Erdoğan yönetiminin açmazları

01 Aralık 2015 Salı

Bazı diplomatların, Davutoğlu hükümeti” yerine kullandıkları ismiyle Erdoğan yönetimi” aldığı yüzde 49 oy ile işe hızlı başladı. İçeride ülkeyi germeye devam ederken dışarıda da kalan son komşumuzla -ki bu herhangi bir komşu değil- ilişkileri “sıfırladı”.
Ülke sanki aktif bir “yurtta savaş, cihanda savaş” anlayışıyla yönetiliyor.
Can Dündar ve Erdem Gül’ün -Türkiye’nin uluslararası itibarını yine zedeleyen, kendilerini ise dünyanın gözünde “basın kahramanları” yapan- tutuklanmaları, iç ve dış boyutu birbirine girmiş karmaşık bir denklemin parçasından başka bir şey değil.
Ülkenin en itibarlı gazetecileri arasında olan Can ve Erdem, devletin hem iç hukuk, hem de uluslararası hukuk açısından “illegal” olan faaliyetlerini ifşa ederek Erdoğan yönetiminin tekerine çomak soktular. Bu nedenle yönetim, ileride girişeceği yasadışı faaliyetlerini engellemeye çalışacak olan özgür basına sözde “gözdağı” veriyor.
Burada ilginç olan husus, Suriye sorununun da bu tutuklamaların odağında yatıyor olmasıdır. Erdoğan yönetimi Suriye’deki başarısızlığının hıncını sanki bu iki saygın gazeteciden almaya çalışıyor. Fakat bu kindarlık Ankara’yı, Türkiye’nin kapasitesini fazlasıyla aşan aşırı iddialı politikalar yüzünden içine düştüğü açmazlardan kurtarmıyor.
Rus uçağının düşürülmesinin teknik olarak ve hukuken doğru olduğunu Batı da söylüyor. Bu hamlenin bizdeki milliyetçi damarı tatmin ettiği de aşikâr. Fakat bu bağlamda sözü şimdi çok edilen “angajman kuralları” belirlenirken olası siyasi sonuçlara fazla kafa yorulmadığı da kesin.
Hesaba katılmayan bu “olası sonuçlar” nedeniyle Türkiye’nin Suriye’deki etkinliği şimdi iyice azaldı. Batılı hükümetler Ankara’yı uçak konusunda destekliyorlar. Fakat dünya medyasını takip edenler, birçok Batılı analistin -ki bunlara emekli büyükelçiler ve askerler de dahil- Avrupa ve ABD’nin Rusya ile Suriye konusunda ortak bir noktaya gelme çabalarına Türkiye tarafından darbe indirildiğini savunduklarını da görüyorlardır.
Genel görüntüyü bir nebze de olsa kavramış olmalı ki Erdoğan şimdi “Rus uçağının düşürülmesinden dolayı üzgünüz” ve “Rus jeti olduğunu bilseydik farklı davranırdık” gibi açıklamalarla tansiyonu düşürmeye çalışıyor.
“Rus ayısını dürtmek” kafesteki güvercini şemsiye ile dürtmeye benzemiyor ve bunun Türkiye’ye bir maliyeti olacağı belli.
Bu arada, yakın zamana kadar Türkiye ile aynı düşünen Fransa da artık Suriye’de asıl düşmanın Esad değil, IŞİD olduğunu söylüyor. Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, bir adım ileri giderek IŞİD’e karşı Esad’ın ordusuyla bile işbirliği yapılabileceğini açıkladı.
Uzun lafın kısası, Batı’nın Rusya ile IŞİD konusunda geliştirmek istediği ilişkiyi Türkiye veya Türkmenler uğruna feda edeceğini düşünmek saflık olur. Burada pozisyon değiştirmesi beklenen taraf Türkiye’dir.
Öte yandan AB’nin, içi hâlâ doldurulması gereken vaatlerle Türkiye’den Suriye konusunda ne beklediği hafta sonunda Brüksel’de yapılan zirvede ortaya çıktı. İstenen, Ankara’nın Suriye sınırını kapaması ve Avrupa’nın iade edeceği mültecileri kendi topraklarında barındırıp beslemesidir.
Yoksa Avrupa, Türkiye’nin genel Suriye politikasını benimsemiş değil. Batı’yı Rusya ile sıcak çatışma noktasına getirmesini istemediği için Ankara’nın Suriye politikalarından da şimdi her zamankinden daha uzak duracaktır.
Erdoğan yönetiminin bu açmazları nasıl aşacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz. Bunu büyük olasılıkla, bugüne kadar kötülediği, şimdi ise zorunlu olarak sarıldığı Batı’ya dayanarak yapmaya çalışacaktır.
Bu açmazlarından doğruları yazan özgür basından intikam almak suretiyle çıkamayacağı ise kesin.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları