Sekülerizm, asıl şimdi!

18 Aralık 2015 Cuma

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez “sekülerizm”i hedef tahtasına oturttu.

Gerçi bunu yaparken çıkış noktası dinsel şiddet... Başkan, dinlerin şefkat ve adalete vesile olmak yerine şiddet ve vahşete alet edilmekte oluşuna değinmiş önce. İslâm’ı da ayırt etmeksizin dinlerin tarihten bugüne nasıl insanî-ideolojik amaçlarla istismar edildiklerini vurgulamış.

Ama hemen akabinde faturayı sekülerizme kesiyor! Doğu-İslâm coğrafyasında din adına üretilen şiddetin, “çektiğimiz acılar”ın birer sonuç olduğunu söyleyerek sebebi sekülerizm olarak ima ediyor. Şu kesiti alalım konuşmadan:

“Fransız ihtilaliyle birlikte insanlık başka bir arayış içine girdi. Dinlerin dışında daha seküler bir dünya kurmayı tasarladı. Fakat sekülerizm dinlerden kaynaklanan şiddeti de geride bırakarak dünyayı topyekûn bir savaşın içine soktu. İnsanlar da bilimsel keşiflerle atom bombasını düşünebildi. Kimyasal silahları üretti ve tarihteki savaşlarda ölen bütün insanların birkaç katını modern zamanlardaki savaşlarda kaybettik. İki büyük dünya savaşı yaşandı ve şimdi üçüncü dünya savaşından söz ediliyor.”

Önce Başkan’ın “dinde insan faktörü”ne, onun olumsuz etkilerine değinip dini bunlardan ari kılarken “bilimde insan faktörü”nü neden dikkate almadığını sormalı.

Nasıl din ideolojik amaçlar ile istismar ediliyorsa bilim de politikaya, ideolojiye, iktidara alet edilip atomu parçalayan yaratıcılıktan insanlığın zararına atom bombası ya da kimyasal silahlara varılabilir. Dolayısıyla din adına insanların yaptıklarından dini ayrı tutuyorsanız, atom bombasını yapan ve atanlardan da (“modern-seküler” temelli) bilimi ayrı tutmanız gerekir.

Başkan Görmez, “seküler” ile “laik” arasında ayrım yapmadan konuştuğu için bu iki kavramın farkına burada ben de girmeyeyim. Görmez, Amerikalılara konuştuğu için Anglofon dünyada kullanılan sekülerizmi işlerliğe sokmuş. Ama Fransız Devrimi’ne vurgusu, kavramın oradaki karşılığı olan laiklikten söz ettiğini de tartışmasız kılıyor.

Başkan’ın sözlerinde Türkiye’de Diyanet ve ilahiyat camiasında 2000’lerden itibaren şevkle benimsenmiş “sekülerleşme tezinin iflası” temelli (Batı’dan ithal) çalışmaların izdüşümleri hissedilmekte. Laiklik ya da sekülerizmi toptancı bir yaklaşımla yalnızca “modernleşme sonucu dinin yok olacağı”nı öngören bir tez diye, son derece sınırlı okuyan bu anlayış, evet en çok bu, İslâm’ı bugün hem kendi içinde, hem de kendi dışında insanlıkla savaşan bir din haline getirdi.

Laiklik, uç noktadaki Fransız deneyimini dahi alsanız, meseleye incelikle yaklaşan Prof. Nur Vergin’in ifadesiyle, sadece bir “pozitivist” varyant olan “laikçilik”ten ibaret olmayıp esasen bir “sosyal barış” ilkesi-yöntemi. Özellikle de bir toplumda hâkim inanç formunun dışında kalan din ya da mezhep mensuplarının kendilerini güvende hissedebilecekleri bir yöntem.

Ne laikliğin ne de sekülerizmin dinle bir dertleri var aslında. Evet, bunlar siyasi, hukuki, dünyevi çerçevelerde dinden bağımsızlaşma arzusunun karşılıkları. Ama kategorik olarak dine karşıtlık hedef değil. Bakın sekülerizmi 1846’da ilk kez kullanan Britanyalı George Holyoake, kavramın coğrafyada cari dinle ilişkisini nasıl anlatmış:

“Sekülerizm, HIristiyanlığa karşı bir sav değil, ondan bağımsız bir sav. O, Hristiyanlığın hedef ve iddialarını sorgulamıyor, onların dışında başkalarını geliştiriyor. Sekülerizm, başka hiçbir yerde insanın arayışlarına rehberlik edecek, ışık tutacak bir kaynak yoktur da demiyor. Fakat seküler (dünyevî) gerçekte de böylesi bir ışık ve rehberlik bulunduğunu öne sürüyor”.

Aslına bakılırsa sekülerizm bugünün dünyasında, Ortadoğu’sunda, Türkiye’sinde, en çok şimdi lâzım. Mezhep çatışmalarının, Ezidileri köle yapmaya, Alevileri katletmeye azmetmiş Selefi yükselişlerin karşısında herkese eşit mesafeli laik-seküler duruş hiç bu zamanki kadar ihtiyaç olmamıştı.

Ama Diyanet Reisi, sekülerizmin üzerine gidiyor. Hâlbuki çok değil iki buçuk yıl önce 2013 Haziran’ında Başkanlık’taki sohbette Selefiliğin içimizde ve çevremizde endişe verici yayılmasından yakınmaktaydı.

Belli ki o da artık Selefilikle ancak ondan daha da Selefileşilerek mücadele edilebileceği noktasına gelmiş!..

Sekülerizme yönelik söyledikleri, Selefiliğe ezilmişlik olarak da okunabilir o yüzden.