Köşe Yazısı

A+ A-

Gece Yarısı Darbecileri Yasal Öldürme

11 Temmuz 2013 Perşembe

Evet iktidar gece yarısı operasyonlarıyla bu kez sivil toplumu ve uzmanlık kuruluşlarını devre dışı, etkisiz ve gelirsiz bırakmaya yöneldi. Yine bir “torba yasa” görüşülürken bir önerge yasa maddesine dönüştürülüp içine tıkılıyor ve 423 bin mühendisin çatı örgütü olan TMMOB’nin (Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği) yetki ve gelirleri kentlerin heyulası bakanlığa devrediliyor. Meclis’te hiç görüşülmemiş korsan bir yasa.

\n

12 Eylül 1980 darbeci generalleri de çok kızdıkları mimar mühendis odalarının bu yetkilerini kaldırmak istemiş ama başaramamıştı... İktidarın 12 Eylülcü rejimin niteliklerini aşan ve ancak darbeci ordu ve generalleriyle kıyaslanabilecek yasa, hukuk, adalet vb. uygulamaları ile karşı karşıya bulunuyoruz. RTE iktidarı her adımıyla, her yasasıyla, her kararıyla, polisiyle, bakanlarıyla, milletvekilleriyle, valileriyle kendisine yakıştırılan diktatörlük ve faşizm rejimini inşa etmeyi sürdürüyor.
Biz bunları sayıp döktükçe karşımızda, demokrasinin=sandık olduğuna inananlar sadece uygulamaların meşru ve yasal olup olmadığına bakıyor. Evet hukuki ve meşru gibi görünüyor her şey! İşte Meclis, oyçokluğuyla bir kanun kabul ediyor. İktidarda seçilmişler var. O halde toplumun kazanılmış bütün demokratik hak ve hukukunu yok edebilirler. Meclis’te kabul edilen yasalar, anayasaya, demokratik hukuk ve sosyal devlet ilkelerine ve toplumun özgürce gelişmesine mi hizmet ediyor yoksa iktidarın diktatörlüğüne mi, hiç önemli değil. Adamlar anayasanın herkes izin almaksızın gösteri, yürüyüş miting yapabilir açık hükmünü bile takmıyor. Vali bey ve bağlı olduğu yukarıya doğru zincir, anayasayı çiğniyor.
Bu iktidar, anayasa ile hiçbir zaman uyum içinde olmadı. Anayasayı takmıyor, ruhuyla uyuşmuyor. İktidar herhangi bir yasa ile de kendini bağlı görmüyor.
Önemli olan birilerinin meşru yoldan iktidar gelmiş olması değildir, iktidara geldikten sonra yaptığı gayri meşru, hukuksuz, yasa tanımaz, ülkeyi bölüp parçalayan, keyfi ve diktatoryal, toplumu demokratik bütün giysilerinden arındıran uygulamalarıdır. Seçimle iktidara gelmiş olması mı önemli, yoksa ülkeyi bu hale getirmesi mi?
Temel mesele şu:
Bir iktidarın, gayri meşruluğa düştüğü halde hâlâ iktidarda kalması, “demokrasi”ye uygun olabilir mi? Bence hemen düşmesi, istifa etmesi, çekilmesi gerekir.

\n

***

\n

İktidar adamlarının niteliklerine bakın hele: Anayasa Mahkemesi 10 yıllık tutukluluk süresini iptal ediyor. Bekir Bozdağ hukukçu, başbakan yardımcısı, yorumluyor hemen: Bu karar çok isabetli olmuştur, sevindim... Ama mahkeme bize 1 yıl izin verdi, bu demek değil ki tahliyeler olacak...
Bozdağ adındaki, buz kütlesi gibi, yüzünü gördükçe her keresinde kaygılarımın tepe yaptığı kişi, öğreniyoruz ki vaktiyle Ceza Muhakemesi Kanunu görüşülürken yine bir gece yarısı değişiklik önergesiyle
tutukluluk süresini 10 yıla uzatan kişi. Bu kez ise “isabetli oldu” diyor. Bu kadar yüzkaralık, pişkinlik olabilir mi?
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi Başkanı,
Fikret Bila’ya açıklama yapıyor ve bu kişiyi yalanlıyor: Hükümetin yeni yasa yapmasını beklemesi gerekmiyor mahkemelerin. Hâkimler ellerindeki dosyaya göre hemen karar verme yetkisine sahipler. Bozdağ ise siyasi makamdaki kişi olarak, yalan yanlış yorumuyla mahkemeleri etkilemeye çalışıyor ve adeta “salıvermeyin kimseyi” diyor. Bunların hepsi suç.
11 yıldır, demokrasinin d’sini görse mertek sanacak bu kişiler iktidarda. Bozdağ,
RTE’ye verdiği bu olağanüstü hizmetlerin karşılığını, Başbakan Yardımcılığı koltuğuna tırmanarak aldı. Tıpkı jöleli bir fırdöndünün, her dönemin adamı bir yüzsüzün de benzer şekilde ödüllendirildiği gibi.
Bunların hepsi
“siyasal İslamcı”. İktidarda siyasal İslamın has adamları, çocukları oturuyor. Her gün, her an, siyasal İslamdan demokrasi çıkmazı kanıtlıyorlar.
Mısır’da
Mursi bunu kanıtladı ve şimdi ülkesini ateşin içine attı. RTE iktidarı da durmadan bunu kanıtlıyor ve ülkeyi bir yangın yerine çeviriyor.
Askeri yönetimin Mursiciler üzerine ateş açarak 50’yi aşkın kişiyi öldürmesiyle, RTE iktidarının, Gezi Parkı göstericilerinin üzerine aynı şekilde farklı silahlarla ateş açarak 5 genci öldürmesi arasında,
özünde bir fark yoktur. Polisin şiddeti ile Mısır’daki askerin şiddeti, benzerdir...
Gezi Parkı olaylarının hiçbirini içinden, yanından gözlemlemek ihtiyacını hissetmeyen bazı gazetecileri, şimdi Mısır’da “
olayların içinde” görüyoruz. Çünkü orada “asker” var. Türkiye’de polisin öldürmesi, kafa göz yarması, göz çıkartması, sakat bırakması ne de olsa “meşru” yani her şey yasal ve seçilmiş bir iktidardın emriyle gerçekleşiyor!!!
Öldürme yasal! Yasal olsun da, binlerce kişi ölsün...

\n