Köşe Yazısı

A+ A-
Çiğdem Toker

CHP ne yapıyor?

Paylaş
instela'da paylaş
04 Ocak 2016 Pazartesi

-Size göre şu anda bu ülkenin en önemli sorunu nedir?
- Bu sabah -diğer koşullar aynı kalmak kaydıyla- 12 Eylül darbe anayasasının değiştiği, darbe yasalarının mevzuattan tamamen ayıklandığı bir güne uyansanız, ülkenin sorunlarının çözülmüş olacağını düşünüyor musunuz?
- CHP’nin, AKP ile yeni anayasa görüşmelerine başlayıp sürdürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

***

Evet, seçim zamanı çok geride kaldı.
Biliyorum, seçim zamanlarında ortalığı kasıp kavuran “anket” heyecanlarından zerre eser yok. Dahası bunun için bir sebep de yokmuş gibi görünüyor.
Acaba gerçekten öyle mi?
Anketler, siyasi partiler için yalnızca seçim zamanlarında mı başvurulacak bir nabız ölçme yoludur?
Hemen not düşeyim: Ne daha önce ne de bugün, siyasetçiye ve siyasi partilere akıl verme haddini kendimde görüyorum.
Ama yaklaşık 11.5 milyon seçmeni bulunan CHP yönetiminin, bugünlerde seçmenine dönerek, yukarıdaki üç soruyu sorup alacağı yanıtları değerlendirmesine ciddi biçimde ihtiyacı olduğu kanısındayım.
Bu düşüncemi de yalnızca, “köşe” yazma şansı bulunan bir yurttaş olarak, bu kadar ağır yaşam hakkı ihlallerine karşı içimde büyüyen insani itirazımdan dolayı dile getiriyorum.

***

Otoriter rejime itiraz eden ve her koşulda hukuk devletini savunan bir yurttaş olarak CHP’ye itirazım, AKP’nin yeni anayasa görüşme çağrısını kabul ederek görüşme yapmasına değil.
Eğer geçen hafta, 2.5 saat süren ilk görüşmenin ardından yapılan açıklamalarda, söylenen sözlerde, yaşadığımız umut kırıcı karanlığa, bir nebze olsun ışık düşürecek tek bir cümle okuyup işitseydim, bu yazıyı yine yazmayacaktım.
Ne ki, CHP yönetimi bu görüşmeleri anayasası fiilen askıya alınmamış, dört ilçesinde haftalardır sokağa çıkma yasağı uygulanmıyormuş, anayasal dayanağı bulunmayan bu sokağa çıkma yasakları yüzünden sivil yurttaşları, kadınları, çocukları vahşice öldürülmüyormuş, ölüleri huzurla defnediliyor, kaçırılmıyor, dondurma dolaplarında bekletilmiyor, otopsi raporlarına gizlilik kararı konmuyormuş; en kötüsü de bütün bunların tek sebebi 12 Eylül Anayasası’nın yürürlükte olmasıymış havasında yürütüyor.

***

Oysa rejimin sokağa çıkma yasakları, AKP’li Ömer Çelik’in “faşist düzen” olarak nitelediği 12 Eylül Anayasası’na bile aykırı. 12 Eylül hukukunun kanlı bir parçası olan Sıkıyönetim Kanunu’na göre bile, sokağa çıkma yasakları ancak olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilanlarında ve ancak sıkıyönetim komutanlarının uygulayabileceği bir yetki olarak tanımlanıyor.
Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Dargeçit’te kâh dama erzak almaya çıkarken, kâh namaz kılarken “isabet eden” mermilerle, toplarla öldürülen; sağlık, cenaze hizmetlerine ulaşamayan onlarca vatandaşın, bu zincirleme yaşam hakkı ihlallerine reva görülüşüne gerekçe gösterilen yasal dayanağın İl İdaresi Kanunu olmasına, valiler eliyle kullanılmasına CHP’den neden daha güçlü, daha etkili bir ses yükselmiyor?
Neden bu barbarlık, az sayıdaki milletvekilinin bireysel çabasından çıkıp ana muhalefet partisi yönetiminden beklenen bir reflekse dönüşmüyor?
Toplumların refahı için insanların icat ettiği bir kurum olan devleti; katliamlara, vahşete, barbarlığa, yaşam hakkı ihlallerine rağmen her koşulda savunma çizgisi, zulmü olağanlaştırıp vahşeti sıradanlaştırmıyor mu?
Baştaki soruya yine soruyla bir cevap arayalım:
Şu anda ihtiyacımız olan şey, içine Hitler’in gölgesinin düştüğü bir yeni anayasa mı, yoksa darbe anayasasına bile aykırı olan yaşam hakkı ihlallerine dur diyecek güçlü bir ses mi?
Evet ihtiyacımız olan tek bir şey var: Biraz daha ses.
İkircikli ve gecikmeli olmayan tarafından ama.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ömer Çelik