Köşe Yazısı

A+ A-

Yeni Türkiye’nin yeni demokrasisi

Paylaş
instela'da paylaş
23 Ocak 2016 Cumartesi

1990’ların sonunda Amerikalı gazeteci ve köşe yazarı Ferid Zekeriya, İlliberal Demokrasilerin Yükselişi başlıklı bir makale yayımlamıştı. Seçimlerin yapıldığı ancak seçim sonuçlarının sadece çoğunluğun hâkimiyeti olarak algılandığı “özgürlük karşıtı bir rejimden” bahsediyordu.
Bu tespiti artık büyük oranda gerçekleşmiş olarak değerlendiriliyor. İş sadece Putin Rusyası, Modi’nin Hindistan’ı ya da Singapur gibi örneklerle sınırlı değil.
Geçen gün Taraf gazetesinde Tolga Bilener’in belirttiği üzere Avrupa Birliği’nin bir süredir başını ağrıtan Macaristan ve belli ki bu ağrıyı artıracak olan Polonya’nın yeni hükümeti de bu istikamette ilerliyor.
Hatta Macaristan’ın başbakanı Orban, Batı’nın ideolojik dogmalarına isyan etti ve “özgürlükçü olmayan demokrasi”nin toplumun refahı için kendini yeniden organize etmesi için model olması gerektiğini ifade etti. Olumlu olarak verdiği örnekler arasında elbette Türkiye de yer alıyordu.
Elbette “illiberal demokrasi” ya da “özgürlükçü olmayan demokrasi” ne kadar demokrasidir tartışılır. Daha ziyade mahcup bir diktatörlüğe benziyor ya da kadife eldivenli bir demir yumruğa.
Aşırı sağ, popülist siyasi hareketlerin bayılacağı bir rejim.
Doğrusu memleketimizin siyasal İslamcı geleneğinin de zaten otoriter siyasi kültürünün de hemen kucak açacağı bir yönetme tarzı. Macaristan, boşuna Türkiye’yi örnek göstermiyor. Hindistan’daki gelişmelerden yakınan profesör Pervez Ahmet’in, Türkiye’yi de benzer bir süreçten geçen bir memleket olarak tahlil etmesi de tesadüf değil.
Putin’in, Orban’ın, Modi’nin arzuladıklarıyla Erdoğan ve Davutoğlu’nun arzuladıkları çok farklı değil.
Erdoğan bunu daha çok “milli irade” diye somutlaştırıyor, Davutoğlu ise daha havalı “restorasyon” ifadesini kullanmayı tercih ediyor.
Behlül Özkan, “Davutoğlu dili ve edebiyatı” konusunda uzman bir akademisyen. Onun “Abdülhamit’in ruhunu beklerken: Restorasyon, medeniyet ve Davutoğlu” makalesi çok açıklayıcı.
Dünyada yükselişte olan özgürlük karşıtı dar demokrasi anlayışı AKP’nin siyasi projesiyle örtüşüyor.
Şu ya da bu sebeple üzeri örtülmeye çalışılan bu proje uzunca bir süredir saklanmıyor. Siyasal İslam dünyada ağırlık kazandı. Haliyle bu ağırlık Davutoğlu ve ekibinin “lebensraum” olarak gördüğü coğrafyada çok daha güçlü hissediliyor. 100 yıllık parantezin kapatılmasından ve restorasyondan bu kadar çok bahsedilmesi buna bağlı.
Zira Davutoğlu, mesela 1997’de Yeni Şafak’ta yazdığı üzere yeni Türkiye’nin “alkolün uçuk bulutlarında kendilerini kaybedenlerin değil, kıyamın, rukûnun ve secdenin dirliğinde kendini insanlık âlemi ile bütünleştirenlerin elinde” kurulacağına artık çok emin.
Kadim dedikleri basit ve düz bir siyasal İslamcılık, özgüven dedikleri telaşlı kof bir kibir, restorasyon dedikleri zaten zayıf olan çoğulculuğun tasfiyesi.