Köşe Yazısı

A+ A-

Yeni otoriter rejimler

Paylaş
instela'da paylaş
11 Şubat 2016 Perşembe

Yeni otoriter rejimlerin siyasi propagandası şekil değiştiriyor. Öyle İkinci Dünya Savaşı filmlerinden hatırlanan kaba bir propaganda söz konusu değil. Kuzey Kore gibi karikatüral örnekler dışında çok daha karışık bir yöntem söz konusu.

Bir defa klasik diktatörlüklerden uzaklaşılıyor. Artık görünürde seçimlerin yapıldığı, şekli olarak demokrasi olan rejimlerin içinde otoriterleşmek revaçta.

İlliberal demokrasi denilen bu yeni tarz otoriterliğin bayrak ülkelerinden biri ise Türkiye. Diğerleri de malum. Rusya, Ekvador, Macaristan vs.

Soğuk Savaş’tan sonra uzun bir süre, seçimler ve serbest piyasa ekonomisinin mutlak bir zafere ulaşacağı ve zamanla bütün dünyanın demokratik rejimlerle yönetileceği umulmuştu. Tarihin sonunun geldiği ileri sürülmüştü. Tarih, alışkanlığı olduğu üzere hem sonunun gelmediğini ispat etti hem de belli ki yeni bir döneme girildiğinin de işaretlerini veriyor.

Şekil olarak demokrasiye benzeyen ancak içerik olarak demokrasiden bir hayli uzak bu yeni rejim tarzının medya kontrolüne bakışı da klasik diktatörlükler gibi değil.

Eskiden iş kolaydı. Devlet medyası tek yönlü ve çiğ bir propaganda yapar geri kalan her şeyi de yasaklardı.

Bugün ise bunu aşan yeni bir yol seçildi. Sadece devlet televizyonları ve gazeteleriyle yetinilmiyor. İktidara yakın sayısız kanal ve gazete devlet eliyle değil devlete yakın sermaye eliyle yayılıyor. Böylece çok sesli müzikten ziyade çok sesli sanat müziği gibi bir ortamla karşılaşıyoruz. Sazların sayısı çok ama hepsi aynı notayı basıyor.

Interneti ve sosyal medyayı Kuzey Kore gibi tamamen yasaklamak ve interneti sadece ülke sınırları içinde geçerli bir intranete indirmek elbette mümkün. Ama sadece teorik olarak. Yeni otoriterler interneti kısmen yasaklıyor ancak asıl tehlike sosyal medyayı manipüle etmeyi öğrenmeleri oldu.

Putin’in meşhur trol orduları, Çin’in tweet başına 50 cent aldığı için “50 cent” adı verilen trol ekibi ve bizde özellikle Gezi’den sonra sahaya sürülen artık bazı iktidar mensuplarının bile yaka silktiği Ak troller.

Hepsi sosyal medya üzerinde hâkimiyet kurmaya ve kamuoyunun sağlıklı bir şekilde bilgilenmesini engellemeye yarıyor.

İktidara yakın medyanın defalarca yalanlanan, absürdlük sınırlarını doludizgin aşan deli saçması haberlerinin sebebi de bu.

Dert sadece bir kişinin ya da partinin propagandasını yapmak değil. Asıl dert, televizyon, gazete ya da internetin artık haber alınabilen bir yer olmasını engellemek. Karman çorman bir informasyon ortamı yaratıp kitleleri hakikat ile yalanın, ciddiyet ile şovun birbirine karıştığı bir bombardımana maruz bırakmak.

Söylem tutarlılığına da gerek yok, haberciliğin temel kurallarına uymaya da.

Bir kakafoni yaratarak kitleleri uyuşturup hareketsiz kılmak ana amaç.

Bu yaratılan ortamı reddeden, çıkartılan her telden kuru gürültüyü susturabilen haberlere, bunları yapanlara karşı bu denli sert tedbirlerin sebebi de bu. İlliberal demokrasi için gerekli medya ortamını yıkma tehlikesi.

Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki iddianamenin tuhaflığına şaşırmamak gerek. O da bu yaratılan ortamın ruhundan besleniyor.

İktidar bloku kendi içinde çatlar, halk itildiği pasiflikten sıyrılır ve muhalefet iktidarın “itibarsızlaştırma” tuzaklarına düşmezse o ruh da, onun kurduğu düzen de çok hızlı yıkılır.

Bunu da en iyi otoriter iktidarın sahipleri biliyor.

Bu kadar dava boşuna mı?

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Can Dündar