Köşe Yazısı

A+ A-

AKP dili ve edebiyatı

Paylaş
instela'da paylaş
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
04 Şubat 2016 Perşembe

Başbakan memleketimizde sistemin aslında işlemediğini şayet bugün sistem işliyorsa bunun kendi siyasi ahlaklarından kaynaklandığını söyledi.

Herhalde burada siyasi ahlaktan kastedilen, parlamenter sistemi Cumhurbaşkanı’yla sorun çıkmayacak şekilde işletmek. Yani Erdoğan’la uyum. Hükümet ile Cumhurbaşkanı arasındaki “kardeşlik hukuku”.

Zira bahsedilen bilindiği anlamıyla siyasi ahlak olsaydı, herhalde Sayın Davutoğlu haklarında yolsuzluk iddiası olan bakanlar için Meclis’te yapılan Yüce Divan oylamasında farklı davranırdı.

Hele partisinin il kongresinde “Harama uzanan elleri kopartırız” dedikten ve söz konusu bakanlara “Yüce Divan’a gitmeyi kendiniz isteyin, bunu kamuoyuna da kendiniz açıklayın” dediği haberleri medyada yer aldıktan sonra.

Yolsuzluk iddialarının hakkıyla soruşturulup soruşturulmaması herhalde siyasi ahlak ve şeffaflık konusunda en önemli turnusol kâğıtlarından biri.

Gelgelelim, Davutoğlu liderliğindeki AKP’nin bu konudaki tavrı ortada. Hiç yolsuzluk olduğunu düşünmediklerinden mi? Pek değil. Bakan Müezzinoğlu’nun Yüce Divan tartışmaları zamanında, geçen sene söylediklerini hatırlayalım:

“Toplum vicdanı, Yüce Divan vicdanından çok daha değerli. Bu anlamda toplum vicdanını rahat ettirecek şekilde gereğini yaparız. Bize düşen, çürük dişin dolgusunu yapmak ya da çekmek. Ama ben bana kastedene tekrar kendimi teslim etmem... Yüce Divan’ı bize tuzak kuran sistemin ana unsuru olarak görüyorum.”

Demek ki çürük bir diş mevcut. Bu kabul ediliyor. Ancak Yüce Divan’a güvenilmediği için AKP bunu kendi içinde kendi usulünce çözmeye tercih etmiş. Bu siyasi ahlakla bağdaşır mı?

Anlaşılan, siyasi ahlak denince AKP çevrelerinin aklına gelen birbirleriyle bozuşmadan gemiyi yüzdürmek.

Kaldı ki, geminin yüzmesi de biraz buna bağlı. “Davaya ihanet etmemek”, gerektiğinde yolsuzluk iddialarına Yüce Divan yolunu kapatmak, kırılan kolun yen içinde kalmasını sağlamak.

Tabii buna siyasi ahlak demek güç. Dense dense, parti disiplini ya da davaya sadakat denebilir. Öncelik kamunun parasının hesabının sorulmasında değil, partinin zarar görmemesinde.

Davutoğlu’nun bu sözleri, Arınç’ın açıklamalarından sonra söylediğini de not etmek gerek. Belki Saray’a hem sadakat bildiriliyor hem de reis vesayetinin artık sistemi zorlamaya başladığı uyarısı yapılıyordur.

Aynı konuşmada Başbakan’ın yeni sistem olarak başkanlık sistemiyle yetinmemesi ve “hür başkanlık sistemini ya da parlamenter sistemi konuşalım” demesi dikkat çekici.

Hür başkanlık sistemi esir başkanlık sistemine karşı mı ileri sürülmekte?

Bu durumda kim hür olacak? Başkan mı yoksa başkana karşı hükümet mi?

Davutoğlu, seçimlerden önce arzuladığı başkanlık sistemini şöyle tarif etmişti:

“Başkanlık sistemini yasama ve yürütmenin müstakil olarak etkin olduğu, demokratik denge ve kontrol mekanizmalarının öngörüldüğü bir yönetim şekli olarak tasavvur ediyoruz.”

Bu herhalde Erdoğan’ın aklındaki başkanlık sistemi değil.

Muhalefete, başkana Erdoğan’ın aklındakinden daha az yetki veren bir başkanlık sistemi mi teklif edilecek?

Şayet böyle bir teklif gelirse, bu otoriter başkanlığa giden yolda bir tuzak mı yoksa Erdoğan’a karşı Davutoğlu’nun güçlenme çabası olarak mı anlaşılmalı?

Siyasi ahlaktan kastedilen tek parti içindeki güç ilişkilerinin düzenlenmesi olunca, zamanında Sovyet Komünist Partisi’ndeki iktidar kavgalarını mimiklerden çözmeye çalışan Kremlinologlara dönmek kaçınılmaz.

Ağızda gevelenen siyasi sistemler, manidar açıklamalar ve en önemlisi şimdilik “çınarların gölgesinde” bekleyen hakikatler.

Üniversitelerde “AKP dili ve edebiyatı” bölümleri kurulsa yeridir.