Köşe Yazısı

A+ A-

Sultanahmet…

Paylaş
instela'da paylaş
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
14 Ocak 2016 Perşembe

“Bizans uzmanı” Silvia Ronchey “Sultanahmet Meydanı’nın bir tarih saatinin olduğunu” söylüyor.
Aşırı hırslı bir askeri emperyalizmden sorumlu tutulan İmparator Jüstinyen’e karşı tamı tamına “11 Ocak 532”de burada “Nika isyanı” denen bir isyan yaşanmış.
Yunancada “zafer” demek olan “Nika!” nidalarıyla tarihe geçen isyanın hedefi Jüstinyen’i alaşağı etmekmiş.
Bizans tarihçisi Ronchey, Sultanahmet’in gerçekte tüm büyük Osmanlı isyanlarının da merkez üssü olduğunu hatırlatıyor.
1826’da II. Mahmut’a karşı kazan kaldıran yeniçeri isyanıyla, 1909’da Abdülhamit’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan ayaklanmaların hep burada patlak verdiğine dikkat çekiyor.
Türkiye’ye dıştan bakanlar; “saldırı” yeri olarak “neden Sultanahmet’in seçildiğini” çözmeye çalışıyorlar, İstanbul ve tüm Türkiye tarihin “çok katmanlı özeti” sayılabilecek “Sultanahmet”in simge değerini deşifre etmeye gayret ediyorlar.
Sultanahmet’in seçilmesindeki aşikâr gaye haliyle, tıpkı Tunus ve Mısır’da önceki IŞİD saldırılarında görüldüğü gibi; turizmi ve ekonominin bu ana damarı yoluyla rejimin ekonomik istikrarını mayınlamak.

İç-dış konjonktür
Avrupa basınında pek çok yayın organı, Türkiye’nin terör saldırılarına bağışıklık kazanmış olmasına karşın bu kez durumun farklı olduğunu ve bu saldırının “Türkiye’nin kalbine yapılan bir saldırı” olduğunu vurguluyor.
Frankfurter Allgemeine Zeitung’dan Reinhard Hermann’ın “İstanbul’da kar yağarsa, Türkiye’nin gerisinde kış olur” sözleri örneğin bu bağlamda kullanılıyor.
Türkiye’nin yanı sıra Almanya’nın da tabii hedef seçildiği açık.
Bu konuda yorumlar çeşitli.
“Almanya’nın son Tornado misyonunun” hedef alınmasından tutun da Merkel’in Erdoğan’ı Avrupa’ya yakınlaştırmaya çalışan son dönem politikalarının hedef alındığını savlayan farklı görüşler var.
Merkel’in elini zayıflatması beklenen bu Almanya boyutunun ötesinde; Sultanahmet’teki terör satrancının Türkiye’nin çok kırılgan olan iç-dış politikasını damardan hedef aldığı kanısı yaygın.
Uluslararası televizyonlar ve yayın organlarında izlediğim yorumların hemen hepsi bu yönde.
Bu terör darbesi özetle:
1. Dış politikada Türkiye’nin Suriye’deki vekâlet savaşında aldığı
zaaflar yüzünden gerçekleşti.
2. “Değerli yalnızlığın” zirvesinde oldu.
3. Rus uçağının düşürülmesini izleyen bir döneme isabet etti.
4. Batı ve Ankara arasında “güven krizinin” tırmandığı bir ortamda
cereyan etti.
5. İçerde Kürtlerle çatışmanın çok sertleştiği,
6. Kutuplaşmanın katlandığı,
7. Otoriterliğin alabildiğine derinleştiği,
8. RTE’nin “başkanlık sistemi” ısrarıyla rejimi değiştirmek için her yola başvurduğu bir savrulma anında yaşandı.

‘Sultan’ın düşmanları’
Bundan üç gün önce “Babanın 9 yaş üstü kızıyla ilişkisi meşru” sözleriyle “şok Diyanet fetvasını” manşete çeken İtalya’da Il Giornale gazetesi örneğin bu kez de “Giderek aşırılaşan bir ülke:
Halife’den (El Bağdadi) Kürtlere dek herkes Sultan’ın düşmanı” başlığıyla verdiği yorumunda; “Sultanahmet Meydanı’nda olanlara kimse şaşırmamalıdır” diyor ve Türkiye’de çok şeyin çok değiştiğini not ederek vaktiyle “komşularla sıfır sorun”, Kürtlerle barış konularıyla gündeme gelen, Batı’nın gözdesi olan RTE’nin “otoriterleştiğini, basının susturulduğunu, yargının hükümetin güdümünde olduğunu” belirtiyor.
Berlusconi ailesinin gazetesi ardından “RTE öyle ki” diyerek ekliyor:
“Başkanlığa geçebilmek için Hitler’den bile olumlu bahsetmekten çekinmiyor!”
Yeni yıla gireli 15 gün olmadı. Türkiye’nin adı bu kısacık sürede önce “Hitler”, sonra “ensest fetvası” ve şimdi de 10 Almanın canını alan “Sultanahmet saldırısı” ile baş sayfalara, manşetlere çıktı.
2016 belli ki 2015’i mumla aratacak.