Köşe Yazısı

A+ A-

Ekonomide En Zor Günler...

9 Temmuz 2013 Salı

İktidarlarının ekonomide en zor günler dönemecinde olduğunu, biz değil piyasa düzeninin ekonomistleri bugünlerde sık sık dillendirir oldular... Dünün ekonomiye ayrılmış programlarında söylenenlerden birkaç cümleyi sizlerle de paylaşmakta yarar var... Türkiye’nin ihracat-ticarette en güvenlikli pazarı AB’deki küçülme, geçici değil kalıcı, giderek daralan bir yapısal özellik içeriyor. Yine iktidarlarının geliştirdiği İslam dünyası, Ortadoğu ilişkilerinde sağlanmış büyümelerde kapılar üst üste bir bir kapanıyor...
Arap baharlarında yaşanan zararların üstüne, daha Libya yaraları sarılmamışken, Suriye bağlantılı yaşananlar çok boyutlu ekonomik zararları, yükleri ile yeni, kalıcı bir büyük kanama yaratmışken, Mısır geçici bir sorun olarak değil kalıcı boyutları ile gündeme giriyor... Tek başına THY’nin dünyaya açılmış seferlerindeki kapanmaya bakarak bile gidişteki olumsuzluğu gözlemlemek yeterince çarpıcı... Türkiye’nin de içinde olduğu gelişmekte olan ülke piyasalarında düzeni, para politikalarının ürünü olarak uzun yıllar girmiş olan sıcak paranın geçici değil, kalıcı boyutları ile çekildiğini artık yadsımak olanaksız. ABD, merkez ülkelerin piyasalar düzeni, faiz politikalarındaki değişikliklerle, uzun yıllardır izin verdikleri para akışlarını yeniden, uzun süreçli merkeze toplama iradeleri tartışılmaz yeni gerçeklik... Merkez Bankası’nın, iç politikalar iradesiyle bu genel tabloyu anlamlı değiştirmek beklentisi gerçekçi değil...
İktidarlarının ekonomi başarılarını yıllardır dillerinden düşürmeyen ekonomi yorumcuları, piyasacılar, her ne kadar şom ağızlılık yapmayarak olası büyük krizlerden söz açmıyorlarsa da, çok akılcı politikalarla korunabilecek dengeler içinde bile, Türkiye’nin nüfusu ile bağlantılı zorunluluk duyduğu büyüme oranlarını yakalayamayacağının altını çiziyorlar... Doların, faizin önlene-mez yükselişi ile bağlantılı olarak yatırımların zorlanacağını söylü-yorlar. İlk aşamada Türkiye’nin gündemine girmiş büyük yatırım projelerinin gerçekleştirilmesinin risk altında olduğunu belirtiyorlar. Siyaseten pazarlaması çok yapılmış, getirisi satın alınmış 3. köprü, havaalanı projeleri türünden büyük yatırımlardaki risklerin genel ekonomik gidişat, Türkiye algılaması üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğinin anımsatmasını yapıyorlar...

\n

***

\n

Ekonomik gidişat ile siyasal gidişat arasındaki sıkı ilişkileri, yaşam boyu ekonomik gidişatı izlemeyecek kadar düzen dışında olanlar bile, siyasete yansımaları, dipten gelen siyasal dalgaları ile fazlasıyla öğrenmiş bulunuyorlar... En son örnek Mısır’da yaşanmaya başlanan yeni siyasal kriz, kanlı travmada, siyaseten soyut olarak henüz bir yıl önce seçilmiş iktidarın nasıl olup da darbe ile düşürüldüğü sorgulanırken sorgulaması yapılamayan ge-rekçeler arasında tek yanıt, ekonomik cephede yaşanan büyük kriz, çok yoksul halkın çok daha yoksullaşması olarak açıklanıyor...
Biz Türkiye’ye dönersek piyasalar üzerinden, gelen sıcak para bağlantılı
Erdoğan hükümetlerinin arkadan eser rüzgârları yakalama şansını da unutmamak zorundayız... Bir de Türkiye’nin bir önceki büyük krizinin asıl bedelini Ecevit koalisyon iktidarının ödediğini, koalisyon partilerinin büyük seçim yenilgisini getiren bedellerini ödemiş, krizden çıkış acı reçetesini de uygulamış olduğunu anımsamalıyız. Erdoğan iktidarları krizden çıkış süreci yükselişini de yakalamış, kendisinin emeği olmayan bedelini bir önceki koalisyon partilerinin ödediği bedeller üzerine gelen kaçınılmaz büyümenin nimetlerini toplamıştı. Irak işgali savaş ganimetlerinden, Sovyetler’in dağılmasından açılan pazarlara, çok denklemli arkadan esen rüzgârları yakalayabilmiş olma cabası..
“Türkiye iktidarlarında eklem-lenmiş bu şanslı konumdan ne kadarı ile kalıcı ekonomik kazanımlar elde etti?” sorusuna da biz kronik muhalefet cephesinden olarak değil de yandaş piyasacılar, ekonomistlerin yeni yeni altını çizdikleri kimi gerçeklerden bakmaya çalışsak... Tarım politikalarını desteklemedikleri; Türkiye kendi halkını besleyebilecek ilk birkaç ülke sıralamasında iken insanının karnının doyması, hayvanını do-yurmak adına da her tür gıdayı, samanı bile ithal etmeye mahkûm konuma gelmesi ile ortada...
Alternatifi sanayileşme, teknolojik gelişme olsaydı, bir nefes alınabilirdi. Oysa iktidarlarının uzmanları eğitimde kalitenin dibe vurmuş olmasını, sanayi, teknoloji yatırımlarının gelişmesinde en büyük girdap olduğunu, dünkü yorumlarında çarpıcı örneklerle altını çizip durdular. Hani başbakanları eğitimin amacını “dindar-kindar gençlik” olarak ilan etmekte bir sakınca görmediler ya... Her kademe eğitimdeki sınav sonuçları öncelikle pozitif bilimler, eğitimin her alanında dibe vuruşun belgesi... Bırakınız gelişmiş ülkeleri, gelişmekte olan ülkelerle yarışmak olanaksız... Dibe vurmuşuz...

\n