Köşe Yazısı

A+ A-

‘Tatarların Evleri İşaretleniyor!’

6 Mart 2014 Perşembe

Kırım Tatarlarına Gene Gözyaşı Var” başlıklı yazım üzerine Ukrayna’daki bir okurumdan şu iletiyi aldım:
Akmescit’e 225 km. uzaklıkta iş sahibiyim ve yanımızda Kırım Tatarlarından çalışanlar var. Aileleri Kırım’da. Hafta sonları gidip geliyorlar. Bu hafta gelen haber, Kırımlı Tatarların evlerinin işaretlenmeye başladığıdır. İsmi ile müsemma: Kırım. Korkarım Kırım Tatarlarını yeni bir kırım bekliyor.
Bu feci haber e-posta kutuma düşerken New York Times’ta da yarımadadaki dehşeti anlatan şu yorum çıktı: “Kırım’da korku başını aldı yürüyor/The march of fear in Crimea”.
Kırım’da ruh hali: Rus kökenli aydınlar arasında bile ‘coşku’ değil ‘korku’” diyen değerlendirme özetle şöyle:
Kırımlı Ruslar, Rus işgali istemedi (Moskova’dan) korumaya ayrıca gereksinim duymuyor. Çoğu sokaklarda Rus tankı görmek istemiyor. Kırım’ın geçim kaynağı turizm. Rus ordusunun karneleriyle yaşamak istemiyorlar. Kırım’a, elektrik, su veren Ukrayna’nın desteği olmadan yarımadanın kendisini ekonomik olarak idame ettiremeyeceğini herkes biliyor… Rus saldırısı öncesinde -Rus kökenli, Ukraynalı ve de Tatar- çok sayıda Kırımlı, Kiev’e kaçtı. Hangi kökenden olursa olsun, geride kalanların da kaçması için sosyal ağlarda destek grupları oluşturdular. Güvensizlik duygusu çok yaygın. Ukraynalı aktivistler (Moskova’ya ihanet eden) hain’ damgasından çekiniyor. Sayıları 300 bin olan (Kırım nüfusunun yüzde 12’si) Kırım Tatarları, burada kalıp aslında hakları için mücadele etmek istiyor. Cemaat liderlerinin ‘sükûnet’ çağrısı yapmasına rağmen; içlerinde azınlık Selefist İslamcılar, bu çağrılara uymayabilir. Rus medyası Müslüman nüfus içindeki bu küçük azınlığı ha bire öne sürerek Kırım Tatar nüfusunun tamamını, haksız biçimde ‘ayrılıkçı terörist’ olarak göstermek istiyor.
Kırım başka deyişle her türlü provokasyona açık!

Batı’nın sorumsuzluğu
İşlerin bu noktaya gelmesinde Batı’nın sorumluluğu, daha doğrusu “sorumsuzluğu” çok büyük.
Yanukoviç’in devrilmesiyle sonuçlanan Kiev gösterileri, Brüksel’e somut angajman getirmeyen “ortaklık anlaşması” yüzünden çıkmıştı.
Brüksel’in -bizim tecrübeyle sabit biçimde bildiğimiz üzere- sırf “havuç” olsun diye Kiev’e uzattığı anlaşmayı, Rus kuklası Yanukoviç imzalamayınca; “Batıcılar” sokağa döküldü ve “Maidan/Meydan” patladı!
Yanukoviç’in yerini alan geçici Batı yanlısı hükümeti meşru kabul etmeyen Moskova, özerk Kırım bölgesinde nüfusun yüzde 60’ını oluşturan “Rus halkını koruma” bahanesiyle Kırım’ı işgal etti!
Batı özetle, kıymeti harbiyesi olmayan bir “ortaklık anlaşması” için Ukrayna genelini ve Kırım’ı bu dehşetengiz maceraya itmiş oldu.
Komşuyu maceraya ittikten sonra da ne Kiev’deki yeni meşruiyetin kurulması için atik tetik girişimde bulundu ne “Putin’in Kırım işgali” karşısında caydırıcı tavır aldı.
Böylelikle hem vagonların raydan çıkmasına yol açtı, hem tren devrilince arazi oldu!
Kırım’ı yeniden “ilhak” etmek isteyen Putin’e karşı Batılıların gösterdikleri en büyük sopa Moskova’yı G8’den kovmak. Trajikomik!

Gerçekçi olmayan dizayn
Batı’nın Ukrayna politikasının bu gerçekdışılığına ülkeye ilk gittiğim 2006 yılından beri hep çok şaştım…
90’larda “turizme” kapalı bir askeri üs olan, Sivastopol’ün “iki ülke donanması barındıran yeryüzündeki tek şehir”olduğu gerçeğine yeni uyanmıştım.
Sivastapol’ün Karadeniz donanmasının yüzde 80’i Rusların, yüzde 20’si Ukraynalılarındı…
Bu şehre ilk gidişimde burayı bize, aynı zamanda gazeteci olan bir rehber gezdirmişti. Ona sordum: “Bölünmüş donanmayla nasıl AB’ye ve hele NATO’ya girmeyi planlıyorsunuz? Ruslar buna izin verir mi?
Rehber istifini bozmadan “Verir!” demişti: “Biz NATO’ya girince, Ruslar da Suriye’ye inecek!
Gazeteci rehberin bu büyük jeostratejik depremden; sıradan bir ayrıntı gibi bahsetmesi, benimle birlikte tüm seyahat arkadaşlarımın afallatmıştı. Ukraynalı muhatabımızın üstelik, söylediklerine inanan bir havası vardı…
Kırım’da oysa o ana dek gördüğümüz her şey; Rus tarihinin büyük parçalarının burada yattığını göstermekteydi…
Rus imparatorluğunun emperyal güçlerle koz paylaştığı Kırım Savaşı, burada yaşanmıştı.
Beride Yalta’da, Stalin, Roosevelt ve Churchill’le Doğu-Batı bloku arasında dünyayı paylaşmıştı…
Kendi adıma ben, Rus tarihiyle Moskova’dan çok… kuzeyde St. Petersburg; güneyde Kırım’da tanıştım…
Rusların zihinlerinden hiç çıkmayan “büyük imparatorluğun” temellerini çarlar; 17., 18. ve 19. yüzyıllarda bu iki uca, adeta mıhlamışlardı.
Kırım’ın önemli tüm mevzilerinde -misal!- İmparatoriçe II. Katerina ve son Rus Çarı II. Nikola’nın anıları vardı.
Bu anıların izlerine ve Sivastopol’deki Karadeniz donanmasına baktıkça insan Rusların er geç buralara dönmek için ellerinden geleni artlarına koymayacağını görebiliyordu.
Hal böyleyken “Ukrayna’nın NATO üyeliğinden” söz etmek bir kurgubilim öyküsünü andırıyordu. Buradan devam edecek.

Tümü Nilgün Cerrahoğlu - Son yazıları

Sisi ve Mısır’ın sırları 29 Mart 2018 Per
Üst akıl: Cambridge Analytica 25 Mart 2018 Paz
Fransa’nın utancı Sarkozy 24 Mart 2018 Cmt