Köşe Yazısı

A+ A-

Sultan ve Çar: ‘Halep için bilek güreşi’

26 Kasım 2015 Perşembe

“İnanamadı ve çok öfkelendi.”
Putin’in ilk tepkisi, bu sözlerle özetlendi.
Rus jetinin düşürülmesinden birkaç saat arayla Beyaz Saray’da yanında Hollande ile basın toplantısında konuşan Başkan Obama’nın ilk refleksinin amacı ise tansiyonu düşürmekti.
ABD Başkanı bir yandan -aşikâr bir ilkeye- “Türkiye’nin sınırlarına ve toprak bütünlüğünü koruma hakkına” sahip çıkarken; bir yandan da -bir dizi şartla- Rusya ile işbirliğini bundan sonra da sürdürmek istediklerini, Moskova’ya kapılarının hep açık olduğunu belirtti.
Avrupalı ortakların havası da zamanla netleşecek…
Ancak verilen ilk reaksiyonlardan çıkan izlenim Avrupa başkentlerindeki havanın; “Türkiye’nin aşırı tepki verdiği”; “Rusya ile gerilimi gereksiz tırmandırdığı”, zaten barut fıçısı olan bir yerde hiç tereddüt etmeden “başkalarını da tehlikeye atabilecek adımlar atabildiği” ve zaten çok karmaşık olan bir hareket alanında kaos çıkarabilecek “öngörülemez bir partner” olduğu yönünde.

‘Türkiye ismen ortak’
Financial Times’dan Richard Hass… Batı ile Türkiye arasında her krizde biraz daha hissedilen ve barizleşen bu artan “yabancılaşmayı”; “Türkiye bugün fiilen değil, ismen müttefik olan bir ülke” diye yazdı dün ve ekledi:
“Türkiye bir zamanlar olduğu gibi NATO’nun güvenilir, güçlü ortağı değil. Türkiye bugün fiilen değil ismen ortak. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Rus muhatabı ile liberal olmayan aynı eğilimleri paylaştığı ironisini bir yana bırakamayız. Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’si, ABD ve Batı ile Ortadoğu’da aynı hedefleri paylaşmıyor. Evet Türkiye ABD’ye IŞİD’i vurması için İncirlik üssünü kullandırıyor. Ama IŞİD’i vurmak kendi öncelikleri arasında gelmiyor. Beri taraftan da Kürtleri zayıflatmak için elinden geleni yapıyor…”
Suriye iç savaşının daha öncesinde… Mavi Marmara’da başlayan bu “Batı ile ayrışan yollar” söylemi; her krizde biraz daha açık ve net önümüze çıkıyor.
Diyeceğim o ki sorun yalnız Putin ve Rusya ile değil; Türkiye, Batı’da da gitgide yalnızlığı derinleşen ülke görünümünde. Değerli yalnızlığı günden güne artıyor…
Ankara’nın elinde kuşkusuz “İncirlik” gibi kartlar var hâlâ. AB açısından da “mülteci trafiğinin kontrolünde” Ankara hâlâ büyük önem taşıyor. Ama bu belli konu başlıkları altındaki “işbirliği ihtiyacı”, giderek ayrı ajandaları olan, ayrışan dünyalarda yaşadığımız gerçeğini değiştirmiyor.
Bu “ayrı ajandalar”, her krizde Türkiye’nin “ne yapacağı önden belli olmayan, kestirilemeyen aktör” olarak gündeme gelmesine neden oluyor.

‘Hangi satrancı oynuyor?’
Rus uçağının vurulmasına ilişkin dünya kamuoyunda nitekim en çok sorulan sorular bunlardı:
“(Türkiye ile artık özdeş biçimde kullanılan) Erdoğan ne yapmak istiyor? Bu tür bir çıkışla nasıl bir kazanım elde etmeyi umut ediyor? Rusya gibi bir ülkenin düşmanlığını çekmekle hangi satrancı oynuyor?”
Bu sorulara en kestirme yanıt dün İtalya’nın La Stampa gazetesinden geldi:
“Çar ve Sultan” başlıklı bir yazıda Putin ve Erdoğan’ın oynadığı satrancı mercek altına alan gazetenin Ortadoğu muhabiri Maurizio Molinari, “Ankara; Esad’ı devirerek Suriye’yi Müslüman Kardeşler ideolojisinin hâkim olduğu bir Sünni devletine dönüştürmek istiyor. Bölgede böylece Erdoğan sultanlığının temellerini atmak ve Ortadoğu’da bir neo-Osmanlı nüfuz alanı yaratmak istiyor. Putin öte yandan Ortadoğu’da ABD’nin zayıflamasından yararlanarak Esad’ı yerinde tutmayı hedefliyor. Kendisi için o da bölgede siyasi ve askeri zafer anlamına gelecek bir Çarlık rolü kapmanın peşinde.”
Kafa kafaya gelen bu karşıt iki strateji yüzünden Rus uçağının indirildiğini belirten gazete, “göklerde süren bilek güreşinin hedefini Halep’in fethi” olarak özetliyor.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt