Köşe Yazısı

A+ A-

Ortadoğu üzerine ahkâm kesmenin dayanılmaz hafifliği

Paylaş
instela'da paylaş
05 Şubat 2016 Cuma

Ortadoğu üzerine atış serbest, aklına esen büyük analizlere girişebiliyor, büyük iddialar ortaya atabiliyor. Aslında bu ne bize, ne de bugüne mahsus. Klasik emperyalizm döneminde, oryantalizm çerçevesinde, Batılılar “Doğu”yu istediği kadar geneller, istediği gibi tanımlardı. Ama hiç olmazsa, bunu “Doğu’nun bilgisi” üzerinden meşrulaştırmaya özen gösterirdi. Kuşkusuz, “Doğunun bilgisi” fevkalade tartışmalı bir iddia idi, ama yine de bu iddia adına Doğu dilleri öğrenilir, tarihi incelenir, bunlar üzerine bir bilgi iktidarı oluşturulma çabası sergilenirdi. Daha sonra, bu çabaya bile gerek duyulmamaya başlandı. Ne yazık ki, “klasik oryantalizm”e itiraz eden pek çokları dahi, Doğu üzerine bir şey bilmek gereği duymadan fikir yürütmekten imtina etmez oldular. Dahası, Doğu’ya dair iddialar “olumlu” istikamette olduğu sürece, bu yeni tür oryantalizm, oryantalizmin emperyalizmin meşrulaştırıcı olmak şeklindeki tarihsel yükünden kurtulup makbul sayılmaya başlandı.

Teoriler üretmek
Bırakın Batı medyasının genel resmini, kellifelli enetelektüel isimler, Arap Baharı’nı bu çerçevede, yani söz konusu ülkeler hakkında hiçbir şey bilmeden selamlamakta, dahası üzerine teori üretmekte tereddüt etmediler. İşler bekledikleri gibi gitmeyince dahi, tek yaptıkları, yeni teoriler üretmek oldu. Türkiye’ye gelince, “Ortadoğu” denilen coğrafyada yaşanan gelişmeler iki farklı oryantalizmi öne çıkardı. Birisi, muhafazakâr ve dolayısı ile iktidar çevresinde hâkim olan “Osmanlı-Türk Oryantalizmi”, diğeri Batı’da esen havaların buralarda yansıması çerçevelerinde. Birincisi, özetle “Osmanlı bölgeyi terk edince işler karıştı, suni ülkeler kuruldu, şimdi filmi geri sarmak zamanı, tutmayın bizi” fikriyatı. Diğeri, aklına esenin, konu Ortadoğu olunca aklına eseni söyleme cüreti göstermesi. Tam da bu nedenle, bir sol entelektüel, Suriye’de olanlar üzerine “belli ki Sünniler ve Aleviler birlikte yaşamak istemiyor, ilk fırsatta birbirlerinin boğazına sarılıyor” diye pespaye bir oryantalizm sergileyebildi. Belli ki Mısır hakkında başkentinin Kahire olduğu dışında başka bir şey bilmeyen bir başkası “Mısır devriminin özgün dinamikleri” gibi teoriler üretmekte kendini serbest hissetti, vs.
Unutmayalım ki bu noktada “üzerinde konuşmak için bilmeye gerek duymamak” sıradan bir cahil cesareti meselesi değil, daha doğrusu ondan ibaret değil. Tam tersine, en kötüsünden bir “hakir görme biçimi”, “üzerinde konuşmak için bilmeye gerek bile duymama biçiminde bir küçümseme”, yani oryantalizmin yeni ve en berbat biçimlerinden biri. Geçenlerde, bu meşrepten birisi, “Zavallı Ortadoğu..” diye bir hadsizlik risalesi kaleme almış. Gerçi bu ülkede her şeyi herkese yutturma konusunda, kimsenin sıkıntı çekmesine gerek yok, ama insan en azından kendine saygısı itibarıyla daha temkinli olmalı değil mi? Hayır, çünkü konu Ortadoğu, yani atış serbest. “İşin özü”nü bize anlatacakmış, ama birader sen daha işin a, b, c’sini bilmiyorsun. “Bu zat”, sorunlu bir “Ortadoğu” genellemesi ile başlıyor; yetmiyor, bu coğrafyayı, burada yaşayanları “tarihsizleştirme”, “öznesizleştirme” girişimi, oryantalizmin tüm büyük günahları var. Dahası da var; konu külüstür ve dolayısı ile eleştirellik fukarası bir “antiemperyalizm”e bağlanıyor.

Bizde bilinmez ama
Ayrıca, “Türkiye, Mısır ve İran dışında modernleşme denilen hadiseyi derinlemesine ele alan başka ülke araştırmacısı yok” sanıyormuş. Olabilir, bilmemek değil, öğrenmemek ayıp, ama öyle bir hava içinde ki sanki sorun kendisinin bilmemesi değil. Doğrusu, Ortadoğu üzerine yazılıp çizilen ve dahi yapılan çalışmalar bizde pek bilinmez, ama azıcık okuyup yazması olanın, başta Albert Hourani, Edward Said, ama tabii ki Hanna Batatu, Kemal Salibi ve dahi Fuad Ajami gibi sağır sultanın bildiği isimleri es geçmesi anlaşılır şey mi? Arap dünyasının, Marksist, solcu, İslamcı, liberal, milliyetçi, her cenahtan aydınlarının, modernleşme üzerine biriktirdikleri geniş külliyatı bir yana bırakıyorum. Hadi modernleşme üzerine edebiyatı da bir yana bırakalım diyeceğim, ama üzerine konuşulan insanları, toplumları en iyi edebiyat üzerinden anlarsınız. Bu meyanda Körfez modernleşmesi üzerine Abdurrahman Munif’in ve Suudi Arabistanlı yazar Turki el-Hamad’ın romanlarını (İngilizceye çevrili, hatta Hamad Türkçeye de çevrildi) göz ardı edebilir miyiz?
Keşke mesele sadece bilmemek olsun, o bile değil, en iyi ihtimalle üçüncü sınıf Batı-Osmanlı/ Türk karması bir oryantalist heyheylenme. Kısacası, nereden baksanız zavallı bir durum, ama masum değil, muzır bir zavallılık. “Ağır adam” pozuyla, Ortadoğu üzerine ahkâm kesmenin dayanılmaz hafifliği.