazının ancak mecbur kalındığı takdirde 45 derecelik açıyla kullanılması gerektiği belirtiliyor.
Az önce Avrupa Konseyi İnsan Hakları komiseri Nils Muiznieks’le beraberdim. Ağırlıklı olarak İstanbul’daki çalışmalarımızı sordu. Daha önce İstanbul Valisi, Adalet Bakanlığı’yla görüşmüş. Onlardan bilgi almış. Kendisine şu anda henüz çok yeni bir kurum olduğumuzu, bütün belgeleri elde ettikten sonra kendileriyle paylaşacağımızı anlattım. Ona, “Bizim kriterlerimiz vardır. Bunlar AB standartlarıdır. Biz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan bir ülkeyiz. Dolayısıyla AİHM kararlarını da kabul ettik. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşlerini düzenliyor. 10. maddesi de ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili. Barışçıl olmak kaydıyla toplantı ve gösteri yürüyüşleri sınırlandırılamaz” dedim.

\n

AB’nin ifade özgürlüğü kurallları

\n

- İyi de Gezi Parkı gösterileri barışçı değil miydi? Hatta o gençler o gösterileri yaparken bir yandan da eğlenmiyorlar mıydı?
N.Ö.- Bu gösteriler toplum içindeki bireylere ifade ve düşünce özgürlüklerini açıklama hakkının mecraları. Bunlar, 10. ve 11. maddelerde yazıldığı gibi göstericilerin şiddete başvurmaları, kamu güvenliği, kamu düzeni, genel ahlak ve başkasının temel haklarını ihlal etme gibi zorunlu hallerde sınırlandırılabilir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre devletin toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanlarla ilgili politik yükümlülüğü de vardır. Bu gösteriler içine birtakım yasadışı unsurlar, marjinal ekipler sızmışsa bu marjinal kesimleri ayıkla ve gösteri yürüyüşü yapmak isteyenlerin haklarını koru, diyor. Ama bunlar içinden bu marjinal grupları ayıklamak mümkün değilse bizim zaten karar vermemiz gereken nokta da bu.
AİHM bir kararında şöyle diyor:
“Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanların bu haklarını koruma adına bir ambulansın geçeceği kadar yol ayırmalısınız. Ama gösteri yürüyüşü devam etmelidir.”
Gördüğünüz gibi AB toplantı ve gösteri yürüyüşleri ve ifade ve düşünce özgürlüğü için bu derece katı kurallar koymuştur. Türkiye şüphesiz beş-on yıl önceki Türkiye değil. Birçok yargı paketleri çıktı. Yeterli mi? Değil. Bakın, AB’yle müzakerelerde adalet, güvenlik ve özgürlükler olan 23 ve 24. fasılları açmıyorlar. Demek ki daha eksiğimiz var. Nils Muiznieks bana Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun çok eski, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM ile uyumlu olmadığını söyledi. Ben de kendisine, “Evet, kanun eski ama onda çok büyük değişiklikler yapıldı. AİHM içtihatlarına uyumlu hale getirildi. Ama uygulama önemli. Bu ilkeler doğrultusunda biz Gezi olaylarıyla ilgili raporumuzu yayınlayacağız” dedim.

\n

Amaç demokrasinin önünü açmak

\n

- Peki, 1 Mayıs olaylarıyla ilgili nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?
N.Ö.- Örneğin Dilan olayı var. Biz Dilan’ın ailesi ve avukatının ayağına gideceğiz. “Sana nasıl bir şiddet uygulandı? Neler oldu” diye soracağız. Yani işimizi tarafsız, bağımsız, özellikle birey odaklı yapmaya çalışıyoruz.
- Siz Kamu Denetçiliği Kurumu’nun Türkiye’de demokrasinin önünü açacağını söylemiştiniz. Bu oluyor mu?
N.Ö.- Kurum oldukça yeni. Hedef, Türkiye’de katılımcı demokrasinin daha ileri aşamalara gelmesi ve buna bizim katkı sunabilmemizdir. Tüm bireylerin, özellikle kamusal konularda karar sürecine aktif bir biçimde katılmalarıdır.
Eğitim ve kültür politikalarımızın belki yeniden gözden geçirilmesi de gereklidir. Yani bizim dijital kuşak dediğimiz 1990’lı yılların kuşağını dinlememiz gerekir. Ben 20 yaşındaki genci işi kaynağından öğrenebilmek için dinledim. Biz nerede yanlış yapmışız?
- Peki, size neler söylediler?
N.Ö.- Gezi Parkı’nın ve oradaki ağaçların korunmasını istediklerini, Topçu Kışlası’nın yapılacağı inancıyla bu örgütlenmeye girdiklerini söylediler. Oysa bize gelen bilgilere göre Topçu Kışlası’yla ilgili henüz hazırlanmış bir proje yokmuş. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden karar geçmiş. Ama sonra ortada belirlenmiş bir proje yok. Belediye Başkanı Kadir Topbaş, “Biz kendimizi anlatamadık” dedi.
- Olur mu? Başbakan kesinlikle o kışlanın yapılacağını üstüne basa basa açıkça söylemedi mi?
N.Ö.- Ben siyasi mahiyetteki konulara girmek istemiyorum. Ben daha çok empati yapmak, uzlaşıdan yanayım. Zaten Taksim Meydanı projesi de mahkeme tarafından iptal edildi. Artık buna uymak zorunluluğu var.

\n

PORTRE
MEHMET NİHAT ÖMEROĞLU

\n

Antakya, 1947 doğumlu. Yükseköğrenimini İÜ Hukuk Fakültesi’nde yaptı. Mesleğe Antakya hâkim adayı olarak başladı. Sırasıyla Lice, Azdavay, Ulukışla, Enez, Pınarhisar, Gaziantep hâkimliği, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı yaptı. Adalet Bakanlığı Hukuk ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü görevinde bulundu. 2005’te Yargıtay üyeliğine seçildi. 2012’de emekli olduktan sonra TBMM Genel Kurulu’nca Kamu Başdenetçisi olarak seçildi.

\n


\n

\n

Tümü Leyla Tavşanoğlu - Son yazıları

Tedavi olsunlar 1 Mart 2015 Paz
TBMM’ye magandalar hâkim 22 Şubat 2015 Paz
MİT Erdoğan’ın arka bahçesi 15 Şubat 2015 Paz