Köşe Yazısı

A+ A-

Kırım Tatarlarına Gene Gözyaşı Var

4 Mart 2014 Salı

Bir halk düşünün, tarihi sembolleri hiç dinmeyen gözyaşları olsun…
Kırım Tatarlarının en ünlü tarihi anıtı bu: Gözyaşı Çeşmesi!
Çeşme, Kırım Hanı Cengiz Giray’ın genç yaşta kaybettiği ve ömür boyu sevdiği eşi Dilara Bikeç için yapılmış.
Han, Kırım’ın Osmanlı hâkimiyetinden Ruslara geçmesinden kısa süre önce, 1764 yılında çeşmeyi ısmarlıyor.
Sufi bir usta çağırıyor, “Bana öyle bir eser yap ki!” diyor: “Yaşadığım kederi cihan bilsin!”
Hanın isteği üzerine usta, beyaz mermere yası anlatan bir hüzün abidesi oyuyor.
Lotus çiçekleri gibi kat kat kurnalardan oluşan çeşmede, hiç dinmeyen gözyaşları gibi hep sular akıyor.
Çeşme önce Dilara’nın kabrine dikiliyor.
Ancak Kırım’ın II. Katerina tarafından 1783 yılında Rusya’ya ilhak edilmesiyle, bu kabrin yanından kaldırılıyor ve minyatür Topkapı’yı andıran Han Saray’a taşınıyor.
19. yüzyıl başında büyük Rus şairi Puşkin Kırım Tatarlarının “merkez üssü” olan Bahçesaray’daki bu küçük sarayı gezerken, hüzün dolu çeşmeyi görüyor. Hikâyesinden çok etkileniyor. Ve “Bahçesaray Çeşmesi” isimli dünyaca ünlü şiirini yazıyor. Çeşmeye ayrıca, biri kırmızı, diğeri sarı, “aşk”, “acı”yı temsilen iki de gül bırakan şairin anısına, şimdi bu çiçekler her gün tazeleniyor.

Bir yeryüzü cenneti
Kırım’a üç kez gittim.
Her seferinde Bahçesaray ve bu çeşmeyi gördüm.
Elma, armut, şeftali bağları; adı gibi yemyeşil bahçelerle çevrili Bahçesaray ile “Gözyaşı Çeşmesi”nin bulunduğu “Han Saray”ın sahiden de ne denli şiirsel bir yer olduğunu anlamak için buralara gelmek lazım…
Yeryüzünde hiçbir yer “savaş” fikriyle bu kadar büyük tezat teşkil edemez.
Kırım Tatarı yazar Fatih Kerimi’nin dediği gibi “her yerinden latifet, şairiyyet” fışkıran bir “huzur adacığı” burası. Sessiz, sakin, kendi dünyasında. Başörtülü kadınlar, minareler, baklava, börek satan dükkânlar; mantıcı, gözlemecileriyle bir başka zamanlar cenneti…
Bu “cennet” gelin görün ki hep “Gözyaşı Çeşmesi” gibi dinmeyen ve sonu gelmeyen gözyaşlarıyla özdeşleşmiş.
Han’ın genç yaşta hayata gözlerini yuman biricik eşi gibi; kaybedilen ve yüreklerden silinmeyen bir “memleket aşkı” ve “Kırım aşkının” simgesi olmuş.
Han Saray”ı 8 yıl önce ilk ziyaret ettiğimde, burada tesadüfen karşılaştığım Tatar kızı rehber Naciye’nin Türkçesine çok şaşmıştım...
Stalin döneminde Sibirya gulaglarına ve Orta Asya çöllerine dek sürülen, uçsuz bucaksız bir Rus denizi içinde tespih taneleri gibi oraya buraya savrulan bir halk bu.
Büyük sürgünden yarım asır sonra, Sovyetler’in çöküş döneminde Gorbaçov’un iziniyle nihayet “vatan”larına dönene dek, zulmün her türlüsünü görmüşler, etnik temizliğe, asimilasyona uğramışlar, ama gene de “Türkçe”den vazgeçmemişler…
Kırım’a ilgim böyle, Han Saray’da tanıdığım Tatar kızı “Naciye” ile başladı.
En son bundan bir buçuk yıl önce, eski Ukrayna Büyükelçisi Bilge Cankorel ve eşi İclal Cankorel’le Kırım’a gittik. Onların sayesinde Kırım Tatarlarıyla her düzeyde görüşmek imkânı buldum...

Nasıl erimemişler?
Kırım’a ilk ayak bastığım günden beri merak ettiğim sorunun -yani “nasıl erimediler?”sorusunun- yanıtını; Simferopol Tatar Üniversitesi Rektörü Fevzi Yakubov, üniversitedeki etkileyici sohbetimizde şöyle anlattı:
Kendime bütün hayat boyu sordum” dedi Fevzi Bey; “Biz hangi güçle ayakta kalabildik? Sürgüne gittiğimiz 1944 yılında 7 yaşındaydım. Özbekistan’ın sıcak çölleri, vagonların pisliği ve açlık, hep aklımda. Bize sıradan insanlar yardım etti. Yardım edenlerin de urbaları yoktu. Ama son lokmalarını bizimle paylaştılar. Üniversitemizdeki bu ‘dostluk anıtı’, bizden işte yardımlarını esirgemeyen Özbek ve Ukrayna halklarına Kırım Tatarlarına uzattıkları el için teşekkürün temsilidir.
Kırım’ı ele geçirir geçirmez bu topraklardan sürdüğü Müslümanların yerine; Rusları, Bulgarları, Ermenileri ve Rumları yerleştiren Büyük Katerina’nın yaptığı ilk “etnik temizliğin” ardından geçen yüzyılda da Sovyet sürgünü yiyen Kırım Tatarları; son 30 yılın dönüş serüveninde de Ukrayna halkından oldukça destek görmüşler...
Şimdi bir kez daha Kırım’ın Rus boyunduruğuna savrulmasıyla, bu göreceli huzur yeniden mazi olacak. Rusya’nın, Kırım’a “fiili geri dönüşü” ile birlikte, Kırım Tatarlarının en feci anıları, yaşadıkları travmalar; geleceğe ilişkin belirsizliklerle beraber depreşecek!
Ukrayna krizinin nasıl sonuçlanacağı henüz belli değil. Ama Kırım’ın kaderi malum.
Büyük devletlerin hiçbiri belli ki “Kırım” için Rusya ile çatışmayı göze almayacak.
Obama’nın liderliği zayıf.
Avrupa bölünmüş, siyasi pigme konumunda. Enerjide Rusya’ya bağımlı.
Suriye’den Ukrayna’ya uzanan Batı-Doğu hattı boyunca muazzam bir güç boşluğu var.
Boşluğu Putin dolduruyor. Kartlar ondan yana.
Kırım Tatarlarının elinden bu durumda kim tutacak?
Yolsuzluk skandallarına saplanan bir hükümetin, “sıfır sorun”cu dışişleri bakanı Davutoğlu mu?
Güldürmeyin diyeceğim ama trajedinin çapı karşısında ayıp kaçacak...

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt